UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

12 Eylül Röportajları-4

Çelik-İş Kartal Şube Başkanı Muharrem Şahin ile 12 Eylül üzerine konuştuk.

UİD-DER: 12 Eylül darbesi olduğunda nerede çalışıyordunuz?

M. Şahin: 1980’in 12 Eylül’ünde Pendik’te bulunan Sebat Kolektif Şirketinde çalışıyordum. Fabrika Arçelik’e bağlı bir işyeriydi. Fabrikaya ‘78 yılının sonuna doğru girmiştim. İşyerinde sendika yoktu ve 550 işçi çalışıyordu. O yıllarda bizlerin hiçbir hakkı yoktu. 100 kişinin maaşı iyi olmasına rağmen geriye kalan çok sayıda işçi düşük ücret alıyordu. Toplanıp işçilerle konuştuk ve işçilerin güvenini kazandık. Bizlerin Devrimci Demir-İş Sendikasına üye olduğu, yetki çoğunluğunu aldığı o gün darbe oldu. O günün sabahı askerler beni evden gözaltına aldılar. Sorgulamak üzere Selimiye Kışlasına götürdüler. O saati yani sekize çeyrek kalayı hiç unutmadım. O dönemde sorgulamalarda işverenlerin fikirleri alınıyordu. İşverenler “bu işçi teröristtir” dediği anda o kişinin hayatı bitti demekti. Geçerli olan işverenlerin sözüydü, işverenler hâkim rolündeydi. İşverenlerin o günlerde benim hakkımdaki ifadesi “manyaktır o ama idealist değildir, işinin ekmeğinin manyağıdır” yönünde olduğundan ben kurtuldum. Kışlada 3 gün kaldım ve çıktım. O gün olanları ben hâlâ yaşarım. O sesleri, o askerlerin hareketlerini, acı çeken insanları hâlâ hatırlarım. Kimi zaman uykudan sıçrar, kalkarım. Diğer yandan işçi arkadaşların hepsi ben yokken her akşam evime uğramıştı. Üç gün boyunca evime uğrayıp beni sormuşlardı. O günkü işçilerin anlayışına barış, dayanışma ve dostluk hâkimdi. Bugün bu duyguların çoğu yok edildi.

UİD-DER: Darbe öncesinde işçilerin, sendikaların durumu nasıldı?

M. Şahin: Sendikal mücadele bana göre olabilecek en güzel düzeydeydi. Bugün sendikalar içinde yaşanan kimi sorunlar o günlerde de vardı. Ama toplumsal doğrudan yana olanlar çok daha güçlüydü. Örneğin o yıllarda Maden-İş Sendikası en güçlü örnekti bizler için. Biz bağımsız bir sendikaya üyeydik fakat toplu iş sözleşmelerimizde Maden-İş Sendikasını örnek alıyorduk, Maden-İş doğrultusunda sözleşme yapıyorduk.

İşçi arkadaşlarımızın inançları, bir örgütlenmeden sonra gelen dayanışmaları, ekmeklerini paylaşmaları, oluşan güven, tek kelime ile zirvedeydi. Çok önemli örnekler ortaya koydular. İşçiler sağ-sol ayrımı yapmadan, sendikalarda tek vücut oluyorlardı. Örneğin bizim fabrikamızda 550 işçinin 548’i sendika üyesiydi. Bizler bu birlikteliğin karşılığını aldık. Hiç ikramiyemiz yoktu 4 ikramiye aldık. Maden-İş Sendikasının sahip olduğu hakların tamamını bizler de elde ettik. Bugün de sendikacıların sahip olması gereken en temel özellik dürüstlüktür. ‘80 darbesi sendikalarımızdan bu özelliği atmaya çabaladı. Sendika işçilere güven vermelidir. Bizler o yıllarda böylesi dayanışmaları yaşadık.

UİD-DER: Darbenin amacı neydi? Darbeden sonra işçiler neler kaybettiler?

M. Şahin: O gün toplumu sağ-sol çatışmasına sürüklediler. Sağdan ve soldan çok sayıda insan tutuklandı. Darbeciler önündeki engelleri temizledikten sonra kendi düşüncelerini tüm topluma yaymaya başladılar. Sivil toplum örgütlerini kendi istedikleri gibi yönlendirdiler. Sendikacılık ve siyaseti de darbeciler belirledi. Türk-İş hükümete bakan verdi. 90’lı yıllardan sonra bütün konfederasyonlar hükümetlere bakan verdiler. “Al gülüm ver gülüm” düzeni kurulmaya başlandı. İşçi çalışıyor özgürlüğü yok, özgürlüğünü savunacak gücü yok. 1989-90 yılında bir işçi hareketlenmesi oldu. Bunun öncülüğünü Çelik-İş Sendikası İskenderun Karabük grevleri ile yaptı. Özal hükümeti talimatla bizleri barajın altında bırakmaya çalıştı, başaramadı. Zonguldak’tan sonra, Bahar Eylemleri gerçekleşti. Fakat o eylemlerden bu yana tamamen işçiler kaybetti. 1989-1992 yılları arasında çok büyük işçi kıyımları oldu. Sermaye yavaş yavaş her şeyi kontrol etmeye başladı. 2001 krizinde örneğin işçiler kaybetti, işverenler kazandılar. Bu yılki krizde de hem kamuda hem özel sektörde işçiler kaybediyor, emek sömürülüyor. Kişisel olarak ben şimdi şube başkanı olmama rağmen temsilci olduğum o eski dönemlerdeki sendikacılığın yüzde 25’ini yapamıyorum. Sendikacıların yapmaları gereken dürüst olmaları, güven vermeleri ve önce insan demeleri gerekiyor. İnsanlar örgütlerine güvenmeli, örgütler de üyelerine yalan söylememelidir. Her geçen gün sermaye güçleniyor. Ekmek dahi bulamayan çok sayıda işçi var. Çalıştığı halde ay sonunu getiremeyen işçiler var. Hükümet işçi fonuna el koydu. Kıdem tazminatı fonu yok edilmek isteniyor. Buna rağmen emek çok güçsüz durumda.

UİD-DER: Darbeye, krize karşı talepler ne olmalı?

M. Şahin: Sendikalarda emeğin gücüne dayanarak birleşmeli ve güçlenmeliyiz. Herkes silkinip kendine gelmeli. Kıdem tazminatı hakkını patronlar biz sendikacılara sormadan gasp ediyorlar. Örneğin işsizlik fonu yasasını çoğu sendikacının haberi olmadan yasallaştırdılar. İşçi ile toplumsal örgütlerin birbirine güvenleri yok. Sendikaya üye olan işçi sokağa atılıyor, işçi “sendikaya üye olup da ne olacağım” diyor. İşverenler ve devlet sendikayı istemiyorum dese kimse karşı koyacak durumda değil. Ben açık söylüyorum, emeği temsil eden güçlerin birbirine inanması ve güvenmesi gerekiyor. Aksi halde bizler başarı kazanamayız. Yapacak tek şey var, yavaş yavaş, her işçiye sabırla anlatmaya devam etmektir. Belki bugün bizi beş işçi anlayacak ama işçilere doğruları anlatmaya devam etmeliyiz. Önce “insan ve emek” değerleri ile hareket etmeliyiz. ‘80 öncesinde de işçilerin sağcısı solcusu vardı. Fakat emek güçlüydü. Acaba diyorum o dönemde gücümüzü çok zor oluşturup çok çabuk mu dağıttık?

UİD-DER: Teşekkür ederiz.

 
5 Eylül 2009






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this