UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

15 Aralık Etkinliğimize Gelen Uluslararası Dayanışma Mesajları

Doro-Çiba’nın Dayanışma Mesajı

Sevgili UİD-DER’li kardeşlerimiz!

Doro-Çiba size kalpten gelen bir mesaj gönderiyor. Bizler demiryolu işçileri olarak neoliberal saldırılara karşı uzun bir süredir UİD-DER’le yakın bir uluslararası dayanışma içindeyiz.

İşçi sınıfına yönelik kapitalist saldırılara karşı koymak amacıyla güçlü bir mücadele örgütlemek üzere gerçekleştirdiğiniz bu etkinliğinizde sizlere içten başarılar diliyoruz. Biliyoruz ki, onlar kapitalizmin son aşamasında hayatta kalmak için, umutsuz bir girişimde bulunarak işçi sınıfını kurban etmeye çalışıyorlar; bu da işçi sınıfına en kötü iş kazalarını ve korkunç hastalıkları getiriyor.

Bu önemli etkinliğinize gelemediğimiz için son derece üzgünüz. Lütfen samimi işçi dayanışması mesajımızı kabul edin.

Doro-Çiba, neoliberal saldırının aşırı sömürüsüne ve vahşi baskısına karşı kahramanca mücadele eden sizlerle ortak bir mücadele yürütüyor. İşçilere işyerlerinde ve başka yerlerde ölümcül kazalar ve ağır hastalıklar getiren kapitalist açgözlülüğe karşı yürüttüğümüz mücadele büyük bir önem taşıyor. İşyerlerinde mücadeleyi sürdürerek, sermayeye karşı uzlaşmaz bir kavga vermek üzere çeşitli sanayi kollarında militan sendikalar örgütleme çabamızı ilerletiyoruz.

Mücadelemizin, özelleştirme, taşeronlaştırma ve geçicileştirme yoluyla işçileri sırf karın tokluğunun katlanılmaz koşullarına sürükleyen neoliberalizme yönelik karşı-saldırının önemli bir parçasını oluşturduğuna inanıyoruz. Karşı-saldırımız tüm Japonya’da militan sendikaların örgütlenmesiyle güçlenecek. Bu ortak davada birlikte mücadele edelim.

Bizler, 1987’de başlatılan Ulusal Demiryollarının Bölünmesi ve Özelleştirilmesi Planı’na karşı 26 yıldır mücadele ediyoruz. Bu plan, özelleştirme, taşeronlaştırma ve geçicileştirme yönünde toptan bir kapitalist saldırıyı tetikledi ve işçi istihdamının ve güvenliğinin ortadan kalkmasına yol açtı. Bu mücadelede emek dünyası açısından vahim bir durumla yüzleşmek zorunda kaldık. Mevcut sendikalar, düzenle dost ulusal sendika yönetimleri altında, neoliberalizme direnişi tümüyle terk etmişler ve hatta bunun destekçisi haline gelmişlerdi. Bu nedenle, taze bir militan sendika hareketi oluşturmak acil görevimiz haline geldi.

İşten atılan 1047 ulusal demiryolu işçisinin işe geri alınma mücadelesi, Japon işçi sınıfının sermayeye ve devlet iktidarına karşı topyekûn direnişinin ön cephesi haline gelmiştir. Bu 1047 işçiye destek vermek için ulusal ölçekte yürütülen kampanyada 100 bin imza toplanması, hareketimizin duyurulması için önemli bir araçtır.

Doro-Çiba olarak bir diğer acil gündemimiz, tüm nükleer santrallerin derhal kapatılması için ulusal çaplı bir hareketi güçlendirmektir. 2011 Martında Japonya’nın doğusunda gerçekleşen büyük depremden ve Fukuşima nükleer santralindeki faciadan bu yana bu mücadelenin ön saflarında yer alıyoruz. Nükleer santral işçilerinin radyasyonlu ortamda çalışmalarına karşı protesto eylemleri örgütlemenin ve Fukuşima’da yaşayan insanları savunmanın, bir sendika olarak görevimiz olduğunu düşünüyoruz. Bu insanlar, halen yüksek derecede radyasyonlu durumda olan kentlerine dönmeye ve radyasyona maruz kalan işyerlerinde çalışmaya zorlanıyorlar. Kardeş sendikamız Doro-Mito, yönetimin demiryolu işçilerini tehlikeli işlere zorlayan girişimlerini durdurmak için pek çok grev örgütledi. İşçiler kazaya uğrayan nükleer santrallerin çevresinde uzun süre kalmış trenleri rasyasyondan arındırma işine zorlanıyorlar.

59 Fukuşimalı çocuğa tiroid kanseri tanısı konmuşken ya da kanser şüphesi taşırken ve bu çocuklar tedavi görürken ya da operasyon geçirmişken, bu ciddi gelişmeleri hiçbir şekilde umursamayan Abe başbakanlığındaki hükümet, kazaya uğrayan nükleer santrallerden sızan radyoaktif suyu denize veriyor ve tüm dünyanın okyanuslarına radyasyon bulaştırıyor. Nükleer faciaya karşı kararlı mücadelemiz sayesinde, bugün için Japonya’da çalışır durumda olan hiçbir nükleer santral yok. Egemen sınıfın aleyhine olan bu durum karşısında, Japon hükümeti, gelecek yılın başında belli sayıda nükleer santrali eş zamanlı olarak devreye sokma ve dünyanın sayısız ülkesine nükleer santral ihraç etme niyetinde. Bildiğiniz üzere, Abe, Japon şirketleri eliyle sizin ülkenizde bir nükleer santral inşa etmek için 28 Ekimde Türk hükümetiyle bir anlaşma imzaladı.

Nükleer santrallere karşı 16 bine ulaşan muazzam sayıda protesto imzası toplayarak bize verdiğiniz değerli desteğiniz için bir kez daha derinden şükranlarımızı sunuyoruz. Size teşekkürlerimizi somutlamak için, buradan size, ülkenize nükleer santral ihraç edilmesine yönelik tehlikeli planı durdurmak için mücadelemizi devam ettirme sözü veriyoruz.

İşçi sınıfının uluslararası dayanışmasını güçlendirelim ve işçilerin gerçekten insanca bir yaşamın tadını çıkaracakları bir toplumu birlikte inşa etmek için mücadele edelim.

Dayanışma selamlarımızla!

Çiba Ulusal Demiryolu Lokomotif Sendikası (Doro-Çiba) Başkanı

TANAKA Yasuhiro


İranlı İşçiler Dayanışma Ağı IWSN’nin Dayanışma Mesajı

Sevgili sınıf kardeşlerimiz,

UİD-DER’in “İş Kazaları Kader Değildir, İş Kazalarını Durduralım!” kampanyasında 100 bin imza hedefine ulaşıldığına dair güzel haberi yürekten mutluluk duyarak aldık.

Bu başlı başına büyük bir başarı. Bu imzaların asıl olarak işçi mahallelerinde ve fabrika kapılarında toplanmış olması ve yarım milyon insanla yüz yüze temas kurulması, kampanyayı Türkiye işçi hareketinin darbe sonrası tarihindeki önemli bir gelişme haline getiriyor.

Üstelik kampanyayı gerçekleştirmek için yapılan eğitim çalışmalarını takiben yüzlerce UİD-DER aktivistinin seferber olması ve örgütlenmesi, şüphesiz sadece bu özel kampanyanın değil bizzat Derneğin de yapılanmasına ve gelişmesine yardımcı olacaktır. İşçileri önce iş kazaları ve meslek hastalıkları konusunda bilinçlendirip, ardından onların hoşnutsuzluğunu kampanya için somut desteğe dönüştürmenin uzun vadeli olumlu sonuçları da olacaktır.

Türkiye’de şu anda sendikalar yasal, ama işçilerin haklarını savunup genişletmek ve onların yaşam standartlarını geliştirmek için gerçekten mücadele etmek bakımından pek aktif değiller. Böyle bir zamanda bu tür bir kampanya ve kampanyanın işçi kitleleri arasında sabırla yürütülüş tarzı çok önemlidir. Burada, diğer ülkelerdeki işçiler ve işçi hareketi aktivistlerinin öğreneceği dersler olduğu muhakkaktır.

Umuyoruz ki kampanyanızın başarısı birçok başka işçinin ve işçi hareketi aktivistinin de şoke edeci iş kazaları istatistiklerini düşürme mücadelesine katılmasına yol açacaktır. Bu istatistiklere göre iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle ayda 100 işçi hayatını kaybetmekte, binlercesi yaralanmakta ve sakat kalmaktadır.

“İş kazaları kader değildir, işçi ölümlerini durduralım” cesur sloganına sahip olan UİD-DER kampanyasının, işçi sınıfının geniş kesimleri ve Türkiye toplumunun diğer kesimleri içinde (parlamento dahil) her türlü başarıya ulaşmasını diliyoruz.

Yaşasın işçi sınıfının uluslararası birliği ve mücadelesi!

İranlı İşçiler Dayanışma Ağı (IWSN)


İranlı Mücadeleci Tutsak İşçi Önderlerinin Mesajı

Türkiye’nin tüm mücadeleci işçilerine selam olsun!

Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği’ne selam olsun!

Türkiye’nin işçi sendikalarına selam olsun!

Mücadeleci dostlar, arkadaşlar, siz ki sermayenin saldırıları karşısında aynı safta birleşmiş, mücadeleye canla başla girişmişsiniz. Biz İran sermayesinin cezaevlerinden siz sınıf kardeşlerimize yürekten selamlarımızı iletiyoruz. Sermayenin sömürüsüne, zulmüne ve baskılarına karşı, işçilerin iş cinayetlerinde öldürülmesine karşı verdiğiniz mücadeleyi kazanmanızı tüm kalbimizle istiyoruz. Derneğinizin, İranlı işçilere gösterdiği dayanışmayı unutmadık, bunun için size teşekkür ediyoruz. İş cinayetlerine son vermek için bir kampanya yürüttüğünüzü öğrenmiş bulunuyoruz. İran cezaevlerinde esaret altında olan biz mücadeleci işçiler olarak, yürüttüğünüz kampanyaya destek olmayı görevimiz biliyoruz. Bu mücadelede bizi kendinize kardeş ve dost bilmenizi ve canla başla mücadeleye devam etmenizi dileriz. Tüm dünya işçilerinin kapitalizme karşı birleşeceği günleri görmek en büyük arzumuzdur. O günleri görmek ümidiyle yaşıyoruz!

Dünya İşçilerinin Birliği Kurulsun!

Sermaye Düzeni Yıkılsın! İşçilerin Hükümeti Kurulsun!

Guhardeşt Zindanı’dan Şahrok Zamanî, Halid Herdanî, Salih Kuhendel, Efşin Heyretiyan, Areş Muhammedî

Tebriz Zindanı’ndan Muhammed Cerrahî ve İsmail Fettahî


Alliance for Workers’ Liberty’nin Dayanışma Mesajı

Etkinliğiniz ve kampanyanız için Alliance for Workers’ Liberty adına selamlarımızı ve dayanışmamızı gönderiyoruz.

Güvenli çalışma koşullarının olmaması, yüz binlerce işçi için hayatın gündelik bir gerçekliği. Bunun işçiler için anlamı tehlikeli ve ölümcül kazalar. New York’ta Triangle tekstil fabrikası yangınında 113 işçinin ölmesinin üzerinden 100 yılı aşkın zaman geçmiş olduğu halde, fabrika yangınları ve benzeri felaketler hâlâ işçi kardeşlerimizin canını alıyor. 2012’de Bangladeş’teki yangında ve daha geçen hafta 8 Çinli işçinin öldüğü İtalya’daki bir tekstil fabrikası yangınında olduğu gibi.

İngiltere’de inşaat sahalarında daha güvenli çalışma koşulları temin edilmesi için örgütlenen sendika aktivistleri sistematik biçimde kara listelere alınıyorlar. Avrupa’nın en büyük ulaşım inşa projesi olan Crossrail’in inşaat sahasında tünel açma makinesini kullanmak üzere 32 işçi tünele yollandı, oysa makinenin en fazla 29 kişilik kapasitesi vardı. İşyerindeki sendika temsilcisi buna karşı itiraz yükselttiğinde, kendisiyle beraber onlarca işçi işten atıldı. Ancak militan bir sendikal doğrudan eylem kampanyası sonucu temsilci tekrar işe geri alındı.

Anti-kapitalistler olarak biliyoruz ki bu “kazalar” ve güvenlik ihlalleri aslında tesadüfi değildir: bunlar insanları harcanabilir malzeme gibi gören ve daha fazla kâr elde etme şansı anlamına geliyorsa her şeyin kolayına ve ucuzuna kaçan, her türlü güvenlik mevzuatını ihlal eden ve her türlü riski doğuran bir sistemin kaçınılmaz sonuçlarıdır.

Böylesi bir sistemin barbarlığına karşı biz, insan ihtiyacının önce geldiği ve patronların kârı uğruna hiçbir işçinin yaralanma ve ölümle yüz yüze gelmediği bir sistemi; kendi sosyalizm vizyonumuzu koyuyoruz.

Etkinliğinizin ve kampanyanızın başarısı için en iyi dileklerimizi ve dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

Alliance for Workers’ Liberty


Patrick Murphy, Ulusal Öğretmenler Sendikası Ulusal Yönetim Kurulu

Ben İngiltere’den Workers’ Liberty’den Patrick Murphy. Ulusal Öğretmenler Sendikası (NUT) Yönetim Kurulu’ndayım. Kapitalizm her gün işçileri öldürüyor, sakat bırakıyor. Güvenebileceğimiz yegâne örgütler işçilerin örgütleridir. Bu bakımdan dayanışma diyorum kardeşler; işçilerin korunması uğruna verdiğiniz mücadeleniz için uluslararası dayanışma duygularımı gönderiyorum.

Becky Crocker, Londra Metrosu işçisi ve RMT aktivisti

Merhaba, ben Becky Crocker. Demiryolu, Denizyolu ve Ulaşım İşçileri Sendikası RMT’de aktivistim. Londra Metrosu’nda çalışıyorum. Şu anda Londra Metrosu 1000 işçiyi işten çıkarma sürecinde ve bu Londra Metrosu’nu daha az güvenli hale getirecek. Bu çok önemli bir konu, bu nedenle etkinliğiniz için en iyi dileklerimi iletiyorum.

Cathy Nugent, Solidarity gazetesi editörü

Merhaba, benim adım Cathy Nugent. Sosyalist gazete Solidarity’nin editörüyüm. Sağlık ve güvenliğin inanılmaz derecede önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Bu konu kapitalizm varolalı beri dünyanın her yerinde önemliydi. Ama patronlar dünya ölçeğinde saldırıya geçtiği için bunun önemi şimdi daha da artmakta. Özellikle de göçmen işçiler gibi daha zayıf konumda olan işçiler için. Bu bakımdan hepinize bu haftasonu yapacağınız etkinliğiniz için en iyi dileklerimi yolluyorum.


Muhammed Aşrafi’nin mesajı

Türkiye’deki işçi kardeşlerimi selamlıyorum. Ben İranlı bir işçiyim, ama kendimi sadece İran işçilerine ait görmüyorum, dünya işçilerine ait görüyorum. İranlı işçilerin de, Türkiyeli işçilerin de, dünyanın diğer işçilerinin de birbirlerinden farkları yok. Birleşmekten başka yolları da yok.

Ben 14 yaşımdan beri çalışıyorum, ailemi geçindirmek için her işi yaptım. Çocuk yaşta gündüz okula gidip geceleri inşaatlarda çalıştım. 40 senedir işçiyim ve hâla çalışıyorum, çünkü yaşamak için çalışmaktan başka çarem yok. İşçi kardeşlerim şunu bilsinler ki sadece çalışarak istediklerine kavuşamayacaklar, bunun için mücadele etmek zorundalar. Burada iki sınıfın savaşı var, iki sınıfın mücadelesi var. Ya sermaye sınıfı kazanacak ya işçi sınıfı. Bu savaş kendiliğinden kazanılmayacak, bunun için elele vermek, mücadele etmek gerek.

Biliyorum ki şu anda etkinliğinizin gerçekleştirildiği o salonda iş kazasına uğrayan işçiler var, canını kaybeden işçilerin aileleri, sendikalı işçiler, sendika temsilcileri, UİD-DER’li işçiler var. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Yürüttüğünüz mücadeleyi çok beğendiğimi bilmenizi istiyorum. Bu mücadeleyi yükseltip büyütmenizi diliyorum. İşçilerin örgütlenmesini, kapitalizmin onları bölmesine izin vermemelerini istiyorum. Kapitalizmin, sermayenin istediği, işçilerin birbirinden uzak olmasıdır. Sermayeye karşı durmak ve işçileri örgütlemekten başka yolumuz yok. Nasıl ki kapitalistler tüm dünyada birbirlerine yardımcı oluyorlar bizim de başka yolumuz yok.

Ben üç senedir Türkiye’de yaşıyorum. Bu sürede UİD-DER’li işçi arkadaşlarımla yakın ilişki içinde oldum, onların mücadelelerini gördüm. Onlara mücadelelerinden dolayı çok teşekkür ediyorum. İş cinayetlerini, iş kazalarını durdurmak için yürüttükleri kampanyanın, mücadelenin de başarıya ulaşmasını diliyorum. İş kazaları sadece Türkiye’de değil diğer ülkelerde de yaşanıyor. Bu kazalar sermayenin eliyle oluyor. İran’da günde 4-5 işçi iş kazalarında can veriyor. Bu başka ülkelerde de böyle. Mesela geçen yıl Karaçi’de, Lahor’da, Dakka’da binlerce işçi canını yitirdi. İşçiler binalarda yakıldı, binalar işçilerin üstüne yıkıldı. Dünyanın tüm ülkelerinde işçiler canlarını kaybediyor. Bu nedenle bu mücadele sadece Türkiye’de, İran’da değil tüm dünyada önemli. Kapitalizm insanların kanından da, canından da para kazanıyor. İşçiler tüm ülkelerde mücadele etmeli ve bu mücadeleyi birleştirmelidirler. Bu mücadele sınıf mücadelesidir. Ümid ediyorum ki tüm dünyada işçiler UİD-DER’in yürüttüğü bu mücadeleyi destekleyecek ve yükselteceklerdir.

UİD-DER’in başlattığı ve yaygın ilgi gören mücadeleyi gördükçe seviniyorum. Bu mücadelenin büyüyeceğine, sadece Türkiye’de kalmayacağına, başka ülkelerin işçilerinin de buna güç vereceğine, yardım edeceklerine inanıyorum. İranlı işçiler de bu mücadeleyi duydukça seviniyorlar, onlar da bu mücadeleye destek vermek istiyorlar.

Ben İran’dan üç yıl önce çıktım. Bizi cezaevine atmak istediler. Bazı arkadaşlarımızı da cezaevine attılar. Bazılarına 11, bazılarına 20 sene ceza verdiler. Sadece sendika kurmak istedikleri, ücretlerin artmasını istedikleri, işçilerin taleplerinin yerine gelmesini istedikleri için bu cezalara çarptırıldılar. UİD-DER geçen yıl İranlı işçilere, zindanlardaki işçi liderlerine destek vermek için imza topladı, onlarla dayanıştı. Türkiye’de yaşayan İranlı işçilere yardımcı oldu. İranlı işçiler de Türkiyeli işçilerle el ele vereceklerine söz veriyorlar. Enternasyonalizm, enternasyonalist fikirler ister İran’da yaşasın ister Türkiye’de işçinin kalbindedir, kafasındadır. Eminim ki bir gün işçiler birbirine yakınlaşıp el ele verip mücadele verecekler.

Ben mücadele eden Türkiyeli işçilere ve özellikle de UİD-DER’e çok teşekkür ediyorum. Biz can kardeşiz. İnanıyorum ki, bir dünya sınıfı olarak elele vereceğiz ve kapitalizmi yıkıp dünyamızı ve tüm insanları sermayenin elinden kurtaracağız. Ben bu işin ne kadar süreceği konusunda bir şey diyemiyorum, bir sene, on sene, ama biliyorum olacak, işçiler elele verecekler. Ben o günü görüyorum. Biliyorum ki o gün gelecek. İranlı işçiler, Türkiyeli işçiler, Asyalı, Avrupalı, Amerikalı işçiler elele verecekler ve o zaman biz istediklerimize kavuşacağız. Size söz veriyorum ki bu iş olacak, ben görsem de görmesem de olacak. Bunun olacağını bildiğim için mutluyum ve ben görmesem de sizlerin kazanacağınızı şimdiden görüyorum.


Köln’den İran İşçi Hareketiyle Dayanışma Komitesi’nin Dayanışma Mesajı

Sevgili kardeşler!

Sizleri candan selamlıyor ve bu önemli etkinliğiniz için başarı dileklerimizi gönderiyoruz.

Her dakika, dünyanın her yerinde işçiler çalışma sırasında basit koruma ve güvenlik önlemleri olmadığı için hayatlarını kaybediyorlar. İş kazaları resmi olmayan suçtur, çünkü çoğunlukla uzun çalışma saatleri, güvenli olmayan iş ekipmanı ve parça başı çalışmadan kaynaklanmaktadır. Kapitalistler daha fazla kâr elde etmek maksadıyla işçilerin sağlığı ve güvenliği için harcama ve yatırım yapmaktan kaçıyorlar.

En son resmi istatistiklere göre İran’da günde ortalama üç işçi iş kazasına kurban gidiyor. Bu durum işçi sınıfının dünya çapında yaşadığı ortak bir acı. O nedenle ortak bir mücadeleyi gerektiriyor. İşbirliği ve deneyim alışverişi sayesinde karşılıklı olarak birbirimizden daha çok öğrenebilir ve birbirimize daha iyi yardım edebiliriz.

Kazaları önlemek ya da en azından azaltmak için sendikalara büyük sorumluluk düşüyor. Sendikalar ve diğer işçi örgütleri aşağıdaki talepler etrafında el ele vermelidirler:

  • Çalışma süreleri kısaltılsın, çalışma hızı azaltılsın

  • İşyerleri düzenli olarak güvenlik denetimine tabi tutulsun

  • Sürekli olarak ve yeterli miktarda koruyucu ekipman ve koruyucu giysi sağlansın

  • İşçilere iş kazalarına karşı neler yapılacağı konusunda nitelikli eğitim verilsin

Kardeşler! Etkinliğiniz bize heyecan veriyor ve sonuçlarını merakla bekliyoruz. Sizin ele aldığınız konular ve deneyimleriniz İran'daki işçi kardeşlerimiz için çok yararlı olabilir.

Dayanışma içinde ve başarılı bir işbirliği için!

Yaşasın enternasyonal dayanışma!

İran İşçi Hareketiyle Dayanışma Komitesi Almanya/Köln Sözcüsü

S. Sadeh


İranlı Politik Örgütler Konseyi’nden mesaj

Daha önce İranlı işçileri savunan bir kampanya örgütlediğinizi öğrenmiştik. Ayrıca “iş cinayetlerine” karşı genel bir kampanya düzenlediğinizi ve kampanya talepleri doğrultusunda bir etkinlik organize edeceğinizden de haberdarız.

Bu vesileyle işçilerin haklarını savunmak üzere kampanya yürüten sizlere ve tüm dostlara teşekkür etmemize izin verin. İran’daki ve Türkiye’deki işçilerle dayanışma çabalarınızı çok kıymetli buluyoruz.

Bu dayanışma, Türkiye’deki, Rusya’daki, İspanya’daki, İran’daki ve diğer birçok ülkedeki küresel sınıfımızın uğruna çaba verdiği ve fedakârlık ettiği çözüm yoludur. Bir yandan acil ihtiyaçlarımızı ve sorunlarımızı ele alırken bir yandan da uzun dönemli çözüm için düşünmemiz ve strateji geliştirmemiz gerekiyor.

İranlı işçiler, temel haklardan mahrum edilmiş oldukları halde, toplumsal koşullarımızı ve çalışma koşullarımızı düzeltmek için gün be gün çaba gösteriyor, mücadele ediyorlar. Mücadeleleri sırasında zorbalıkla yüz yüze geliyorlar ve büyük bir bedel ödüyorlar. Ama bizler, örgütlenme hakkı dâhil olmak üzere hedeflerimize ulaşana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Sizin dayanışmanız ve desteğiniz bu mücadelede bize yardımcı olacak.

İyi çalışmalar dileklerimizle

İran’daki işçilerle dayanışma içindeki sol ve komünist politik partiler, örgütler ve komiteler konseyi


Avusturya’dan Dayanışma Mesajı

Sevgili işçi kardeşlerim,

Ben yaklaşık 25 yıldır Avusturya’da yaşayan Türkiyeli bir emekçiyim. Bu ülkede yıllardan beri çalışan ve Avusturya’nın dünyanın en zengin yedinci ülkesi durumuna gelmesine en az yerli emekçi halk kadar katkıda bulunan yüzbinlerce göçmenden biriyim. Bu ülkenin sahip olduğu toplam servetin % 70’i nüfusun en zengin ve en asalak % 10’luk kesimi tarafından kontrol ediliyor. Yani Avusturya büyük ve orta burjuvazisi ile onun devlet mekanizmasını yürütmekte olan bürokratlar güruhu bu ülke emekçi halkının üretmiş olduğu tüm değerlerin üzerine oturarak bir zamanlar imparatorluğu yöneten Habsburg hanedanını bile kıskandıracak lüks ve ihtişamlı bir hayat sürerken, ülkenin yerli ve göçmen emekçi sınıflarının payına zamlar, sosyal kısıtlamalar, işsizlik, giderek artan yoksulluk, stres, tükenmişlik sendromu, meslek hastalıkları ve iş kazaları düşüyor. Ancak göçmen işçilerin dertleri bunlarla da bitmiyor. En ağır ve pis işleri düşük ücretlerle yapmaya zorlanmak, iş piyasasında ayrımcılığa uğramak, ikinci sınıf insan muamelesi görmek, horlanmak, aşağılanmak, ırkçılık ve yabancı düşmanlığına maruz kalmak göçmen emekçilerin hayatını daha da katlanılmaz kılan diğer faktörler arasında.

“Çalışma hayatında sosyal barış ve uzlaşı” gibi içi boş sloganlarla ücretli kölelik düzenini emekçilere şirin göstermeye ve onların gözünde meşrulaştırmaya çalışan kurnaz burjuvalar, sıra işyeri güvenliğine geldiğinde hiç te o kadar hevesli ve istekli davranmıyorlar. Avrupa Birliği ülkeleri içinde oldukça sıkı ve işlevli işgüvenliği yasalarına sahip olarak bilinen Avusturya’da meydana gelen iş kazalarıyla ilgili istatistiksel bilgilere geçmeden önce, bir emekçi olarak bizzat başımdan geçen bir iş kazasından kısaca bahsetmek isterim. Ben ulaşım sektöründe taksi sürücüsü olarak hayatımı kazanıyorum. 1999 yılında bir taksi işletmesinde çalışırken, aşınıp yıpranmış ve ömrünü tamamlamış oto lastiklerinden birinin üst kaplamalarının otoyol üzerinde yüksek süratle seyrederken birden koparak lastikten ayrılması sonucu hayatıma mal olabilecek bir “iş cinayeti”ni kıl payı atlattım. Asfalta saçılan kaplamaları işyerinde patronun önüne attığımda bana sadece pişkin gözlerle “ne var bunda” dercesine baktı ve arabanın lastiklerini değiştirerek olayı fazla abartmamam gerektiğini söyledi.

Avusturya devlet istatistiklerinde iş kazalarıyla ilgili bilgilere 70’li yıllara kadar ulaşmak mümkün. 1975 yılında bu küçük ülkede tam 185 bin 605 iş kazası meydana gelmiş ve işçi sınıfı o yıl 635 kurban vermiş. 2000 yılına geldiğimizde ise iş kazalarında ve ölüm vakalarında önemli bir düşüş gözleniyor. Bu 25 yıllık zaman dilimi içinde işçi sınıfının sendikal ve örgütlü mücadelesi meyvelerini vermiş ve 2000 yılında iş kazası sayısı 130 bin 239’a, ölü sayısı 232’ye kadar gerilemiş. 2012 yılı verilerine baktığımızda kaza sayısının 112 bin 104, kurban sayısının 171 olduğunu görüyoruz.

1975 yılında meslek hastalıklarıyla ilgili istatistiklere geçmiş şikayet sayısı 2603 ve bu hastalıklar neticesi ölüm vakaları 14 olarak tespit edilmişken, 2011 yılında 1498 meslek hastalığı ve 108 ölüm vakası kayıtlara geçmiş. 2012 yılı verileri ise 1474 meslek hastalığı ve 104 ölüm vakası.

Görüldüğü üzere meslek hastalıklarıyla ilgili şikayet sayısı azalmış olsa da, bu hastalıklar sonucu ölüm vakalarında radikal bir artış söz konusu. Bütün bu istatistiksel bilgilerin sonuç olarak burjuva devlet kurumları tarafından tespit ve beyan edilmiş olduğu dikkate alındığında, gerçek rakamların daha da yüksek olabileceği konusunda şüpheye kapılmak abartı olmaz.

İş kazaları ve hastalıklarıyla ilgili rakamların bize aslında söylediği tek bir şey var. Avusturya gibi 8 milyonluk görece küçük bir ülkede her yıl onbinlerce iş kazasının meydana gelmesi ve gerek bu kazalar gerek meslek hastalıkları yüzünden her yıl yüzlerce emekçinin hayatını yitirmesi, kapitalist talan ve sömürü düzeninin barbarlığını ve çağdışılığını gözler önüne sermektedir. Kapitalizm işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle yıkılıp insanlık tarihinin çöplüğüne gönderildiğinde ve üretim burjuvaların kârları için değil toplumsal ihtiyaçların karşılanması için sosyalist bir tarzda örgütlendiğinde iş kazaları da meslek hastalıkları da tarihe karışacaktır.

Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun kapitalist üretim ilişkilerinin hüküm sürdüğü toplumlarda iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı burjuva düzenin hoşgörü ve yasal sınırlarını alabildiğine zorlayan kampanya ve aktivitelerin örgütlenerek işçi sınıfı içinde duyarlılık ve bilinç uyandırılması sosyalistlerin başlıca görevlerinden olmalıdır. Türkiye’de bu kampanyaların örgütlenmesinde önemli görevler yüklenen UİD-DER’i bu çabalarından dolayı kutluyor, Avusturya işçi sınıfından Türkiye işçi sınıfına selam gönderiyorum. Selam yaratana!

Avusturya’dan Türkiyeli bir göçmen işçi

18 Aralık 2013






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this