UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

1989 Migros Grevi Deneyimi

UİD-DER’li bir emekli işçi

Merhaba dostlar. Ben emekli bir işçi kardeşinizim. Sizlere üzerinden tam 21 yıl geçmiş olan 1989 Migros grevinden bahsetmek istiyorum. Biz Migros işçileri, 1987 şanlı Migros grevinden kazandığımız deneyimlerimizle, 1989 yılında toplu sözleşme çalışmalarına başladık. Migros, Koç Grubuna bağlı bir işyeriydi. Şirketin diğer hissedarları arasında İstanbul Belediyesi, Toprak Mahsulleri Ofisi, Et ve Balık Kurumu yer alıyordu. O dönem 1300’ü sendikalı ve 300’ü kapsam dışı olmak üzere 1600 işçi çalışıyordu Migros’ta.

Ben bu süreçte İstanbul Nişantaşı mağazasında işyeri ve bölge temsilciliği görevlerini yürütüyordum. Toplu sözleşme taslağını işyerlerinde oluşturduğumuz komitelerimizle hazırladık. Taleplerimizi şube yönetim kuruluna ve temsilciler kuruluna da onaylatarak son şeklini almasını sağladık. Taleplerimiz ekonomik taleplerle sınırlı değildi, çünkü her şeyin maaş demek olmadığını biliyorduk. Bu işyerinde emeğimizin karşısında yaşamımızı sürdürebilmek için ücrete, aldığımız ücreti sürekli koruyabilmek için iş güvencesine ihtiyacımız vardı ve bunlarla birlikte işyerinde çalışma koşullarının iyileştirilmesini içeren haklarımızı da garanti altına almalıydık.

Toplu iş sözleşmesinde yer alan taleplerimizden bazıları bugün birçok işçi arkadaşımızın hayal edemeyeceği kadar iyi taleplerdi. O günün örgütlülük koşullarında çalışma koşullarımızı daha iyi bir düzeye çıkartacak taleplerde bulunuyor ve kazanıyorduk. Örneğin, 500 liralık ücret zammı talep ediyorduk. O zamanki asgari ücret bugünkü parayla 126 liraydı. Bugünkü parayla 250 liralık gıda yardımı talebi ve Migros satış mağazalarına giden kamyonlardaki şoför arkadaşlarımızın yanına birer tane de yardımcı işçi alınmasını istemiştik. Bizim ücret talebimiz o günlerde Migros’a yeni giren bir işçi için %400’den fazla zam anlamına geliyordu. Bizim buradaki anlayışımız hiçbir işçiyi mağdur etmemekti. Çünkü hiçbir işçi işe yeni girdiği için bakkaldan ekmeği daha ucuza almıyordu. Tüm işçiler daha insanca bir yaşamı hak ediyordu.

Bizim bu taleplerimize Migros patronunun yanıtı da elbette ki çok gecikmedi. “Sizler bizlerden bu şirketin tapusunu istiyorsunuz” diyerek taleplerimizin karşılanmasının mümkün olmadığını söyledi. Bizlerin ise bu yanıt karşısında tek bir cevabı vardı: Şubesi, temsilcisi, işyeri komiteleriyle birlikte birbirlerine inanan ve birbirlerine güvenen, her kararı birlikte alan bizlerin örgütlü gücünü harekete geçirmek, yani grev silahını kullanmak! Çünkü biz haklarımızı söke söke alacağımızı biliyorduk.

Toplu sözleşme görüşmeleri 1989 bahar aylarında tıkanmaya başlayınca işyerlerinde mesaiye kalmama kararı aldık ve uyguladık. Bunun hemen peşinden toplu viziteye çıkma kararı alarak bu kararımızı da uygulamaya başladık. Hemen akabinde ise toplu yemeğe çıkma kararı alarak başarılı bir şekilde iş durdurduk ve topluca yemek yedik. Peşinden, taleplerimizin karşılanmadığını ve moralimizin bozuk olduğunu öne sürerek erkekler olarak sakal bırakmaya başladık. Toplu sözleşme imzalanıncaya kadar da hiçbir erkek arkadaşımız sakallarını kesmedi. Bu arada Migros patronu da evlere mektup göndererek aile içinde kaos yaratmak istiyordu. Aslında bizlere istediğimiz hakları vermek istediklerini, ancak sendikanın derdinin işçiler olmadığını, sendikanın ideolojik bir anlayış güttüğünü söylüyor ve bizleri içerden vurmaya çalışıyorlardı.

Bizler hemen kurullarımızı toplayarak patronun saldırısını püskürtmek için neler yapmamız gerektiğini tartışmaya başladık, birçok karar aldık ve uyguladık. İşçiler şayet ortak karar alıyorsa onu uygulamak için dişiyle, tırnağıyla mücadele eder ve kararından dönmez.

Migros patronu iyice şaşırmıştı. Sakal tıraşı olmayan erkek işçilere birer tehdit mektubu gönderen patron bu arada bir bayan arkadaşımıza da sakal tıraşı için gönderdiği mektupta derhal sakal tıraşı olmasını ve sakallarını kesmesini söylüyordu. Bu mektup patronun kimyasının iyice bozulduğuna işaret ediyordu.

Patronun bu mektuplarını deşifre etmek ve içimize nifak sokma çabasını açığa çıkarmak için toplu viziteye çıkma eylemine karar verdik. Aslında amacımız, eylem içinde patronu şaşırtarak ailelerimize söylediği yalanı ortaya çıkarmaktı. Kadıköy bölgesindeki mağazalarda çalışan arkadaşlarımızı Kadıköy’de, Şişli bölgesinde çalışan arkadaşlarımızı Mecidiyeköy köprüsü altında, Bakırköy bölgesindeki arkadaşlarımızı Bakırköy meydanında toplu vizite için topladık. Daha önce tüm hazırlıklarını gizli bir biçimde yürüttüğümüz planımızı işletmeye başladık. Araçlarla Migros genel müdürlüğünün bulunduğu Bayrampaşa’ya gittik. Genel müdürlük bahçesine İzmir hariç bütün Migros çalışanları gelmişti. Evlere mektup gönderip bütün talepleri yerine getireceğini fakat sendikanın buna yanaşmadığını yazan patrona, işçilerin burada olduğunu ve neler vereceklerini sorduk. İçi boş mektupları bir kenara bırakmasını, söylemek istediklerini işçinin kendisine söylemesini talep ettik. Fakat Migros patronu meydana çıkma cesareti bile gösteremedi. Patronların elbette ki başka şeylere cesaretleri vardı. Polisi arayarak etrafımızı çevik kuvvet ve panzerlerle çevirmişlerdi. Migros işçisi kendilerine mektup gönderen patronu sloganlarla dışarı çıkmaya zorladı. Fakat patron dışarı çıkmayınca aslında oynadığı oyun açığa çıkmış oldu.

Eylemimiz amacına ulaşmıştı. Fakat daha bitmemişti. 1200 işçinin sağlıklı ve güvenli bir biçimde işyerlerine dönmesini sağlamak gibi bir sınavımız daha vardı. Bütün işçi arkadaşlarımızı temsilciler vasıtasıyla SSK hastanelerine götürüp işbaşı kâğıtlarıyla birlikte burunları bile kanamadan işyerlerine dönmelerini sağladık. Mağaza müdürlerine işbaşı kâğıtlarımızı verdik ve peşinden bir sürpriz daha yaparak acıktığımızı belirterek topluca yemeğe çıktık. Patrona bir darbe daha indirmiş olduk.

Bu büyük eylemi daha önceden haber alamayan patron bozguna uğramıştı. Fakat saldırıya geçmekte de gecikmedi. Hemen sendikanın şube yönetim kurulundaki Migros işçilerinin iş akdini feshettiğini açıkladı. Bu eylemle birlikte mağazalara giden kamyonlardaki malların eylem yüzünden sıcaktan çürüdüğünü, bunun suçlusunun sendika şube yönetimi olduğunu, ayrıca kamu malına zarar vermekten dolayı cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu ifade etti. Bu arada, toplu sözleşmenin yasal sürecinde anlaşma olmayınca uyuşmazlık aşamasından sonra grev kararı alındı. Ve bütün işyerlerine grev kararı asıldı. Bizler artık daha önceden tüm hazırlıklarını yaptığımız grev süreci ile ilgili çalışmalarımıza başlamıştık. Komitelerimiz çalışıyordu. Şimdi kısaca grev dönemini anlatmak istiyorum.

Migros’ta grev

Bizler bütün bu mücadeleyi verirken sadece patrona değil, ama aynı zamanda sendikanın genel merkezine ve patron lehine çalışmalar yapan eski sendikacılara karşı da bir mücadele veriyorduk. Bütün baskılara rağmen genel merkeze grev kararını aldırdık. Sendika genel merkezi ve patron toplu sözleşmenin bir an önce imzalanmasını istiyordu. Taleplerimizin karşılandığı zaman bizler de toplu sözleşmenin imzalanmasını istiyorduk. Taleplerimizin karşılanmaması durumunda grevden başka yol yoktu, bu sefer haklarımızı grevle alacaktık ve sonuna kadar mücadele etmeye kararlıydık. Bu şartlar altında, grev öncesi son gün patron görüşme daveti gönderdi. O gün öğleden sonra başlayan görüşmeler sabahın ilk ışıklarına kadar sürdü. Bu süre zarfında patron 6 ayrı ücret teklifi getirdi. Son teklifi değerlendirmek gerekiyordu, bunun üzerine görüşmelere ara verdik. Ayrı bir ortamda son teklifi tartışmaya açtık. Patronun getirdiği son teklif, bizim taleplerimizi karşılamaya yakındı. İşten çıkarılan şube yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımızın işe geri dönmeleri koşuluyla “evet” diyebileceğimizi karar altına aldık. Daha sonra genel merkez yöneticilerimizle birlikte patrona kararımızı aktardık ve patrona sabaha kadar bu teklifimizi düşünmesini önerdik. Ancak patron teklifimizi kabul etmediğini ve atılan yönetim kurulu üyelerini geri almayacağını bildirdi. Bizler de işçi sınıfının önemli bir silahı olan grev silahını patrona doğrulttuk. Artık greve çıkma zamanı gelmişti.

Derhal işyerlerine ulaşarak “Bu İşyerinde Grev Vardır!” pankartlarımızı astık. Grev gözcüsü gömleklerimizi giyerek, bizler için kutsal olan grev gözcülüğü nöbetini tutmaya başladık. Patron ve sendika genel merkezi ise grevi kırmak için, içerideki işbirlikçilerle birlikte saldırılara başladılar. Sendikanın genel başkan yardımcısı İzmir’de grevi kırmayı başardı. Fakat İstanbul’da bütün baskılara ve her türlü kirli oyunlara rağmen Migros işçisinin kararlılığını kıramadılar. Grevin 15. gününde, patron, şube yönetim kurulu üyelerini işe geri alacağını açıklayınca ve böylece bizim istediğimiz noktaya gelince greve son verdik, işbaşı yaptık.

Fakat sözleşmenin imzalanmasının ardından, sendika genel merkezi sendika şubemizi kapattı. Patron işe geri almak zorunda kaldığı arkadaşlarımızın maaşlarını banka hesaplarına yatırarak bir kez daha işten attı. Arkadaşlarımızı işyerlerine sokmama kararı aldı. Bundan sonraki süreçte çok zorluklar yaşadık. Kendi maaşından ve koltuğundan başka bir şey düşünmeyen bürokratlar, patronla işbirliği yaparak Migros işçilerinin sendikal gücünü kırmak için yıllarca uğraştılar. Öncelikle kamyonlar taşeron şirketlere verilerek şoförler işten atıldı. Daha sonra eylemlerin ateşleyicisi durumunda olan merkez depo işçileri işten atılmaya başlandı. Bu süreçte patronun yanında yer alan işbirlikçilerin her birine taşeronluk verildi. Böylece işçi sınıfına ve Migros işçilerine ihanet edenler ödüllendirildi.

Daha söylenecek çok şey var. Ama ben, kısaca, bir onur mücadelesi olan 1989 grevini ve sonrasını sizlere aktarmaya çalıştım. Son olarak şunu söylemek isterim: Sendikal bürokrasi duvarına çarpan işçi sınıfının dönüp tarihe bakması gerekir. Örgütlenmiş bir işçi sınıfının aşamayacağı hiçbir engel yoktur. Yeter ki yan yana gelelim. Omuz omuza, kol kola yürüyelim.

10 Ocak 2011






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this