UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Haklarımızı Bilelim (Yasalar-Sorular-Yanıtlar)İçerik yayınları

Sincan Organize’den bir işçi
(19.10.2011)
İşveren iş kazası oluştuğunda şu yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır: Hemen bölgedeki zabıtaya (savcılık, jandarma veya karakol) bilgi verilir. Eğer patron bu görevini yapmıyorsa işçiler de bu bildirimi yapabilir. Daha sonra kaza zabıtadan sonra hemen bir dilekçe ile SSK Bölge Müdürlüğü’ne bildirilir.
(18.10.2011)
Patronlar haklarımızı birer birer alıyor. Bunlardan sonuncusu kıdem tazminatıdır. Yeni uygulama henüz hayata geçirilebilmiş değil. Fakat işçilerin kafası kıdem tazminatı konusunda bir hayli karıştırılmış durumda. Kıdem tazminatı nedir, bugün nasıl uygulanıyor ve patronların yeni uygulamayla yapmak istediklerine bir bakalım.
(18.06.2011)
Gözünü kâr hırsı bürümüş patronlar her gün onlarca işçiyi tazminatsız işten atıyorlar. İşten atarken geçerli bir sebep göstermeye bile gerek duymuyorlar. Sebep gösterdikleri şeyler de düzmece veya iftiradan öteye gitmiyor. İşçilere tazminat vermemek için işçilerin kendi isteğiyle işten çıkmasını sağlamaya çalışıyorlar.
Gebze’den bir metal işçisi
(19.02.2011)
Bundan 10 yıl önce iş kazası geçirmiştim. Ben ne ilk ne de sonuncuyum. Türkiye’de ve dünyada her yıl yüz binlerce işçi iş kazalarında hayatını kaybediyor, sakat kalıyor. İstatistiklere bakılığında dünyada her yıl 270 milyon iş kazası meydana geliyor. Ve her 15 saniyede bir işçi, her gün ise 6300 işçi iş kazaları ya da meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor.
Sendikalı bir deri işçisi
(13.11.2010)
Günümüzde sendikalı çalışan işçi sayısı çok az. Bu durumun sebebi patronların örgütlü işçi istememeleridir. Karşısında örgütlü işçi olmayınca patron istediği işçiyi işten atar, ücreti düşük tutar, sigortasız işçi çalıştırır. Böylece kısa zamanda daha çok kâr elde etmek ister. Örgütsüz işçi arkadaşlarımız patronların bu baskılarına boyun eğerek yıllarca çok kötü koşullarda çalışırlar.
Gebze’den bir taşeron işçisi
(28.09.2010)
Genel anlamda aynı sorunları paylaşıyoruz. UİD-DER’in web sitesindeki mektupları okuyorum. Birçok işçi arkadaşımın yazdığı mektupları görünce, “aa, aynen bizim işyerini anlatıyor” diyorum. Ben de sizlerle, özellikle taşeron işçilerin sık karşılaştığı ücretsiz izin sorununu paylaşacağım.
(17.09.2010)
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 9 milyon 328 bin kişinin herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kaydı yok. Yani 9 milyon insan sigortasız çalışıyor. 2008’de yüzde 43,5 olan kayıt dışı çalışma oranı 2009’da yüzde 43,8’e çıkmış. Bu yaklaşık her iki işçiden birinin kayıt dışı çalıştırıldığı anlamına geliyor. Kayıt dışı oranı en fazla kadın ve çocuk işçilerde görülüyor.
Sefaköy’den bir işçi
(06.09.2010)
Bu tür durumlarla karşılaşan işçilerin ilk yapması gereken, tazminatını bu işi bilen birine hesaplatmadan çıkışının altına imza atmamaktır. Eğer tazminatı patron tarafından şu ya da bu şekilde eksik ödenmek isteniyorsa, işçi alması gereken tazminat bedelinin gerçekte ne olduğunu patrona söylemeli ve bunun altında bir tazminata razı olmayacağını belirtmelidir.
Bir metal işçisi
(16.07.2010)
Uzun çalışma saatleri ve zorunlu mesailer, bütün bir yıl boyunca gezmeye, eğlenmeye, dinlenmeye, ailemizle zaman geçirmeye fırsat vermiyor. Yaz geldi, havalar ısındı. Koca bir yılın yorgunluğu üzerimizde. “Şöyle bir iznimiz olsa da dinlensek” diye düşünüyoruz.
(18.06.2010)
2008 yılında vergi iadesi uygulaması kaldırılarak onun yerine Asgari Geçim İndirimi (AGİ) uygulaması yürürlüğe konuldu. Ancak birçok işyerinde bu artış ücretlere yansıtılmıyor ya da sigortasız çalıştırıldığımız için bu hakkımızdan faydalanamıyoruz.
(15.06.2010)
Fabrikada üç arkadaş oturduk, düşündük. Meğer biz işçilerin bazen doğru bildiği ne çok yanlış varmış... “Vallahi billahi doğru söylüyorum” dediğimiz şeylerin doğru olmadığını uzun boylu tartışınca anladık. Bu konuda, UİD-DER üyesi arkadaş bize oldukça yardımcı oldu.
Bostancı’dan bir işçi
(13.06.2010)
Patronlar emeğimizin karşılığını vermiyorlar. Emeğimizin karşılığını vermedikleri gibi kanun dışı uygulamalar yaparak aldığımız ücret üzerinden bile kâr elde ediyorlar. Çalıştığım işyerinde patron vergiden kaçmak için aldığımız ücreti ikiye bölerek veriyor. Asgari ücret kadar olan kısmını bankaya yatırıyor, kalanını ise elden veriyor.
Bostancı’dan bir işçi
(11.06.2010)
Patronlar, İş Kanununda yer alan birçok hakkımızı gasp ediyorlar. Örgütsüz olan ve haklarını bilmeyen işçiyi kolayca kandırabiliyorlar. Örneğin her ay maaşımızı, fazla mesailerimizi, sigorta primlerimizi gösteren ücret bordosunu bizlere vermiyorlar. Oysa İş Kanununa göre patron çalıştırdığı işçiye ücret bordrosunu vermek zorundadır.
Gebze’den bir kadın metal işçisi
(06.06.2010)
Patronların gündeminde uzun süredir kıdem tazminatlarının kaldırılması var. İşçi sınıfının dağınık ve örgütsüz oluşu nedeniyle, geçmiş işçi kuşaklarının ağır bedeller ödeyerek elde etmiş olduğu kazanımlar bir bir gasp ediliyor. Patronlar sınıfı saldırılarında sınır tanımıyor.
Bostancı’dan bir işçi
(18.05.2010)
Patronlar işçilerin sırtından kâr elde edebilmek için her yola başvuruyorlar. Türkiye’de haftalık çalışma süresi 45 saattir. Bunun üzerinde olan çalışmaya ise “fazla mesai” denir. Bir işyerinde fazla çalışma yapılabilmesi için öncelikle işçilerin onaylarının alınması zorunludur.
(21.01.2010)
İşyerlerimizde işten çıkarmalarla karşı karşıya kaldığımızda neler yapmamız gerektiğini biliyor muyuz? Yoksa işten atıldığımızda sadece “nereye imza atacağım?” sorusunu mu soruyoruz?
Gebze’den bir grup işçi
(10.01.2010)
Kendi krizlerinin bedelini bizleri işten atarak ödeten patronlar sınıfına karşı hiç mi yasal hakkımız yok? İşe iade davası açmak için neler gereklidir?
(04.01.2010)
Patronlar sınıfının işçilerin haklarına dönük saldırıları özellikle kriz dönemlerinde artıyor. Zaten varolan haklar yetersizken kriz bahane edilerek bu kırıntılar da işçi sınıfının elinden alınıyor.
Bostancı’dan bir işçi
(13.12.2009)
Patronlar sınıfının ve onun çıkarına iş gören devletin biz işçileri sömürme yollarından biri de vergilerdir. Ücretlerimizden kesilen vergilere baktığımızda patronun değil işçinin bu devleti sırtında taşıdığını görüyoruz. Bizlere ücretlerimiz verildiğinde bir de ücret bordrosu verilmesi gerekiyor.
Bostancı’dan bir işçi
(06.08.2009)
Patronlar kârlarının artması için bizden durup dinlenmeden çalışmamızı istiyorlar. Çay ve yemek için kullandığımız süreleri çok bulup kısaltmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Peki, patronların keyfi olarak kısalttıkları ya da uygulamadıkları ara dinlenme süreleri 4857 sayılı iş kanununa göre nasıl düzenlenmiştir?
Bostancı’dan bir grup işçi
(17.06.2009)
Patronlar, kriz bahanesiyle ya da sudan sebeplerle işçileri işten atıyorlar. Sabah işe gittiğimizde ya turnikelerde kartımız okunmuyor ya da personel müdürleriyle, ustabaşlarıyla, işten atıldığımızı öğrendiğimiz kısa bir konuşma yapıyoruz. Ama daha dün, bizler o işyerinde çalışan işçiler değil miydik? Hem de patronun öz be öz “evlatları” değil miydik?
Bostancı’dan bir grup işçi
(14.06.2009)
Çalıştığımız fabrikalarda çoğumuz kayıt dışıyız, yani sigortasız çalıştırılıyoruz. Oysaki çalışma hayatı biz işçiler açısından türlü türlü risklerle doludur. İş güvenliğinin olmadığı alanlarda iş kazası geçirir, sakat kalırız. Ürettiğimiz her şey emeğimizi alıp götürdüğü gibi sağlığımızı da alıp götürür.
Bostancı’dan bir grup işçi
(11.06.2009)
Kriz fırsatçılığı yapan patronlar sinekten yağ çıkarmaya çalışıyorlar. Şimdi sıra yaz dönemi vesilesiyle yıllık izinlerimize geldi. Patronlar yaz döneminde izin verip ücret kesintisi yapabilirler ya da izin kullandırmama yoluna gidebilirler. Bunlara karşı uyanık olmalıyız. Bunun için yıllık izin hakkımızın ne olduğunu ve nasıl kullanacağımızı bilmemiz gerekiyor.
Bostancı’dan UİD-DER’li bir grup işçi
(27.05.2009)
Ekonomik kriz sürecinde milyonları bulan işsizlerin yanı sıra, ücretini alamayan işçilerin sayısı da her geçen gün artıyor. Patronlar kriz gerekçesiyle ücretlerimizi gününde ödemiyorlar. Çocuğun eline cep harçlığı tutuşturur gibi ücretlerimizi parça parça ve geciktirerek ödüyorlar, “idare etmemizi” tembihliyorlar.
Kartal’dan bir tekstil işçisi
(26.05.2009)
Kapitalist üretim sisteminin yarattığı kriz nedeni ile dünyada milyonlarca işçi işsiz kaldı. Türkiye’de de yüz binlerce işçi kardeşimiz işinden oldu. Patronlar kârlarından kaybetmemek için bizleri her zamankinden daha kötü koşullara mahkûm ediyorlar. Bu dönemde işçiler işten atılıyor, atılmayanlar ise daha kötü şartlarda çalışmak zorunda bırakılıyor.
Bostancı’dan bir kadın işçi
(18.05.2009)
Kadın işçiler işyerlerinde birçok sorunla karşı karşıya kalıyorlar. Özellikle hamilelik döneminde kadın işçilere yönelik haksız uygulamalar, baskılar ve ayrımlar çoğalıyor. Geçen aylarda işyerimde bir kadın işçinin hamileliği nedeniyle yaşadığı sorunlara bizzat şahit oldum. İşçiler ve işçi çocuklarına değer vermeyen bu sistemden kurtulmak gerektiğini bir kez daha anladım.
Kartal’dan bir işçi
(14.05.2009)
İşsiz kaldığımız süreçte işsizlik fonundan yararlanma hakkımız var. Fakat biz bazı haklarımızı bilmediğimiz veya yanlış bildiğimiz için işsizlik ödeneğinden faydalanamıyoruz. İşsizlik sigortasından yararlanmak için; işçinin kendi istek ve kusuru dışında işini kaybetmesi, son üç yıl içinde en az 600 gün sigorta primi ödemesi ve işten ayrılmadan önceki son 120 gününün primlerinin aralıksız yatmış...
Tuzla’dan işsiz bir işçi
(19.02.2009)
Türkiye’de 2002 yılından itibaren uygulanmaya başlanan işsizlik sigortası, birçok ülkede genellikle işsizlik yardımı ile birlikte uygulanıyor. Ayrıca Türkiye’deki işsizlik sigortası, çalışanların tamamını kapsam içine almamıştır. Örneğin, memurlar, sözleşmeli personel, tarım işlerinde ve ev hizmetlerinde çalışanlar kapsam dışı bırakılmıştır.
Kaynarca’dan bir kadın işçi
(19.02.2009)
5510 sayılı yasanın işçiler için ne kadar güzel ve sürdürülebilir (!) bir gelecek hazırladığı ve kimlerin çıkarını güttüğü ortadadır. Ve zamanla uygulamadaki belirsizlikler netleştiğinde daha da ortaya çıkacaktır. Tüm dünyada işçi sınıfının bütününe yönelik gerçekleşen saldırıların, baskıcı ve yaşam hakkını elinden alan uygulamaların durdurulabilmesi ancak örgütlü ve militan bir mücadele ile...
Bostancı’dan bir eğitim işçisi
(19.02.2009)
Patronların sözcüsü AKP hükümeti tarafından 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe konulan ve “sağlıkta reform” diye lanse edilen SSGSS yasası “paran kadar sağlık” anlayışını tümüyle hayata geçirdi. Bu yasanın uygulamalarıyla sağlık hakkımızın elimizden nasıl alındığını iyice görmeye başladık. En can yakıcı uygulaması muayene ücreti ödemek zorunda olmamızdır.

Sınıfın Penceresinden

Kampanyalar

Emekçi Kadınlar Mücadeleye
Mülteci Emekçiler Sınıf Kardeşimizdir!
Fumiaki Hoşino’ya Özgürlük
Kore’de Sendikal Baskılara Son
Düşük Ücretlere, Uzayan İş Saatlerine, Taşeronlaştırmaya Hayır!
İş Kazaları Kader Değildir, İşçi Ölümlerini Durduralım!
Ücretler Yükseltilsin, İş Saatleri Kısaltılsın
Tüm Dünyada Sendikal Baskılara Son!
Kıdem Tazminatımızı Gaspettirmeyelim!
İran İşçi Sınıfına Yönelik Baskılara Son!

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

Share this