UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Açgözlülüğü Açık Sözlülük Sanan Patronlar

Sancaktepe’den bir kadın işçi

Merhaba emekçi arkadaşlarım,

Ben UİD-DER’li işçi bir anneyim. Tekstil işçisiyim ve mesleğimin 27. yılındayım. 11 yaşından beri çalışıyorum. İşçiliğin getirmiş olduğu birçok zorluğu yaşadım. Pek çok haksızlıkla karşılaştım ve karşı koydum. Bu sefer karşılaştığım durum ise beni derinden sarstı, öyle ki bir gün boyunca öfkemi kontrol etmekte epey zorlandım.

İlkokula giden küçük bir çocuğum var. Sizlerin de bildiği gibi işyerlerinde ve fabrikalarda uzun çalışma saatleri nedeniyle çocuklarımızla birebir ilgilenemiyoruz. Okuldan sonra çocuğumla ilgilenebilecek, güvenebileceğim, ücretsiz ve nitelikli bir kurum olmadığı için tam gün yerine yarım gün çalışmak zorundayım. Bir süredir işsizdim ve maddi olarak zorlanıyordum. Nihayet bir gün 20 kişilik bir tekstil atölyesinde yarım gün çalışabileceğim bir iş buldum. Üstelik işleri sıkışan patron daha görüşmeye gittiğim ilk gün işe başlamamı istemişti. Hem de bütün şartlarımı kabul ederek. Atölyede sabah 8.30’dan akşam 19.00’a kadar çalışılıyordu. Benim ilk şartım öğle saatine kadar çalıştıktan sonra paydos etmekti. Benim deneyimimdeki bir işçinin tekstil sektöründe ortalama ne kadar ücret aldığını biliyordum. Yarım gün çalışacak olmama itiraz etmemesi için ortalamadan daha düşük bir ücret talep ettim. Tekstilde çalışan arkadaşlar bilirler, maaşlar işe başladıktan sonra konuşulur. Patron seni bir hafta dener, ona göre ücretini söyler. Nitekim bu sefer de öyle oldu. İşveren bir haftanın ardından ücreti konuşabileceğimizi söyledi, ben de çaresiz kabul ettim. Bir haftanın sonunda performansımı beğendiğini ve benimle çalışmak istediğini söyledi. Yarım gün çalışmama karşılık aylık ücretimin 850 lira olmasında anlaştık. Evet, 27 yıllık bir tekstil işçisiydim ve alacağım ücret ancak bu kadar olacaktı. Giderlerimi hesapladığımda ancak faturalarımı ve ekmek almamı karşılayacak bir meblağ idi bu. Ama dedim ya, yarım gün çalışmamı kabul edecek işyeri bulmak çok zordu ve patronların gözünde bu miktar bile bir lütuftu!

Bu şekilde bir ay boyunca çalıştım. Bu arada patronun acil olan işlerini bitirmiştik. Siparişini yetiştirdiği için rahatlayan patronun beni ilk işe aldığında takındığı o mütevazı halinden eser kalmamıştı. Maaş günü beni yazıhanesine çağırdı ve anlaşmış olduğumuz 850 lira yerine 800 lira vermek istedi. Anlaştığımız miktarın bu olmadığını söyleyip itiraz ettiğimde ise şunları söyledi: “Sana karşı açık sözlü ve dürüst olacağım. Bu hafta içinde Antep’ten üç Suriyeli makineci getirtiyorum. Hem de onlar tam gün çalışma karşılığında 700 lira alacaklar. Şimdi ben sana yarım gün çalışman karşılığında onlara verdiğim tam gün ücretinden daha fazla versem onlara haksızlık etmiş olmaz mıyım?” Karşımda dürüst davrandığını iddia edip ikiyüzlüce, pişkin pişkin konuşan bu adam sonunda beni bu paraya çalıştıramayacağını ve eğer çalışmaya devam edersem bugüne kadar yarım günde çıkardığım işin artık iki mislini çıkarmam gerektiğini söylediğinde artık sabrım taşmıştı. Kendisine “benim yüksek ücret aldığımı ve diğerlerine haksızlık yaptığımı söylüyorsunuz. Peki, size göre ben hak yiyorsam siz mi adaletli davranıyorsunuz? Tam gün çalıştırdığınız bir işçiye 700 lira vererek hakkını mı vermiş oluyorsunuz? Bu mu sizin hak, adalet anlayışınız?” diye çıkıştığımda “iyi de, herkes bu paraya çalıştırıyor. Bir ben miyim sanki?” diyerek pişkinliğine devam etti. Yetmedi, eğer çalışmaya devam etmek istiyorsam beni ortacı olarak 500 lira maaşla çalıştırabileceğini söyledi. Öfkem daha da artmıştı. Artık sesimi yükselterek “savaşın, yıkımın içinden kaçarak buraya sığınmalarından faydalanarak, onları köle gibi çalıştırarak hangi haktan, adaletten söz ediyorsun? O insanları, üç kuruş paraya sömürerek, mağduriyetlerini ve çaresizliklerini kullanarak, emeklerini çalarak mı kalkınacaksın?” dedim ve işten ayrıldım.

Dostlar, o gün bütün gece üzüntü ve öfkeden uyuyamadım. Yeniden işsiz kaldığım için değil, en küçüğünden en büyüğüne bütün patronların büyük bir açgözlülükle emekçilerin mağduriyetlerini kullandığını gördüğüm için uyuyamadım. Ben çocuğunu bırakabileceği bir yer olmadığı için yarım gün çalışma karşılığında düşük ücretle çalışmayı kabul etmek zorunda kalan bir emekçi kadın olarak mağdur edilirken, Suriyeli işçi kardeşlerim ise savaştan kaçıp dil bilmedikleri bu ülkede her koşulda ve bizden de düşük ücretle çalışmayı kabul etmek zorunda kalarak mağdur ediliyorlar. Bu durumda benim suçu Suriyelilere atmam işin kolayına kaçmak olurdu. Çünkü sorun onlar değil, onların bu durumunu fırsata çeviren doymak bilmez patronlardır!

Kardeşler, daha ne kadar patronlar tarafından bu şekilde sömürülmeye, hayatımızdan ve sağlığımızdan ödün vererek çalışmaya razı geleceğiz? Dünyanın neresinde olursak olalım sorunlarımız ortaktır ve ancak örgütlü bir sınıf dayanışmasıyla mücadele yürütebiliriz. Bizler emeğin ve gücün tek sahibiyiz ama ne yazık ki bu gücümüzün farkında değiliz. Artık bu gücümüzün farkına varmalı, örgütlenip sınıfımızın bir araya gelmesini ve mücadele etmesini sağlamalıyız.

30 Kasım 2017






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this