UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

İktidar Sahiplerinin Oyununu Bozalım

Barış ve Kardeşliğe El Verelim!

Ekim 2015, No:91

Savaş, artık Türkiye’nin dışında değil içindedir. Eğer işçiler sessiz kalır ve bu siyasetin peşinden giderlerse, Türkiye daha fazla Ortadoğu cehennemine çekilecek, halklar arasındaki düşmanlık artacaktır.


Yaşadığımız topraklarda ve Ortadoğu’da önemli olaylar meydana geliyor. Kriz, savaş, yıkım, patlatılan bombalar… Peş peşe gelişen olaylar, adeta sağanak gibi yağıyor üzerimize. Peki, biz işçiler, ardı ardına gelişen tüm bu olayları nasıl ele alacak ve kimin penceresinden değerlendireceğiz?

Evet, özellikle “biz işçiler” ibaresini vurgulamak istiyoruz. Çünkü hangi sınıfa ait olduğumuz, işçi mi yoksa patron mu olduğumuz bakış açımızı belirlemektedir. Tüm devlet gücünü kontrol eden, güç sahibi olan, bu sayede ayrıcalıklı bir yaşam süren iktidar sahipleriyle işçilerin bakış açısı bir olamaz, olmamalıdır. Patronlar ve iktidar sahipleri ile işçiler taban tabana zıt çıkarlara sahipler. Adına kapitalizm denen sistemde iki temel sınıf var: Bir tarafta üreten ama sömürülen işçiler, öte tarafta ise sermaye sınıfı ve onlara hizmet eden partiler, kurumlar. Böyle bir düzende, işçilerin patronlarla nasıl ortak bir çıkarı olabilir? Aynı şekilde, bu düzenin partileri olan AKP, CHP ya da MHP ile de işçilerin ortak bir çıkarı yoktur.

Ortadoğu’da büyük ülke olma hevesi ile AKP’nin tek başına iktidar olma hevesi birbirine bağlıdır. Erdoğan başkan olmak, tüm iktidar iplerini eline almak ve Ortadoğu’da çöken siyasetini devam ettirmek istiyor.

Kimin işçinin yanında kimin işçinin karşısında yer aldığını anlamanın çok basit bir testi var: İşçilerin sömürülmesine, uzun saatler boyunca yük hayvanı gibi çalışmasına, düşük ücretlere karşı mısın değil misin? Meselâ AKP, MHP ya da CHP işçilerin sömürülmesine karşılar mı? İşçileri ezen ve sömüren sermaye düzenini değiştirmek için mücadele ediyorlar mı? Elbette hayır! Çünkü onlar, sermaye düzeninin varlığı için çalışıyor, bu düzenden besleniyorlar. Halkı arkalarına alıp hükümete geldiklerinde ise, hükmetmenin ve ayrıcalıklı olmanın sefasını sürüyorlar. Demek ki biz işçilerin çıkarları bu partilerle ortak değil, o zaman siyasal ve toplumsal olaylara bakış açımız da onlar gibi olamaz. Bizler, ezilen ve sömürülenler olarak aynı safta durmalı ve olup biteni kendi bakış açımızdan ele almalıyız.

Bu bakış açıyla AKP’ye bakalım. Neden AKP? Çünkü 13 yıldır iktidarda olan ve işçilerin pek çok hakkını elinden alan odur. Taşeronluğu yaygınlaştıran, esnek ça­lışmayı getiren, emeklilik yaşını 65’e çıkartan AKP’dir. Son 13 yılda 15 bin işçi iş kazalarında yaşamını kaybetti. 2015’in sadece ilk 9 ayında 1317 işçi iş kazalarında katledildi. AKP iş güvenliği önlemlerini almak yerine “kaderdir”, “fıtrattır” diyor. Bu söylemle işçilerin ölümünü normal gösteriyor. Patronlara ise “devam, arkanızdayım” mesajı veriyor. Yani AKP işçilerin değil, patronların safında duruyor.

Meselâ işçilerden oy almak isteyen muhalefet partileri asgari ücreti artıracaklarını, emeklilere ikramiye vereceklerini söylediler. Erdoğan ve AKP’nin bakanları bas bas bağırmaya başladılar: “Kaynak yok, nereden bulacaksınız kaynağı?” Bununla yetinmeyip, gidip muhalefet partilerini patronlara şikâyet ettiler. İşçiye gelince “kaynak yok” diyenler, sıra kendilerine gelince musluğun ağzını açmaktan geri durmuyorlar. Kaynak yok, ama Erdoğan kendisine dünyanın en büyük ve en pahalı sarayını yaptırabiliyor.

Dün “asgari ücrete kaynak yok” diyen AKP, 1 Kasımdan sonra asgari ücreti 1300 lira yapacağını açıkladı. E, hani kaynak yoktu? Vardıysa neden daha önce yok denildi? Emekçilerin gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar. AKP’nin tek derdi var; tek başına iktidar olmak, Erdoğan’ı başkan yapmak. Bu amaçla her yola başvuruyor. Bunun için 7 Haziran seçim sonuçlarını tanımadı. Dün “Kürt sorunu benim sorunum” diyen Erdoğan, “barış masasını” devirip çatışmaların önünü açtı. Ülke kriz, kaos ve savaşa sürüklendi. Asker ve polis cenazeleri gelmeye başladı, anaların feryadı göğe yükseldi. 400 vekil isteyen Erdoğan’ın amacı toplumu milliyetçi temelde kutuplaştırmak ve arkasına takmaktır. Cenazelerin geldiği ve insanların acılı olduğu bir ortamda AKP ve yandaş medya, özellikle HDP’yi ve Demirtaş’ı hedef almış, adeta “terörist” ilan etmiştir. Çünkü emek, demokrasi, barış ve kardeşlik diyen, işçilerin haklarının geliştirilmesini öne çıkartan HDP, 7 Haziranda 6 milyon insanın desteğini almıştır. HDP’nin barajı aşmasıyla Erdoğan’ın başkanlık hevesleri kursağında kalmıştır. İşte bu yüzden AKP, tüm gücüyle HDP’ye saldırmakta ve onu halkın gözünde yıpratmak istemektedir.

Ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak isteyen AKP’nin izlediği siyaset; toplumda büyük gerginliğe, düşmanlığa ve kutuplaşmaya neden olmaktadır. İktidar tarafından saçılan nefret söylemi, Ankara’daki katliam sonrasında da devam etmiştir. İlkel vahşet odağı IŞİD, “savaş değil, barış ve kardeşlik olsun” diyen sendikalar ve emekten yana partilerin Ankara’daki mitinginde bombalar patlattı; 100’den fazla emekçinin canını aldı. Fakat AKP, sanki barış istemek ve miting yapmak suçmuş gibi sunuyor. AKP yandaşı medya barış isteyenleri suçluyor. Öyle ki, topluma saçılan nefretten dolayı kimi gözü dönmüşler 100’den fazla insanın katledilmesine sevinebiliyor.

Ankara’daki katliamın sorumlusu AKP hükümetidir. Uçan kuştan haberi olan polis ve MİT’in bombacılardan habersiz olması düşünülemez. Nitekim bombacıların Suruç katliamıyla bağlantılı oldukları, aranan IŞİD listesinde yer aldıkları açığa çıkmıştır. Ancak gerekli önlemler alınmamıştır. Üstelik Davutoğlu çıkıp “Elimizde canlı bombacıların listesi var. Ama eylem yapmadan onları tutuklayamayız” diyor. Bu tam bir ikiyüzlülüktür. İstedikleri zaman istedikleri kişiyi keyfi bir şekilde tutuklatan hükümet, bombacıların eylem yapmasını bekliyor. Bunun anlamı katliama davetiye çıkartmaktır. Neden önlemler alınmıyor? Neden bombalar HDP’nin, emekten yana partilerin ve sendikaların mitinglerinde patlatılıyor? Eğer bu saldırı AKP mitingine yapılmış olsaydı, Davutoğlu yine aynı şekilde mi konuşacaktı?

Elbette aklı başında hiç kimse bombacıları AKP gönderdi demiyor. Lakin Türkiye’yi Ortadoğu cehennemine çeken, AKP’nin izlediği dış siyasettir. Suriye’de iç savaşı kışkırtan, El Nusra ve eli kanlı IŞİD’i destekleyen, sınır kapılarını katliamcılara açan AKP iktidarı değil mi? Ortadoğu’da büyük ülke olma hevesi ile AKP’nin tek başına iktidar olma hevesi birbirine bağlıdır. Erdoğan başkan olmak, tüm iktidar iplerini eline almak ve Ortadoğu’da çöken siyasetini devam ettirmek istiyor. Bombacılara göz yumulduğu bir gerçektir. Çünkü onlarca kişinin ölmesi, kriz ve kaosun sürmesi AKP’nin ve Erdoğan’ın çıkarlarıyla örtüşmektedir. Toplum baskı altına alınmak, korkutulmak, sindirilmek, kutuplara ayrıştırılmak ve “bakın AKP olmadan kriz olur” denmek isteniyor.

Tüm işçi-emekçi kardeşlerimize çağrımızıdır; AKP topluma nefret saçıyor, toplumu düşmanlaştırıyor. Savaş, artık Türkiye’nin dışında değil içindedir. Eğer işçiler sessiz kalır ve bu siyasetin peşinden giderlerse, Türkiye daha fazla Ortadoğu cehennemine çekilecek, halklar arasındaki düşmanlık artacaktır. Türkiye’nin Suriye gibi olması uzak ihtimal değildir. Çok büyük bir tehlike söz konusudur ve bu tehlikeyi ancak işçiler-emekçiler durdurabilir. Kürt, Türk, Arap tüm işçiler kardeştir. Gelin barış ve kardeşlik temelinde birleşelim, bu gidişata dur diyelim!


pdf
17 Ekim 2015






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this