UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

BMİS Üyesi İşçilerle MESS Sözleşmesi Üzerine Konuştuk

Metal iş kolunda 2014-2016 Grup Toplu İş Sözleşmesi görüşmeleri sürüyor. Şu ana değin görüşmelerde ciddi bir aşama kaydedilmiş değil. Patronların örgütü MESS, her zamanki gibi kendi taleplerini dayatıyor, yani işçilerin kazanılmış haklarını daha da geriletmek istiyor. Metal sektöründe en büyük sendika olan Türk Metal ise, işbirlikçi tutumunu sürdürüyor. Aslında metal sektöründe çok uzun bir süredir öfke hâkim. Ancak işçilerin bu öfkesi, metal sektöründeki işçilerin taban örgütlülükleri güçlü olmadığı için mücadeleye dönüşemiyor. Mücadeleci olduğunu ileri süren sendikalar da bu noktada bir adım atmış değiller. Metal işçileriyle, metal sektöründe süren sözleşme sürecini ve nasıl bir mücadele verilmesi gerektiğini konuştuk.

Merhaba. MESS grup toplu sözleşme dönemi yeniden başladı, siz metal işçilerine ve sendikanıza başarılar dileriz. Hangi fabrikada çalışıyorsunuz? Sizi tanıyabilir miyiz?

İlker Tetik: Teşekkür ederiz. Ben İlker Tetik. Ejot Tezmak’ta yaklaşık 9 yıldır çalışıyorum. Son 5 yıldır da Ejot’ta işyeri temsilcisiyim.

Rıfat Codura:Merhaba. Ben de Paksan Makine’de yaklaşık 25 senedir çalışıyorum. 1990’da işe girdim 1991 yılında Türk Metal Sendikası’nda örgütlendik. 1995 yılında Türk Metal’in nasıl bir sendika olduğunu gördük. Türk Metal’i defedip BMİS’te örgütlendik. 1996 yılının Kasım ayında işyeri temsilcisi oldum. Şuan Paksan’da baş temsilciyim, aynı zamanda şube sekreteriyim.

İşyeri temsilcisi olarak BMİS üyesi metal işçisi arkadaşlarınızın beklentilerinden söz eder misiniz? İşçi arkadaşlarınız sendikanızın önerdiği taslak hakkında neler düşünüyorlar?

İlker T: İşçi arkadaşlarımızın geçen yılda da olduğu gibi en ciddi taleplerinden bir tanesi saat ücretleri arasındaki farkın ortadan kaldırılıp daha adil bir zam verilmesi. Yaptığımız komite toplantılarında, eski ve yeni işçileri bütünleştirecek bir taslak hazırlanması gerektiğini kararlaştırdık. TİS komisyonlarında da bunun böyle olması gerektiğini ifade ettik. Velhasıl taslağımızın kısmen de olsa bu soruna birinci yılda ibralarla, iyileştirmelerle, 1.05 lira zam teklifiyle cevap verdiğini düşünüyoruz. Fakat sonraki dönemlerde tekrar bunların yüzdelik hesaba dönmesi kötü. Ücret farklılıklarının problem olduğunu dile getirdik. Bunu kapatmak için bir yöntem belirledik. Birinci yıldan sonraki dönemlerde tekrar yüzdeliğe dönmesi açıkçası taslakla ilgili tam olarak istediğimiz şeyi yansıtmış değil. Tabii ben burada Ejot işçisi olarak konuşuyorum. Ortada bir taslak var. Bu sadece Ejot işçisinin beklentisi doğrultusunda değil, BMİS üyelerinin çoğunluğunun talepleri doğrultusunda hazırlandı. Taslağın hazırlanış şeklinden sonra işçilerin anlayışı ortaya çıkan taslağın sonuna kadar arkasında durarak kazanmak için elden gelenin yapılması yönünde olmuştur. Bunun için iç örgütlülük çok önemli. Daha önce toplantılar yaptık; yine toplantılar yapmaya devam edeceğiz. İşçi arkadaşlarımız, taslağın kötü olduğunu düşünmüyorlar. Fakat taleplere biraz daha gerçekçi cevap verilmesi noktasında ufak tefek eksiklikleri olduğunu düşünüyorlar.

Rıfat C:Bizim sendikamızın, tabanın söz ve yetki sahibi olması ilkesi var. Taslağımızı hazırlarken öncelikle tabanın görüşlerini aldık. Tüm işyerlerinde, şubelerde ve TİS komisyonunda netleştirdiğimiz bir taslak oldu. Tabanın taslak hakkındaki görüşlerini genel merkezde tartıştık. Taslaktaki eksiklikleri veya fazlalıkları tekrar işyerlerindeki arkadaşlara aktardık. İşyerlerinde tekrar tartışıp ortaya çıkan görüşleri tekrar genel merkeze götürdüğümüz bir taslak çalışması yaptık. Bu yüzden taslağımızın işçi arkadaşların tamamını memnun ettiğini söyleyebilirim. Özellikle 2002’den sonra işe giren arkadaşlarımızın saat ücretlerindeki düşüş, enflasyonun tek haneli rakamlara indikten sonra gerçek olmayan enflasyonun açıklanması İlker arkadaşımızın da bahsettiği gibi eski arkadaşlarla 2002’den sonra işe giren arkadaşlar arasında bir ücret uçurumu oluşturdu. Sendikamızın da hazırlamış olduğu taslak düşük ücretlerin iyileştirilmesine yönelik bir taslak. Bu yüzden olumlu karşılanan bir taslak. Önemli olan da bu taslağın arkasında durmak.

Geçen dönem sözleşme görüşmelerinde yaşanan uyuşmazlık üzerine grev kararı alınmış, çeşitli eylemler yapılmıştı. Bunlara rağmen %7’lik zamma imza atılmıştı. Bu dönem uyuşmazlık yaşanması durumunda nasıl davranmayı düşünüyorsunuz?

İlker T:Geçen dönem sendikalar kanununun yeni çıkması, işyerlerine yetkilerin geç gelmesi gibi sıkıntılar vardı. Sözleşmenin birinci altı aylık enflasyon rakamı ve alınacak zam dilimi belli olmadan ikinci altı ayın enflasyon rakamı belli olmuştu. Her dönem gerek münferit gerek grup TİS görüşmelerinde sermaye, toplu sözleşmeyi kanundaki uzun sürece yayarak işçilerde yılgınlık, bezginlik, “artık imzalansın” mantalitesini yaymak ister. Bu sorunu her dönem yaşıyorduk. Geçtiğimiz dönem de ikinci altı ayın enflasyonunun belli olması, sürecin ciddi uzaması, önceki dönem verilen mücadelelerden sonra alınan rakamın dahi üzerinde tekliflerin gündeme gelmesi tabanda sözleşmenin imzalanması yönünde bir talep doğurdu. Ben kendi işyerimden bunu biliyorum. Ejot, MESS’e geçen sene üye oldu. Biz MESS’e üye olmadan, grev aşamasına dahi geldiğimiz büyük mücadeleler sonucunda bile kümülatif olarak aldığımız ücret MESS’in geçen seneki teklifinden daha düşüktü. Böyle bir gerçeklik ortaya çıkınca insanlar doğal olarak sözleşmeyi tatmin edici buldu. İmzalanması gerektiğini söylediler. Aslında benim düşüncem; bir önceki dönemde olduğu gibi, Türk Metal’in ve BMİS’in verdiği mücadele farkının geçen seneki sözleşmede de ortaya konulması yönündeydi. Çünkü BMİS sadece kendi üyelerinin değil Türkiye’de örgütlü veya örgütsüz tüm metal işçilerinin umudu olmak zorunda. 2008 sözleşmesinde yarattığı mücadele dinamiğini ve metal işçisinin kendinden beklentisini devam ettirmesi için bunu yapması gerekiyordu. Ancak şunu yaşayarak gördük; sadece Ejot işçileri değil işçilerin çoğunluğu bu sözleşmenin imzalanmasını istedi. Tabanın ısrarla imzalanmasını istediği sözleşmenin imzalanmaması gerektiğinin anlatılması temsilciler için çok zor oldu. Merkez TİS Kurulu toplantısında MESS’e bağlı işyerlerinin yüzde sekseninden fazlası sözleşmenin imzalanması gerektiğini söyledi. MESS’in bir önceki yıl Türk Metal’e karşı bir sıkışmışlığı vardı. Bunu aşmak için de rakamları yükseltti. Türk Metal’in taslağındaki rakamdan fazla zam vererek iki sendika tabanının da memnuniyetini yaratacak şekilde sözleşmeyi imzaladı. Bu döneme bakacak olursak İskenderun’da 1500 kişilik bir demir-çelik fabrikasında milli güvenlik bahanesiyle hükümetin grev ertelemesi keza cam işkolunda da aynısı oldu. Hava-İş örneği de var. Bu süreçte de MESS, hükümetin de desteğini arkasına alarak Türk Metal ile masaya oturdu. Danışıklı dövüş yaparak Türk Metal’e bir taslak hazırlattı. Türk Metal’in taslağına baktığımızda bilimsellikten uzak, hiçbir şekilde metal işçisinin taleplerini karşılamayacak, hatta metal işçilerinin kanayan yaralarını daha da derinleştirecek bir taslak olduğunu görüyoruz. BMİS ve Türk Metal’in taslakları kıyaslamasında hem yöntemsel olarak hem rakamsal olarak büyük bir fark var. Fakat şöyle bir gerçeklik var: Metal işkolunda Türk Metal çoğunluğu elinde bulunduruyor. MESS her zaman onlarla birlikte hareket ediyor. Bunlar şunu gösteriyor ki bu dönem bir ihanet sözleşmesi daha imzalanacak. Bu BMİS tabanını tatmin etmeyecektir. Yani bize masada müzakere değil sokakta mücadele görünüyor. Bunun için de elimizden geleni bölge, şube ve işyeri olarak yapacağımızı ifade ediyorum. Tabii bu topyekûn bir mücadele, sadece bölgenin verdiği mücadele buna yeterli olmayacaktır. Kısacası bu dönem bize kavga görünüyor.

Rıfat C: Bazı fabrikalarda grev yaşadığımız, çoğu fabrikada grev noktasına geldiğimiz 2010 toplu sözleşme sürecinden sonra özellikle sarı sendika olan Türk Metal’de ayrışmalar oldu. Bosch işçileri, Cengiz Makina işçileri bizim sendikamıza yöneldiler. Bu Türk Metal’de bir tedirginlik yarattı. Tabanın rahatsızlıklarını bildiği için satış sözleşmesi imzalamadı. Genelde yapmadığı şekilde ikinci altı aylık enflasyonu, zam rakamı olarak açıklaması da sendikamızın yüzde 70’lik bir kısmına olumlu yansıdı. Bunun altına baktığımızda da bir önceki dönemde özellikle sendikamızın göstermiş olduğu başarıyı görüyoruz. Bu döneme dönecek olursak özellikle eşit işe eşit ücret politikamız doğrultusunda bizim makas dediğimiz; saat ücretleri arasındaki farkı kapatmaya çalıştığımız gerçekçi bir taslağımız var. Diğer tarafta ücret makasıyla hiç derdinin olmadığı görülen Türk Metal taslağı var. Görüyoruz ki muhatap sendika yani Türk Metal yine işçileri satacak. Bunu bildiğimiz için taslak sürecinden beri üyelerimizi çay aralarında, yemek paydoslarında, sendika toplantılarında greve hazırlıyoruz. Sokakta mücadele vereceğimizi biliyoruz. Önceki toplu sözleşmeler de bunu gösterdi. Biz sürekli mücadele çıtamızı yükseltmeye çalışıyoruz. Saat ücretleri arasındaki farkın ortadan kalkması bu çıtayı biraz daha yukarıya taşıyacaktır.

Olaya sadece ücretler olarak bakmamak lazım. Özellikle ülkemizde her gün iş kazaları yaşanıyor. Metal işkolu, ağır koşullarının olduğu, performansa dayalı çalışmadan dolayı ergonomik sıkıntıların yaşandığı bir işkolu. Bizim 76 maddelik taslağımızın 50 maddesi iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili; yani taslağımız sadece saat ücretlerine yönelik hazırlanmadı. Geniş kapsamlı bir taslak oldu. Bu yüzden önemli olduğunu düşünüyorum.

Evet, yıllardır giderek şiddetlenen iş kazaları işçilerin en büyük sorunlarından biridir. İş kazaları konusunda siz nelerle karşılaşıyorsunuz? Biraz çalışma koşullarınızdan söz eder misiniz?

İlker T: Ejot, yüzde 95’i Almanların, yüzde 5’i Türklerin olan yabancı sermayeli bir işyeri. Yabancı şirketler Avrupa’da esnek ve performansa dayalı çalışma biçimini yaygın bir sistem olarak kullanıyor. Türkiye’de de bunu hayata geçirmeye çalışıyorlar. MESS’e dâhil olmadan önce de özellikle 2008 ve 2011 krizlerinde bunu yapmaya çalıştılar. Biz yeri geldi bedel ödedik ancak taşeronlaştırmaya, esnek ve performansa dayalı çalışmaya asla işyerinde izin vermedik. İşçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili yeni kanun çıktı. Sendikalar Kanunu’nda olduğu gibi daha kötü hale getirildi. İşverenin sorumlulukları daha da azaltıldı. Yasada esnetilen fakat aylık yapmaya devam ettiğimiz işçi sağlığı ve iş güvenliği kurulları toplantılarını yapmaya devam ediyoruz.  Biz toplu sözleşmemizden ve örgütlülüğümüzden aldığımız güçle işçilerin çalışma ortamıyla ilgili gerekli önlemlerin alınması için elimizden geleni yapıyoruz. Ejot çok sık iş kazası yaşanan bir işyeri değil. Son iki yılda bildiğim kadarıyla sadece hafif yaralanma olmak üzere 2 iş kazası yaşandı. Tedbirler mümkün olduğu kadar alınıyor. Ancak her geçen gün işveren kâr hırsından kaynaklı daha az işçi ile daha fazla iş yapmak istiyor. Fazla mesaileri dayatıyor. Uzun saatler çalışan işçiler belki iş kazası geçirmiyor ama meslek hastalıklarına yakalanıyor. Fiziki olarak yıpranıyorlar. Günümüz gerçeğinde insanlar artık borçlanarak yaşadıkları için bizlerin fazla mesailerle ilgili yaptığımız uyarılarda yanlış anlaşılmalar olabiliyor. İnsanlar fazla mesailere kalmayı artık ihtiyaç olarak hissediyorlar. Kalmak zorunda kalıyorlar. Belki eşine, çocuğuna, sosyal hayatına yeteri kadar vakit ayıramıyorlar. Yani iş kazası yaşamasalar da kendilerini içten içe tüketiyorlar.

Rıfat C:Başta söylediğim gibi metal işkolu, ağır bir işkoludur. Paksan Makina, yüzde 80 Toyota,  yüzde 20 Tofaş yedek parçasının üretildiği bir otomotiv yan sanayidir. İş kazaları bizde de yılda bir veya iki kere yaşanıyor. Bu kazalar da genelde, CNC tezgâhlarında çalışan arkadaşlarımızın ellerinin kesilmesiyle gerçekleşiyor. Daha önce iş güvenliği uzmanları haftada bir veya iki kez geliyordu. Biz bunun yeterli olmadığını söyledikten sonra, işveren daha sonra kendi bünyesinde çalıştırdığı bir mühendise iş güvenliği uzmanlık sertifikası aldırdı. Şuan istediğimiz her an fabrikada işçi sağlığı ve güvenliği toplantılarını yapabiliyoruz. Ayrıca işyerinde performansa dayalı bir çalışma sistemi var. Fabrikamızda işçiler dakikanın, saniyenin hesabının yapıldığı bir ortamda çalıştırılıyor. İşçiler birbirleriyle yarıştırılıyor. Meslek hastalıkları konusunda performansa dayalı çalıştığımız için bel ağrısı, boyun ağrısı gibi şikâyetlerimiz var.

İlker T: Tüm işkollarında olduğu gibi, metal işkolunda da performansa dayalı çalışma biçimi yaygın hale geldi. Bu çalışma biçimini işçilere yalın üretim, 5S gibi isimlerle süsleyerek sunuyorlar. Ama hepsinin altındaki anlayış daha az maliyetle daha fazla kâr elde etmek. Günümüz kapitalist dünyasında, aşırı rekabetçi bu sömürü sistemi içerisinde, firmaların da birbirleri ile mücadele edebilmesi için verimliliği arttırıp, maliyetleri düşürmekten başka kendilerince başka bir çare görmüyorlar. Çünkü ülkemizde örgütlülük yok. İşgücü maliyeti ne kadar kısılırsa, ne kadar daha düşük ücrete, daha kölece koşullarda işçi çalıştırırlarsa o kadar verimlilikte kâr ediyorlar. Baktığımızda 1 milyon 400 bin kişi metal sektöründe çalışıyor. Bunların yalnızca 200 bin tanesi örgütlü. Kısmen de olsa belli haklarla çalışıyorlar. Ama onların dışındaki 1 milyon 200 bin tane insan örgütsüz bir şekilde çalışıyor. Sermaye, maliyeti kısmak için kendi özel yaşamından veya farklı yerlerden kısmak istemiyor. Bir lokma kısacaksa, işçinin boğazından geçen lokmadan kısmayı tercih ediyor. Performans uygulaması bugün sadece metal işkollarında değil Türkiye’deki bütün işkollarında yaygın bir şekilde yaşanıyor. Bunun çağımızın en acı gerçeklerinden biri olduğunu düşünüyorum.

Rıfat C: Performans konusu yıllardır işyerlerimizde yaşadığımız sıkıntılarımızdan ve biz temsilcilerin yoğun uğraş verdiği konulardan birisi. Sendikamız da bunun bilincinde, hatta “performansa dayalı çalışma ve sendika bunun neresinde?” gibi kitapçıklar da bastırıldı. Baktığımız zaman geçmişte bunun örnekleri var. Özellikle Gebze bölgesinde Bosal diye bir işyerimizde ayrı bir protokol yapılmıştı. Bu protokol diğer işyerlerinde örnek gösterilmişti. Dakikaların saniyelerin hesaplandığı, kâr hırsının yoğunlaştığı bir dönemdeyiz. 7,5 saatlik bir çalışma boyunca, ellerine hesap makinesini alıyorlar, makinenin çalışma süresini, boşta kalan süreyi, %90-95 verimliliğe nasıl ulaşılacağını hesaplıyorlar. “Sen bu tezgâhta bu kadar parça üreteceksin” diyorlar. Maalesef o hesaplandığı gibi olmuyor. Üç beş gün sonra bakıyorsun çalışan arkadaşlarımız ya bir özel hastaneye gidip istirahat almış ya da meslek hastalığına yakalanmış. Yoğun çalışma koşullarının giderek artması, performans dayatmaları sadece ülkemizde değil tüm dünyada uygulanıyor.

Performansa dayalı çalışma, elbette çok yaygın ve bir o kadar da işçilerin sağlığını ve yaşamını tüketen bir uygulama. Mücadeleci işçilerin, sendikaların mücadele konusu yapması gereken performans uygulamasının kaldırılması, sizin sözleşme maddelerinde yer alacak mı?

Rıfat C: Sendikamızda yıllardır genel merkez yönetim kurulu da dâhil olmak üzere uzmanlarımız bu konuyu sadece eğitimlerle değil taslakta da ele alıyorlar. Bir önceki taslağımızda haftalık çalışma saatinin 45 saatten 37,5 saate çekilmesi ve ücretlerin 45 saat üzerinden alınması yer alıyordu. Böylece günlük çalışma saatleri 7,5 saatten biraz daha geriye çekilerek, performans usulü çalışmadan biraz daha kurtulmak amaçlanıyordu. Sendikamız bu konuya değiniyor. Baktığımızda MESS’te yapılan TİS toplantılarında hemen hemen her bölgede, her işyerinden gelen temsilci arkadaşlarımız bu konuda ısrarla bir şeyler yapılması gerektiğini söylüyorlar.

İlker T:Sözleşmede taslak içerisinde yer alsa bile aslında gerçekçi konuşmak gerekirse, gerek MESS sözleşmelerinde gerekse de münferit sözleşmelerde bu süreç uzadıkça insanlar bir an önce sözleşmenin imzalanmasını istiyorlar. Ücret konusu dışındaki maddeler için önümüze kırmızıçizgi olarak koyduğumuz bir maddenin olduğunu söylersek kendimizi kandırmış oluruz diye düşünüyorum. Bu talepler, bu sorunlar yaşanıyor ama metal işçisi bunun uğruna mücadele verip greve çıkma farkındalığını kendinde görmüyor. Çünkü insanlar farkında olmadıkları şeylere tepki vermezler. İnsanlar şu anki sömürü çarkı içinde nasıl sömürüldüğünün, nasıl yıpratıldığının bilincinde değiller. Yani birbirleriyle yarışmak, daha fazla üretim yapmak, onlara günümüz koşullarında artık bir gereksinim ve normallik olarak kabullendirilmiş. Şu anda o kadar ciddi işsizlik var ki sendikalı olmanın, bir takım haklara sahip olmanın daha iyi olduğunu düşünüyorlar. Dolayısıyla şu durumda metal işçilerinin, çalışma saatlerinin düşürülmesi veya işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin artırılması konusundaki maddeleri mücadele sebebi haline getireceğini ve bunun için greve çıkacaklarını düşünmüyorum. Ayrıca ben bu maddenin taslakta yer almasıyla hayata geçirilip çözülecek bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Bence bu işyerlerinde işçi örgütlülüğüyle çözülecek bir sorundur. İşveren her zaman yarıştırmak ister, sermaye her zaman daha fazlasını ister ve bunun için işçileri motive eder ve kandırmaya çalışır. Önemli olan içerideki işçide yarattığınız bilinç. Aralarındaki yarışma, rakamsal olarak işverene sağladıkları verim değil, ellerinden geleni en iyi şekilde yapıp, kendisi için de en iyisini yapabilecekleri koşullarda üretim yapma bilincini onlara anlatıp bu anlayışla onların üretim yapmasını sağlamaktır. Biz bu sorunu daha çok bu anlayışla çözüyoruz. Bazen arkadaşlar geliyorlar “ben şu kadar yaptım, bu kadar yaptım” diye. Biz bunları oturup komitede yaptığımız toplantılarda ya da birebir çözmeye çalışıyoruz. Bu noktada işveren sonrasında bir takım uygulamalara kalktığı zaman, işte o zaman madalyonun gerçek yüzünü gösteriyoruz. Eğer bir işyerinde örgütlülük yoksa sözleşmede ne yazdığı çok da önemli değildir, bir kâğıt parçasından ibarettir sonuçta. O yüzden sözleşmede yapılacak bir değişikliği değil, taban örgütlenmesiyle işçilere sınıf bilincini kazandıracak eğitimler verilip örgütlü çalışmayı öğreterek bu sorunları aşabileceğimizi düşünüyorum.

Sizin de ifade ettiğiniz gibi işçilerin azgınca sömürülmesinin, yaşamının tüketilmesinin önüne geçebilmek işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle mümkün olacak. Aksi halde işçiler kendi sorunlarının çözülebileceğine dahi ikna olmayacak. Türkiye’de ve dünyada egemenlerin baskıcı yönetimi ve patronların saldırıları altındaki işçi sınıfının nasıl bir örgütlenmeye ihtiyacı var sizce?

İlker T: Kendi ülkemizdeki örgütsüz işçi sınıfı üzerine konuşacak olursak, günümüz yasalarıyla 80 darbesinin izlerini taşıyan, hatta ağırlaştırılarak işçiler için olumsuz olan kanunlarla bizim bu ülkede örgütlenemeyeceğimiz aşikâr. Yani bu kanunlarla işçilerin örgütlenmesinin önü ciddi şekilde tıkanmış durumda. Örgütlense dahi, örgütlü işçinin toplu sözleşme yapması, grev yapması bu kanunlarla engellenmiş durumda. Bu sorunları çözmek için de tüm toplumun örgütlenmesi lazım. Siyasi olarak sivil toplum örgütlerinde, siyasi partilerde işçilerin siyasetini yapıp işçilerin hukukunu koruyacak partilerde örgütlenip, kendi iktidarlarını yaratıp bu sorunların çözülmesi lazım. Tabii bunu biraz daha öteye götürecek olursak işçi sınıfın, ezilenlerin, üretenlerin yönetim biçimiyle biz bu problemleri çözebiliriz.

Rıfat C: Yaklaşık iki yıl önce bir arkadaşımızın güya performansı düşük diye iş akdine son verildi. Biz işverene yasada böyle bir gerekçenin olmadığını söyleyip performansı neye göre ölçtüğünü sorduk. Sonuçta kişiye göre performans değişir. İşverenin yanıtı, “Bu işçinin performansı düşük. Ondan beklediğimiz üretimi gerçekleştiremiyor. Biz bu işçiyi çıkaracağız” oldu. Bunun üzerine biz de üretimden gelen gücümüzü kullanarak üretimi durduracağımızı, fabrikayı terk etmeyeceğimizi söyledik. Bunun sonucunda bu arkadaşımızı işe geri aldırdık. Sendikalı işyerlerinde biz bu gibi sorunları örgütlülüğümüzle aşabiliyoruz. 20 milyon çalışanın içinde 600 bin civarında sendikalı işçi var. Gerçekten sendikalı olmak bu ülkede bir ayrıcalık. İşçilerin sorunlarını çözebilmesi için örgütlü olması gerekiyor. Örgütlü olmak da tek başına yetmiyor. İşçilere siyasi anlamda sınıf bilinci taşımak gerekiyor.

Tekrar sizlere mücadelenizde başarılar diliyoruz. Bu sohbet için de teşekkür ediyoruz.

Rıfat C:Biz sizlere teşekkür ediyoruz.

İlker T:Teşekkürler.

18 Ekim 2014






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this