UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

İşçiler Ekonomik Darboğazı Değerlendiriyor:

Ceplerimizde Yangın Var!

Gebze’den bir kadın işçi

Son günlerde neredeyse herkes dolarla yatıp dolarla kalkar oldu. Kimisi “aman canım, bana ne dolardan, sanki benim dolarım mı var?” derken, kimisi de bu işin sonunun nereye varacağını merak ediyor. İlerde ne olur ne biter bilmiyoruz ama bugünkü tabloya baktığımızda durum biz işçiler için hiç de iç açıcı görünmüyor. Adeta ceplerimizde yangın var ve elimizi ne cebimize ne de cüzdanlarımıza sokamıyoruz. TL’nin dolar karşısında giderek değer kaybetmesi, “enflasyon canavarının” yeniden hortlaması derken, gıdadan giyime, beyaz eşyadan temizlik malzemelerine kadar her şeye ardı ardına zam geliyor.

Artan fiyatlar haliyle fabrikada, sokakta, otobüste pek çok insanın dilinde, gündeminde. Aynı işyerinde çalıştığım iki çocuk annesi bir arkadaşımla bu konu üzerine biraz sohbet ettik. Kendisi akşam yemeği için alışveriş yapmaya markete gittiğini, fiyatları görünce alışveriş listesindeki pek çok şeyi almayarak marketten çıktığını anlattı. Sonra da ekledi: “Tamam bugün almadım çıktım. Peki, ama yarın ne yapacağım? İki çocuğum var ve benden bugün yapmadığım yemeği yarın isteyecek, o zaman ne yapacağım? Patates, soğan derken her şeyin fiyatı artmaya başladı. Bu ay maaşıma, saat ücretime 40 kuruş zam yapılmış. Her şeyin fiyatı bu kadar yükselirken benim ve benim gibilerin maaşına reva görülen zam bu. Zaten maaş eridi gitti. Geriye hiçbir şey kalmıyor. Oğlum dün markete giderken tuvalet kâğıdı almamı söyledi. Ben tuvalet kâğıdının fiyatını gördüğümde felç geçirdim sandım. Her zaman aldığımız şeyin fiyatı 44 lira olmuş. Yani alt tarafı tuvalet kâğıdı deyip geçersin ama 1 kilo etle aynı fiyat! Güler misin ağlar mısın, bilemedim.”

Kriz karşısında patronlara “korkmayın her şey kontrol altında, güvencedesiniz” diyenler, onları bu krizden korumak için tedbir üstüne tedbir alıyorlar. Milyonlarca işçi işsizliğin, düşük ücretlerin altında ezilirken bu durum için tedbir almak ne hikmetse iktidardakilerin aklına gelmiyor! Tam tersine yük işçi sınıfının sırtına yıkılmak isteniyor. İşçilerin cebindeki yangın büyüyor. Ancak unutulmasın ki bu yangınla birlikte öfke de büyür. Krizin yükünün sırtımıza yıkılmasına izin vermek istemiyorsak bu gidişata nasıl son verebileceğimize birlikte kafa yormalıyız. Sorunlarımız ve sıkıntılarımız aynıyken suni ayrımlarla bölünüp, kutuplaşıp birbirimize yabancı durmamalıyız, düşman olmamalıyız. Hep birlikte krizi kim yarattıysa yükünü de o çeksin demeliyiz.

Sözleşmeden Bu Yana…

Gebze’den bir grup metal işçisi

Günlerdir, doların tepe noktalara çıkışını, Türk lirasının değer kaybederek diplere doğru inişini, medyada ilk sıra haberi olarak takip ediyoruz. Yaşananların “dış güçlerin oyunu” olduğunu söyleyenler, faturayı ne hikmetse biz işçi ve emekçilere kesiyorlar. Dış güçlerin gücü yalnız biz yoksul işçi ve emekçi halka yetiyor! Büyük şirketlerin, bankaların, tekellerin kasalarına oluk oluk para akmaya devam ediyor. Bizler çeşitli fabrikalarda çalışan metal işçileri olarak, krizin bedelinin bize ödetildiğinin farkındayız. Hükümet yetkilileri ne gerekçe gösterirse göstersin, nasıl bir tablo çizerse çizsin, somut hayatta biz işçilerin yaşamı daha da kötüleşiyor. 

Metal işçileri olarak 2017 yılının başında, işveren örgütü MESS ile toplu iş sözleşmesi süreci yaşadık. Bu süreci en demokratik hakkımız olan grev hakkımızı kullanamadan, OHAL koşulları altında geçirdik. Sendikaların teklifini kabul etmeyen MESS, bir de bunun üstüne soğan cücüğü kadar küçük tekliflerini dayatmıştı. Anlaşma olmadı. 16 yıl boyunca pek çok sektörde işçilerin grevini yasaklayan iktidar partisi bir kez daha grev hakkımızı yasaklayarak patronların bir dediğini iki etmediğini gösterdi. İşyerlerinde verdiğimiz zorlu mücadeleler sonucunda, MESS geri adım atmak zorunda kalmış ve sözleşme masasına oturmayı kabul etmişti. Metal işçileri olarak bizlerin kararlı duruşu ve mücadelesi sonucunda sözleşme imzalanmıştı. Sendikalar ve işçilerin büyük bir kısmı imzalanan toplu iş sözleşmesini kazanım olarak gördüler. Sosyal haklar ve ücret zamları ile birlikte yaklaşık %27’lik bir zam alınmasının ardından, Türk Metal sendikası “yüzyılın sözleşmesini yaptık” demişti. “Çok iyi bir sözleşme yaptık” diyen işçilerle sohbetlerimizde, bu zammın iyi olup olmadığını üç-beş ay sonra göreceğiz diye konuşuyorduk.

Metal sözleşmesinin üzerinden yaklaşık 8 ay geçti. Bugün Türkiye’deki ekonomik gidişatın faturası biz işçilere kesiliyor. Fabrikalarda sohbet ettiğimiz işçilerin bazıları, “bana ne dolardan, benim dolarım mı var?” dese de, bazı işçi arkadaşlar durumun daha çok farkında olarak “yine fakirleştik” diyorlar. Çelik sektöründe çalışan bir grup işçi doların 7 liralara çıkmasına, aylık kazancımızın 400 lira azalmasına öfke duyduklarını ifade ediyorlar. Bir metal fabrikasında işçiler 8 ay önce yapılan sözleşmede aldığımız ücret zammının, bugün çoktan suyunu çektiğini konuşuyorlar. Bir başka otomotiv fabrikasında çalışan işçiler, sosyal haklarda alınan zamların bugün daha da geriye düşürüldüğünü tartışıyorlar. Zaten enflasyon karşısında ücretlerimiz eridi. Petrolden elektriğe, doğalgazdan suya, temel gıda maddelerinden temizlik maddelerine, her şeye fahiş zamlar yapıldı ve hâlâ yapılıyor. Asgari ücrete yapılan zam ile toplu iş sözleşmesinde alınan hakların bugün yerinde yeller esiyor. Pek çok fabrikada işçi kardeşlerimiz ücretsiz izinlerde ve hâlâ işbaşı yapmayı bekliyor. Kimi fabrikalarda aylardır maaşlarını alamayan işçiler var. Giyim, gıda, metal işkollarında çalışan işçi kardeşlerimiz şimdiden işten atılmaya başladı. İlerleyen süreçlerde birçok sektörden işçi kardeşlerimizin işten atılacağı anlaşılıyor.

Metal işçilerinin bir bölümü, hükümet yetkililerinin açıklayacağı paketleri, alacağı önlemleri merakla bekliyorlardı. Bugün yaşanan ekonomik kriz nedeniyle giderek yoksullaşan işçilerde “bizi de düşünürler herhalde” beklentisi vardı. Ancak hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklaması, hem de Berat Albayrak’ın açıklaması işçilerin bir kısmını hayal kırıklığına uğrattı. İktidarın açıklamalarında işçiler için tek bir söz, tek bir önlem bile yoktu. Aksine istihdamda esnekliğin çok önemli olduğunu söyleyip durdular. Yani işçiler için hak hukuk, kural yok; taşeronluk, esnek çalışma, güvencesiz çalışma var! Egemenlerin düşündüğü tek şey kendi gelecekleri ve sermaye çevrelerindeki beklentilerin karşılanmasıdır. Bunu yapılan açıklamalarda daha net gördük ve duyduk. Adı açıklanmamış bir “kemer sıkma” paketi olduğunu yaşayarak görüyoruz. Ama kemeri sıkılan biziz, milyonlarca yoksul işçi ve emekçi! Tüm kaynaklar iktidardaki siyasetçilerin şatafatına ve sermayenin palazlanması için akıtılıyor. İşverenlere gelince her türlü kolaylık sağlanırken, işçiler “dış güçler” yalanıyla aldatılıyor. Kriz bahanesiyle ballı teşvik ve ihalelerle işçileri semiren sermaye çevrelerinin açgözlülüğü, itibardan tasarruf edilmeyeceğini söyleyen siyasilerin şatafatı, fonların har vurulup harman savrulması, kamu kaynaklarının yağmalanması son derece normalmiş gibi gösteriliyor.

Metal işçileri olarak diyoruz ki, bu kriz sizin eserinizdir, sorumlusu olmadığımız bir şeyin bedelini de ödemek istemiyoruz. Bugün olup bitenler sizin açgözlülüğünüzün, yürüttüğünüz politikaların, önlem almamanızın, yarattığınız siyasi gerilimlerin sonucudur. Ağır faturanın biz işçilere çıkartılmasını istemiyoruz. Metal işçileri olarak, bütün işçi kardeşlerimizin, eriyen ücretlerinin ve sosyal haklarının telafisinin yapılmasını istiyoruz. Biz işçilerin tek seçeneği, ağır faturayı ödememek için birleşmek, ortak hareket etmek, örgütlü olmaktır.

31 Ağustos 2018






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this