UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Çocukların Mutluluğu İçin Değiştirelim Bu Düzeni

Sefaköy’den kadın işçiler

Kimi fotoğraflar vardır, çekildiği anı kaydetmenin de ötesinde geniş bir anlama sahiptir. Tüm çarpıcılığıyla hafızalarımıza kaydettiğimiz böylesi fotoğraflar, koca bir dönemin ruhunu içinde taşır. Bangladeşli sanatçı Morshed Mishu, hafızalara kazınmış pek çok fotoğraf üzerinde çalıştı ve bu karelerdeki “acıyı”, eserlerinde “mutluluk” imgesiyle değiştirdi. Savaşlara ve acılara yol açan kapitalist sömürü düzeninin ancak mücadeleyle değişebileceğine inanan UİD-DER’li kadınlar da sanatçının bu çalışmalarına işçi sınıfının mücadele şiirleriyle katkı yapıyorlar. Kapitalizmin yarattığı acıların son bulduğu; anaların, babaların ve elbette çocukların mutluluk içinde yaşadığı bir dünyaya özlem duyan UİD-DER’li işçiler; “Bu sömürü düzenini DEĞİŞTİRELİM!” diye sesleniyorlar.

Oynuyoruz bütün gün

Bebeğiyle oynuyor bütün gün,

Çocuk

Çocuğuyla oynuyor bütün gün,

Oynuyor anne.

Dişleriyle bütün gün,

Oynuyor işsiz.

İşçinin ekmeğiyle bütün gün,

Oynuyor patron... (Hasan Hüseyin Korkmazgil)

Bayılırım çocukların kumda oynamalarına! Eşerler kumu, eşerler kumu… Amaçları kumdan su çıkarmaktır. Oysa deniz, oysa ırmak, oysa göl çağıl çağıldır, yanı başlarında. Yok sayarlar denizi, yok sayarlar ırmağı, yok sayarlar gölü. Onlar için önemli olan suyu kendilerinin bulmasıdır. Eşerler kumu, eşerler kumu... Oyundur bu, amaçtır bu, iştir, işlevdir bu. Yaşadıklarını, var olduklarını kendi kendilerine ve dünyaya tanıtlama, duyurma çabasıdır bu. Evrensel bir dürtüye boyun eğmektir belki de. Eşerler kumu, eşerler kumu... Suya değer elleri birdenbire. Çılgınca sevinirler, kucaklaşırlar, öpüşürler, zıplar, şarkılar söylerler. Yaşasın, bulduk! Mutludurlar artık, güçlüdürler. Var olduklarını tanıtlamış, duyurmuşlardır dünyaya! (Hasan Hüseyin Korkmazgil)

Kapıları çalan benim

Kapıları birer birer

Gözünüze görünemem

Göze görünmez ölüler

Hiroşima’da öleli

Oluyor bir on yıl kadar

Yedi yaşında bir kızım

Büyümez ölü çocuklar

Saçlarım tutuştu önce

Gözlerim yandı kavruldu

Bir avuç kül oluverdim

Külüm havaya savruldu

Benim sizden kendim için

Hiçbir şey istediğim yok

Şeker bile yiyemez ki

Kaat gibi yanan çocuk

Çalıyorum kapınızı,

Teyze, amca, bir imza ver

Çocuklar öldürülmesin

Şeker de yiyebilsinler (Nâzım Hikmet Ran)

Dünyanın her yerinde çocuklar

Mutlaka şarkılar mırıldanırlar

El çırparlar mutlaka

Hızdan kanat taktıkça

Salıncak şarkıdır çocuklara

Uçurtma şarkı

Koşmak biraz şarkıdır çocuklara

Fırtına biraz şarkı

...

Yalvarırım uçurun çocukları

Uçan kaçan bir şeylere bindirin çocukları

Bırakın denesinler kanatları

Bu fırsat geçmez ele bir daha. (Hasan Hüseyin Korkmazgil)

Doğdun

Üç gün aç tuttuk

Üç gün meme vermedik sana

Adiloş Bebem

Hasta düşmeyesin diye

Töremiz böyle diye

Saldır şimdi memeye

Saldır da büyü...

Bunlar

Engerekler ve çıyanlardır

Bunlar

Aşımıza, ekmeğimize

Göz koyanlardır

Tanı bunları

Tanı da büyü...

Bu, namustur

Künyemize kazınmış

Bu da sabır

Ağulardan süzülmüş

Sarıl bunlara sarıl da büyü… (Ahmed Arif)

İsterdim ki ben,

Şarkılarımı söylesinler benim

El ele tutuşup dönerken,

Çocuk bahçelerinde çocuklarımız…

Duyduğum seslerin en güzelidir;

Bir yaz gecesi, dizimde yatan bir çocuğun bana

Yıldızları soruşu... (Nâzım Hikmet Ran)

Esmer, gürbüz çocuğum,

Güneş nasıl buğdayı büyütür

Ve belini bükerse yosunların

Mutlu kıldı tenini, gözlerini aydınlık

Koydu ağız kıyına gülüşünü suların

Kara bungun bir güneş dolanır saçlarına

Tıpkı oynarmış gibi dalgalı bir nehirde

Sen habersiz oynarken, o bırakıp çekilir

Koyu gölgeli sular, gözlerinin yerinde

Esmer çocuğum beni çekmez hiçbir şey sana

Her şey kopuyor benden, burda öğleye yakın

Sensin gücü buğdayın, dalganın esrikliği

Sensin artık o çılgın dirimi arıların

Sevdim mutlu tenini, o yumuşak sesini

Arıyor seni tellim benim yaslı yüreğim

Güneş, su ve gelincik; buğday tarlası gibi

Tatlı, güvençli, koyu alaca kelebeğim (Pablo Neruda)

Biz o çocukları hiç anlamadık

Biz o çocukları tanımadık hiç…

Mavi bir damar gibi kentin gerilen bedeninden

Bir çığlık çağlayanı gibi, geniş uzun pembe

Savrulup gittiler de kaç kez rüzgâr rüzgâr

Duyurabilmek için bizim türkülerimizi bize

Bir gün olsun inip aralarına katılmadık

Sesimizi katmadık seslerine…

Korktuk, neden korktuğumuzu bilmeden

Büyük heyecanlardan korktuk, küçük rahatlardan

Uzun yolculuklardan, yakın acılardan

Kurumlaşmış ne varsa güzeli ve geleceği kuşatan

Korktuk hepsinden…

Çekilip böcekler gibi evlerin kabuğuna

Sıkı sıkı sürgüledik kapılarımızı,

Balkonlara çıktık en fazla, camlardan sarktık

Garip bir merakla bakıp arkalarından

Saygılı, şaşkın, küçümser

Karmakarışık duygular içinde bocalayıp kaldık (Şükrü Erbaş)

Çocuktan aldım haberi

Yakın, diyor

Güzel, diyor

Dopdolu, diyor

İştecik, şuracıkta

İştecik yolu, diyor

Çocuktan aldım haberi

İyi, diyor

Açık, diyor

Kurtuluş, diyor

İştecik, şuracıkta

Koş birazcık koş, diyor

Çocuktan aldım haberi

Oh, diyor

Tatlı, diyor

Sıcacık, diyor

İştecik, şuracıkta

Diren azıcık, diyor

Koştuk direndik yorulduk

Düştük anılar ırmağına ey çocuk

Bak işte kan içinde yumruklarımız

Belki senin hakkındır mutluluk (Hasan Hüseyin Korkmazgil)

3 Ocak 2019






Şiirler

Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this