UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

DGM ve Profilo Direnişleri

İşçi hareketinin 1980 askeri darbesiyle geriletilmesi ve ardından SSCB’nin çöküşüyle büyük bir bunalıma sürüklenmesi, gerek işçi sınıfının genç kuşaklarının gerekse de sol hareketin genç kadrolarının zihninde çok önemli bir tarihsel hafıza yitimine neden olmuştur. Bugün işçi hareketinin genç unsurları arasında bırakalım siyasal bir mücadeleyi, sendikal-ekonomik bir mücadelenin bile başarıyla yürütülebileceğine ve kazanımla sonuçlanabileceğine duyulan inanç son derece erozyona uğramıştır.


İşçi hareketinin 1980 askeri darbesiyle geriletilmesi ve ardından SSCB’nin çöküşüyle büyük bir bunalıma sürüklenmesi, gerek işçi sınıfının genç kuşaklarının gerekse de sol hareketin genç kadrolarının zihninde çok önemli bir tarihsel hafıza yitimine neden olmuştur.

Bugün işçi hareketinin genç unsurları arasında bırakalım siyasal bir mücadeleyi, sendikal-ekonomik bir mücadelenin bile başarıyla yürütülebileceğine ve kazanımla sonuçlanabileceğine duyulan inanç son derece erozyona uğramıştır. Yine özellikle küçük-burjuva devrimci çevrelerde yer alan gençlerin çoğu, sınıf hareketinin bu durumuna baktığında, işçi sınıfının siyasal mücadele veremeyeceğinden neredeyse emin gözüküyorlar.

Tam da bu noktada, işçi sınıfının 70’li yıllarda giriştiği mücadelelerden devrimci siyasal talepler taşıyan kesitleri aktarmak ve hatırlatmak, hafıza kaybının önüne geçmek için son derece önemlidir. Bu nedenle, 70’li yıllarda işçi sınıfının DGM’lere karşı mücadeleyi nasıl yükselttiğini hatırlatmak sanırız çok öğretici olacaktır.

* * *

26 Haziran 1973’te kurulan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluş yasasının 11 Ekim 1975’te Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi üzerine, iktidardaki I. Milliyetçi Cephe (MC) hükümeti DGM’lere yeniden yasallık kazandırmaya soyunmuştu. Bu girişimin temel amacı, 70’li yıllarda yükselen işçi hareketini ve sosyalist hareketi bastırmaktı kuşkusuz. Burjuvazi, kendi düzenine karşı yükselen devrimci muhalefeti bastırmak için, bu muhalefetin öncü güçlerini olağanüstü mahkemelerde “yargı”lamak ve en ağır cezalara çarptırmak istiyordu.

Hızlı bir politikleşme sürecinin yaşandığı bu yıllar, aynı zamanda işçi sınıfının da gerek sendikal gerekse siyasal örgütlülüğünün yükselip güçlendiği, ciddi bir sola kayışın görüldüğü yıllardı. Grevler hızla yayılıyor ve giderek politikleşiyordu:

Yıllar
Grev Sayısı
İşçi Sayısı
Kaybolan İşgünü Sayısı
Kamu
Özel
Kamu
Özel
Kamu
Özel
1974
22
23
15.390
5.656
256.082
213.996
1975
13
77
5.847
19.542
231.048
871.634
1976
22
83
12.701
20.168
399.466
1.368.735

Bilhassa özel sektördeki grevlerde büyük bir artış yaşanmaya başlamıştı ve bunun en temel nedeni, daha mücadeleci bir sendikal anlayışı benimseyen DİSK’in ağırlıklı olarak bu sektörde örgütlü olmasıydı. Burjuvazinin bütün karşı girişimlerine rağmen, DİSK’in üye sayısı muazzam bir hızla artıyordu. 1975 yılından itibaren, onbinlerce üyesi olan Türk-İş’e bağlı Genel-İş ve Oleyis gibi pek çok sendika DİSK’e üye olmaya başlamıştı. 1976’da, 1 Mayıs elli yıldan beri ilk kez kitlesel olarak alanlarda kutlanmış ve kutlamaları organize eden DİSK yıl boyunca işçi sınıfı içindeki örgütlülüğünü arttırmıştı.

DGM’lerin, yargı bağımsızlığını ortadan kaldırdığını, demokratik hak ve özgürlükleri çiğnediğini ve özellikle işçi sınıfını etkisiz kılabilmek için gündeme getirildiğini vurgulayan DİSK, öncelikle kamuoyunda duyarlılık yaratmaya dönük çağrılar ve açıklamalar yaptı. 5 Temmuz 1976’da bu konuyu ele alan “İşçi Sınıfına ve Kamuoyuna DİSK’in Uyarısı”, DİSK Ajansının bir milyon basılan özel sayısında yayınlandı ve ajans halka ve fabrikalara dağıtıldı. DİSK, DGM’leri “sınıf mahkemeleri” ve “sıkıyönetimsiz sıkıyönetim” olarak niteliyordu.

10 Temmuzda, Bursa’da, faşistler tarafından öldürülen TOFAŞ işçisi Muammer Çetinbaş’ın katlini protesto mitingi aynı zamanda burjuva partilerin DGM Yasasını meclisten geçirme girişimini protesto mitingine dönüştü. DİSK Yönetim Kurulu, yayınladığı 16 Eylül tarihli bir bildiriyle, DGM tasarısını yasalaştırmaya çalışan “bu iktidarın Anayasal ve demokratik yoldan düşürülmesine ve halktan yana bir iktidarın kurulmasına kadar tüm ülkede GENEL YAS” ilan ediyordu. Yine aynı bildiride, “örgütümüzün bulunduğu merkezlerde her gün genellikle öğleden sonraları DİSK tarafından sessiz matem yürüyüşleri veya mitingler düzenlenmesi” kararlaştırılmıştır deniyordu (Bkz. EK: 3). Böylece “GENEL YAS” sloganıyla, genel grev doğrultusunda ilk adımlar atılmış ve ünlü DGM direnişi fiilen başlamıştı.

DGM Direnişi Başlıyor

16 Eylülde DİSK Yönetim Kurulu Taksim Anıtına siyah çelenk koyarken, yüz binlerce işçi de Türkiye çapında üretimi durdurdu. 16, 17 ve 18 Eylülde, Türkiye’nin dört bir yanında on binlerce işçi iş bıraktı. Aliağa ve İpraş Rafinerileri, Ereğli Demir Çelik, Türk Demir Döküm, Sungurlar, Pirelli, Goodyear, Tofaş, Renault, Profilo gibi onlarca fabrikada şalterler inmiş, her yanı “DGM’ye Hayır” ve “MC’ye Hayır” sloganları kaplamıştı.

18 Eylülde DİSK Yönetim Kurulu kararıyla Türkiye’de ilk kez motorize gösteri gerçekleştirildi. Beşiktaş’ta toplanan on binlerce işçi araçlarla korna çalarak Taksim Meydanına çıktı, yol kenarında biriken İstanbullular alkışlarla ve attıkları sloganlarla işçilere destek verdi. DGM Direnişi TÖB-DER, TÜS-DER, TÜM-DER, TMMOB, TÜTED, TÜMÖD, TÜMAS gibi pek çok demokratik kitle örgütünün yanı sıra, Türk-İş içinde yer alan Harb-İş, Yol-İş, Yapı-İş ve bazı şubeleriyle Petrol-İş sendikaları tarafından da destekleniyordu.

Bu süreçte burjuvazi de boş durmuyordu. 14 Ağustosta Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası (MESS), üyelerine bir yazılı protokol imzalatarak işçi sendikaları ile yapılacak toplusözleşmelerde tüm yetkiyi üzerine almak istediğini bildirdi. Amaç, işçi ücretlerindeki artışı durdurmak ve böylece DİSK’e bağlı sendikaları anlaşmazlığa zorlayarak yıpratmak, işçi hareketini geriletmekti. 20 Ağustosta, özel sektördeki işverenler, kendilerini tek kuruluş olarak Türkiye İşverenler Sendikaları Konfederasyonunun (TİSK) temsil etmesine ilişkin bir protokol imzaladılar. TİSK 26 Ağustosta işverenlerden yana hükümler taşıyan ve işçi haklarına saldıran dokuz maddelik bir deklarasyon yayınladı (Bkz. EK: 1). 2 Eylülde MESS tarafından “Yasa Dışı Eylemlerle İlgili Rapor” başlığı altında hükümet ve diğer ilgili yerlere gönderilen gizli bir raporda, hükümetin ve parlamentonun gelişen işçi hareketine karşı daha etkin yasalar çıkarması isteniyordu. 13 Eylülde, MESS, üyelerine gönderdiği bir yazıyla DGM tasarısına karşı uygulanabilecek protesto eylemiyle ilgili olarak alabilecekleri tedbirleri ve müeyyideleri bildirdi.(Bkz. EK: 2)

DGM direnişinin başlamasıyla birlikte, işverenler MESS’in talimatları doğrultusunda hemen işten çıkarmalara başladılar. Polis de bir yandan tutuklamalara girişti. 20 Eylülde, DİSK Genel Merkezi arandı ve DİSK Genel Sekreteri Mehmet Karaca tutuklanırken, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler ve 5 DİSK yöneticisi hakkında da gıyabi tutuklama kararı alındığı bildirildi. 22 Eylülde, haklarında gıyabi tutuklama kararı olan DİSK yöneticileri Kemal Türkler, Mehmet Kılınç, Rıza Güven, Celal Küçük ve Kemal Nebioğlu Bakırköy Savcılığına başvurarak gerekli işlemin yapılmasını istemeleri üzerine tutuklandılar ve ertesi gün serbest bırakıldılar.

Bu süreçte, DGM direnişine katıldıkları için işten atılan işçi sayısı 1000’i aşmıştı. Bunlardan bazıları da Profilo fabrikasında çalışan ve DGM Direnişinde üzerlerine düşeni yapan Maden-İş üyesi işçilerdi.

Profilo Direnişi

22 Eylülde Profilo’nun sahibi Kamhi’nin, MESS’in direktiflerine uyarak, DGM direnişine katıldıkları gerekçesiyle biri baş temsilci, üçü temsilci olmak üzere toplam 18 öncü işçinin işlerine son vermesi üzerine fabrikadaki tüm işçiler arkadaşlarına sahip çıkarak direnişe geçtiler. 29 Eylül sabahı, işçiler işten atılan on sekiz arkadaşlarıyla birlikte işbaşı yaptılar. Bir süre sonra işverenin adamları, daha önce MESS tarafından yayınlanan ve “direnişe katılan işçilerin işten atılacaklarını” belirten bir bildiriyi fabrikada dağıtmaya başladılar. İşçiler bu bildirinin dağıtılmasına engel oldular. Kamhi, adamlarının özellikle baş temsilci ve temsilcilerin başında olduğu işçilerce dövüldüğünü ve bu işçilerin atılmış olmalarına rağmen zorla işyerine girdiklerini iddia ederek polis çağırdı. Fabrikaya gelen polisler bir panzer eşliğinde işçilere saldırdılar. Polisler göz yaşartıcı bomba ve silah kullanmalarına rağmen, işçiler tarafından fabrikadan püskürtüldüler. Ve kapılar kapatılarak yeniden direnişe geçildi.

İşçilerin fabrikadan ayrılmayı reddetmeleri üzerine, polis ve panzer sayısı arttırıldı ve Mecidiyeköy civarındaki bütün işyerleri boşaltıldı. Bölgeye sadece basın mensuplarının girip çıkmasına izin veriliyordu. Bir yandan da işçilere yönelik anonslara devam ediliyordu: “Boşaltın, kılınıza dokunulmayacak, hepinizi evlerinize göndereceğiz”. İşçilerse sloganlarla yanıt veriyorlardı: “Ölmek var, dönmek yok”, “DGM’ye hayır”.

İşçiler fabrikada yemek çıkarabiliyor ama ekmek sıkıntısı yaşıyorlardı. Polisin tüm önlemlerine rağmen, direnişçi işçilerin aileleri ve çevrede yaşayan halk, işçilere ekmek ulaştırmanın yolunu buluyordu.

Aynı gün, saat üçe yaklaşırken, polis müdürü saldırı kararı aldı, fakat bu saldırıda işyeri de zarar göreceğinden, işverenle bir kez daha görüşerek polisi yavaş yavaş geri çekti. Gece 9:00 sıralarında polis işyeri ve çevresinden tamamen çekilmiş ve geride sadece bir devriye kolu bırakılmıştı.

Kamhi, sabah saatlerinde kendisiyle görüşen gazetecilere şunları söyleyecekti: “Olay beni aşmıştır. MESS’in ve emniyetin işi olmuştur. MESS ve emniyet güçleri benim işyerimi ve bulunduğu bölgeyi pilot bölge seçmişlerdir. Burada her olaya müdahale etmek, düğümü burada çözmek kararındalar.” Bu sözler, hazırlanan tezgâhın boyutlarını kavramak için yeterliydi ve bir gün sonra olacakların ipuçlarını vermekteydi.

Sabah vardiyasında işyerine gelen işçiler, fabrikadaki arkadaşlarına katılmak istediler. Olay yerindeki az sayıda polis buna engel olmak istedi ve yeni gelen işçilerin üzerine ateş açtı. İşyerine gelen takviye polis ekipleriyle birlikte fabrika dışındaki işçilere ve işçi yakınlarına daha kapsamlı bir saldırı başlatıldı. Sokak aralarında yakalayabildikleri insanları acımasızca dövüyorlar, işçi olduğunu anladıklarını emniyet müdürlüğüne gönderiyorlardı.

Bu arada yan taraflardan fabrikadaki işçilere de ateş açılıyordu. Dışarıda bulunan bir işçiyi önüne siper eden bir polisin direnişçi işçiler üzerine açtığı ateş sonucu, Yakup Keser isimli bir işçi ölürken, Bayar Koral isimli bir işçi de yaralandı. Polis, öldürdüğü Yakup Keser’in cenazesini, ailesine sendikanın tören yapmaması koşuluyla verdi. Böylece cenaze töreninin bir gösteriye dönüşmesi engellenmiş oluyordu.

İşin çığrından çıkacağını anlayan burjuvazi, klasik taktiğini uyguladı ve polisi geri çekerek jandarmayı sevketti. Fabrikaya gelen jandarma albay, fabrikayı boşalttıkları takdirde işçilerin kılına dokunulmayacağına, kesinlikle polisle karşı karşıya getirilmeyeceklerine ve hepsini evlerine göndereceklerine dair “şeref sözü” vererek işçileri ikna etmeyi başardı. Bunun üzerine direnişe son verildi ve işçiler fabrikayı boşalttılar.

Ne var ki, üzerinde iş kıyafeti olan bazı işçiler elbiselerini almak üzere ana binaya girer girmez kapılar kapatıldı ve arka kapıdan içeriye polis alındı. İşçilerden üçü kaçmayı başarırken, biri kadın iki işçi feci şekilde dövüldü. Burjuvazinin ve onun uşaklığını yapanların “şeref”leri ve sözleri işte bu kadar güvenilirdi!

Dışarıdaki işçiler henüz durumun farkında değillerdi ve polisler dışarıdaki işçilerce duyulmaması için dövülen işçilerin ağzını kapatıyorlardı. Bu olayların fotoğraflarını çeken iki muhabir de polis tarafından dövülmüştü. İşçiler olanlardan habersiz ön tarafta beklerken, polis albaydan işçileri kendisine teslim etmesini istiyordu. Albayın takviye birlik istemesi üzerine, gelen birlik fabrikayı kuşattı. Bu arada albay işçileri “evlerine bırakmak” üzere cemselere bindiriyordu. Yaklaşık 500 işçi, albayın verdiği “namus sözü” ile memnun, “eve gitmek” üzere yola çıktı. Durum, Gayrettepe’ye sapıldığında ortaya çıktı: Emniyet Müdürlüğüne götürülüyorlardı. Her şey önceden planlanmış, Emniyet Müdürlüğü çevresindeki binalar boşaltılmıştı. Cemselerden coplanarak indirilen işçiler yaklaşık 100 metrelik bir polis koridorundan dayak yiyerek geçiyorlardı. Sona kalan cemselerden biri devrildi. Kimi işçiler yaralandılar, kimileri de karışıklıktan istifade edip kaçmaya başladılar. Polis elde silah ateş ederek kovaladı kaçanları, yakalayabildiklerini ise yine kıyasıya döverek gözaltına aldı.

Gözaltına alınan 510 işçiden sorguları tamamlanan 503’ü 1 Ekimde serbest bırakıldı. Adliyeye sevkedilen 7 işçiden 6’sıysa 4 Ekimde tutuklanarak Sağmalcılar cezaevine gönderildi. Sağmalcılar Cezaevinde tutuklu bulunan altı işçi 23 Ekimde toplanan DİSK Genel Meclisine gönderdikleri telgrafta şunları yazıyorlardı: “...Bir Yakup ölmüş, bin Yakup var savaşacak. Bu olay ne ilktir, ne de son. İşçi sınıfımızın mücadele tarihinde bu gibi olaylar çoktur. Binlerce işçi kardeşimiz vurulmuş, işkencelere tâbi tutulmuş, ama hakim sınıfların baskılarına rağmen sınıf mücadelesi durmadan ilerlemiştir. Profilo olayları neticesinde biz altı işçi tevkif edildik. Ama biliyoruz ki, ne işkenceler, ne hapishaneler bizleri yıldıramaz. Tam tersine sınıf mücadelesini pekiştirir. Hapishaneler bizler için birer okuldur ve bizler bu okulda bulunmaktan dolayı gurur duyuyoruz..”

Amaç DİSK’in Tasfiye Edilmesi

30 Eylülde toplanan Bakanlar Kurulu, DGM direnişi sırasında zarar gören işyerlerinin zararını DİSK’e tazmin ettirme kararı aldı. Bu arada TİSK, DGM direnişine katılan öncü işçileri tespit ederek Türkiye çapında bir “Kara Liste” oluşturmaya başlamıştı. Adları bu kara listeye geçen işçilere hiçbir yerde iş verilmiyordu. Bu yolla DİSK, örgütlendiği işyerlerinden tasfiye edilmeye çalışılıyordu.

DİSK, 5 Ekimde yaptığı olağanüstü bir toplantıda, DGM direnişi nedeniyle işten çıkarılanların sayısının üç bini aştığını, bazı işverenlerin işçileri yeniden işe almak istemelerine MESS’in engel olduğunu ve işten atılan tüm üyelerinin güvence altında olduğunu deklare etti. Bu amaçla DİSK Olağanüstü Genel Kurulu toplanarak dayanışma fonunun güçlendirilmesine ve aidatların yükseltilmesine karar verdi. 7 Ekimde DİSK, DGM Direnişi dolayısıyla işten çıkarılan tüm üyelerine ücretlerinin net yarısının yardım olarak ödenmesi kararı aldı ve bu işçilerin DİSK’in yargı nezdinde yürüttüğü çabalarla tekrar işlerine dönmeleri sağlanana kadar konfederasyonun örgütlenme işlerinde çalıştırılmalarına karar verdi.

İşçilerin ve tüm devrimcilerin yasalaşmasını önlemek amacıyla protesto gösterileri düzenledikleri DGM yasa tasarısı, gerekli süre içinde yasalaşamadığı için 11 Ekimde düştü.

1976 yılı Eylül ayında işçi sınıfına karşı girişilen muazzam saldırı, örgütlü öncü işçilerin uyanıklığı ve mücadeleciliği sayesinde geri püskürtülebilmişti. Burjuvazi gerçekleştirmek istediği değişiklikleri ancak 12 Eylül 1980 Askeri Darbesinin ardından, askeri diktatörlük altında gerçekleştirebildi. Askeri diktatörlük döneminde, işçi sınıfının uzun mücadeleler sonucu elde ettiği kazanımlar süngü zoruyla elinden alındı. DGM’ler kuruldu, DİSK kapatıldı, iş yasaları değiştirildi, sendikal barajlar ve grev yasakları getirildi. İşçi sınıfı atomize edilerek yıllar süren bir karanlığın içine itildi. Tüm fiziksel saldırıların yanı sıra, uygulanan ideolojik bombardımanla, sınıfın hafızası uzun yıllar boyunca silindi. İşçi kuşakları arasında muazzam bir kopukluk yaratıldı.

Bütün bunların yanı sıra, 80’ler ve 90’lar, bütün dünyada da neo-liberal dalganın yükseldiği, işçi sınıfına yönelik ideolojik bombardımanın alabildiğine arttığı yıllar oldu. SSCB ve diğer bürokratik diktatörlüklerin birbiri ardına çöktüğü bu yıllarda, “sosyalizm öldü” teranesini dilinden düşürmeyen burjuvazi, işçi sınıfı üzerinde amaçladığı umutsuzluk etkisini yaratmayı da büyük ölçüde başarmıştı. Ne var ki, 90’ların son yıllarından itibaren durum değişmeye, işçi sınıfı uykusundan uyanmaya başladı. Uzun bir dönem boyunca hiçbir kıpırtı göstermeyen Avrupa işçi sınıfı da dahil olmak üzere, bugün tüm dünyada işçiler harekete geçmiş durumdalar. Avrupa milyonlarca işçinin katıldığı genel grevlerle çalkalanıyor, kapitalizm karşıtı gösteriler hızla yayılıyor.

Unutmayalım ki, DGM direnişlerinin, Profilo direnişinin ve daha nice direnişlerin yaşandığı 70’li yıllar, işçi hareketinin alabildiğine siyasallaştığı yıllardı. Bu siyasallaşma kuşkusuz Türkiye’deki ve dünyadaki toplumsal koşullarla ve komünistlerin işçi hareketi içindeki ve sendikalardaki faaliyetleriyle sıkı sıkıya ilişkiliydi. Bugün de tüm dünyada kapitalizmin derinleşen krizine bağlı olarak koşullar hızla değişiyor. Bu değişim, elbette işçi hareketinde de yansımasını buluyor, bulacak. Yeter ki enternasyonalist komünistler kendi üzerlerine düşen görevleri yerine getirsinler!






EKLER

EK 1: TİSK DEKLARASYONU

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, 26 Ağustos 1976 tarihli toplantıya katılan sanayici ve işadamları tarafından imzalanan deklarasyonda şu prensiplerin yer aldığını açıklamıştır.

  1. İşyerleri işveren sendikalarına üye olacaklardır.
  2. Toplu iş sözleşmesi işveren sendikaları tarafından yapılacaktır.
  3. İşveren sendikalarında grev-lokavt fonları kurulacak ve bu fon Konfederasyonda tesis edilecek merkezi ihtiyat fonu ile irtibatlandırılacaktır.
  4. İşverenlerin sevk ve idare hakkına müdahaleye müsaade edilmeyecektir.
  5. Toplu iş sözleşmeleri Konfederasyonca tespit edilecek prensiplere uygun şekilde akdedilecektir.
  6. Kanuni veya kanunsuz grevlerde geçen sürelere ait herhangi bir ödeme yapılmayacaktır.
  7. Toplu iş sözleşmeleri gruplar halinde akdedilecektir.
  8. Sosyal yardımların genişletilmesine imkan tanınmayacaktır.
  9. Uzlaştırma Kurullarının tırmanmaya imkan verir biçimde kararlar vermesine müsaade edilmeyecektir.

(Kaynak: Son Havadis, 28 Temmuz 1976)

EK 2: MESS ÜYELERİNİ UYARIYOR

Sayın Üyemiz,

Millet Meclisi ve Senato, Devlet Güvenlik Mahkemeleri Yasa tasarısını görüşmek üzere 14 Eylül 1976 Salı günü toplantıya çağrılmıştır.

DİSK, bu tasarıya karşı çıkmakta ve bütün örgütüne 14 Eylül günü hazır olmaları talimatını vermiş bulunmaktadır. Bu tasarıyı protesto etmek amacı ile DİSK’in bazı eylemlere girişeceği ve eğer tasarı yasalaşacak olursa, bu eylemlerin çok geniş biçimde uygulanacağı, işyerlerinde işin durdurulacağı söylentileri yaygınlaşmaktadır.

Böyle bir amaçla, işyerlerinde işin durdurulması bir siyasal grev ya da genel grev olup yasalarımıza göre yasadışı bir eylem niteliğindedir. Nitekim Yargıtay da genel grevin yasadışı olduğunu kabul etmiş bulunmaktadır.

Bu söylentilerin gerçekleşerek tasarının görüşülmesinin veya yasalaşmasının protesto edilmesi için işyerlerinde işçiler çalıştırılmayarak işi durdurduğu taktirde, bu yasa dışı eylemle, genel grevle ilgili alınabilecek tedbirler ve uygulanacak hukuki ve cezai müeyyideler vardır. ...

MESS’İN BİLDİRİSİ

İşçi arkadaşımız,

İşyerimizde, bir süreden beri işlerinizi durdurmakta ve çalışmamaktasınız.

Bu eylem yasalarımıza göre yasadışı bir eylemdir, suçtur. İşyerinde işçinin en önemli görevi üretimi sürdürmektir. Bu yasadışı greve devam ettiğiniz veya katıldığınız takdirde, çalışmadığınız saatlerin ücretini, hafta tatili ücretinizi kaybedersiniz. Ayrıca hizmet sözleşmeleriniz de feshedilir, işinizi kaybetme durumu ile karşılaşırsınız. Bunlardan başka hakkınızda cezai kovuşturma da yapılabilir.

Belirttiğimiz bu hususları bu konuları bilen güvendiğiniz başka kişilere de sorunuz. Onlar da bu sözlerin doğruluğunu tasdik edecektir.

İşçi Arkadaşımız,

Sizleri, yasalara saygılı olduğunuza inandığımız için uyarıyoruz. Bu yasadışı eylemden vazgeçin. Bu eylemin sonuçları sizler için çok acı, işvereniniz olarak bizler için de üzücü olacaktır.

(Kaynak: DİSK Dergisi, Eylül 1976, s.27)


EK 3: DİSK’İN “GENEL YAS” KARARI

  1. Ülkemizi MC’nin yarattığı karışıklık ve bunalımdan kurtarmak,
  2. Hayat pahalılığı artışına son verip emekçi halkımızın yüksek geçim olanaklarına kavuşmasını sağlayacak kapıları açmak,
  3. Demokrasiyi açıkça boğazlanmaktan kurtarıp demokratik, sendikal ve siyasal hak ve özgürlükleri koruyup genişletmek,
  4. Ve bu nedenle, emekçi halkımızın 1977 Genel Seçimlerinde özgürce oy kullanma ve bu istemleri destekleyen dilediği iktidarı seçme olanağı sağlamak amacıyla,

iki gündür toplantı halinde bulunan DİSK Genel Yönetim Kurulu ile Başkanlar Konseyinin müşterek toplantısında,

  • Bu iktidarın Anayasal ve demokratik yoldan düşürülmesine ve halktan yana bir iktidarın kurulmasına kadar tüm ülkede Genel YAS ilanı,
  • Anayasal ve demokratik haklarını, DİSK’in «tabanın söz ve karar sahibi olma» temel ilkesi içinde kullanabilmesi açısından işçi üyelerimizin serbest bırakılması,
  • Örgütümüzün bulunduğu merkezlerde her gün genellikle öğleden sonraları DİSK tarafından sessiz matem yürüyüşleri veya mitingler düzenlenmesi,
  • Bunun dışında DİSK tarafından düzenlenmeyen hiç bir yürüyüş, miting gibi gösteriye üyelerimizin katılmaması ve bozguncu unsurların içeriden veya dışarıdan gelecek tahriklerine olanak verilmemesi için üyelerimizin çok dikkatli ve titiz davranmaları,
  • kararlaştırılmıştır.

Bu kararlar bugün (16.9.1976 Perşembe) saat 13:00’ten itibaren geçerli olacaktır.

Tüm işçileri, ilerici ve demokratik kuruluşları DİSK’in bu tarihi kararını desteklemeye çağırıyoruz.

(Kaynak: DİSK Ajansı, 16 Eylül 1976)

9 Eylül 2006






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this