UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Emekçi Kadınlar “Kadına Şiddete Hayır” Dedi

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü… Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı örgütlü mücadele yürüten Patria, Minerva ve Maria Mirabel, 25 Kasım 1960 tarihinde diktatörlük yöneticileri tarafından işkence görmüş ve tecavüze uğrayarak vahşice katledilmişti. Böylelikle rejim için bir tehlike ortadan kaldırılmıştı. Ancak Mirabel Kardeşler’in sesi, cesetlerinin bulunduğu uçurum kenarında yankılanmaya devam ediyordu.


Mirabel KardeşlerMirabel Kardeşler
Kadına yönelik şiddet, Türkiye’de ve dünyada türlü biçimler altında giderek yaygınlaşıyor. OHAL süreciyle birlikte işçi ve emekçiler üzerinde baskıyı alabildiğine arttıran AKP iktidarı, işçi sınıfının kadınlarını adeta nefessiz bırakıyor.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü… Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı örgütlü mücadele yürüten Patria, Minerva ve Maria Mirabel, 25 Kasım 1960 tarihinde diktatörlük yöneticileri tarafından işkence görmüş ve tecavüze uğrayarak vahşice katledilmişti. Böylelikle rejim için bir tehlike ortadan kaldırılmıştı. Ancak Mirabel Kardeşler’in sesi, cesetlerinin bulunduğu uçurum kenarında yankılanmaya devam ediyordu. Bu yankıya kulak verenler, diktatörlüğe karşı mücadeleyi yükselterek Trujillo’yu devireceklerdi. Sonraki yıllarda ise Mirabel Kardeşler’in mücadelesine sahip çıkan kadınlar, üç kız kardeşin anısını yaşatarak, 25 Kasım 1981’de Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nü ilan edeceklerdi. Diktatör Trujillo rejiminin mücadeleci Mirabel Kardeşler’i katletmesi, kadına yönelik şiddeti uluslararası mücadele konusu haline getirmişti. Kapitalizmin insanlık dışı koşulları altında çifte sömürüye uğrayan, devletin erkek egemen zihniyetiyle cendereye sokulan emekçi kadınlar, dünyanın dört bir yanında kadına şiddete yönelik mücadeleyi ve dayanışmayı sürdürerek bu güne sahip çıkıyor, sokaklara çıkıyor, kadına şiddetin sorumlularından hesap soruyor.

Kadına yönelik şiddet, Türkiye’de ve dünyada türlü biçimler altında giderek yaygınlaşıyor. OHAL süreciyle birlikte işçi ve emekçiler üzerinde baskıyı alabildiğine arttıran AKP iktidarı, işçi sınıfının kadınlarını adeta nefessiz bırakıyor. Bizler de insanlığa aykırı bu sömürü düzeninde mücadele eden emekçi kadınlar olarak bir araya geldik. Mirabel Kardeşler’in mücadelesini hatırlayarak, kadına şiddetin kaynağına, sömürü düzenine öfkemizi biledik. Dayanışma içinde hazırladığımız kahvaltıda bir araya gelerek “Pink” filmini izledik, ardından film üzerine sohbet ettik.

Hint yapımı bir film olan “Pink” Delhi’li 3 kadının, Meenal, Falak ve Andrea’nın uğradığı tacizi ve yaşadığı baskıları anlatıyor. Filmi izlerken, Türkiye’deki kadınların yaşamlarını çekilmez hale getiren o uğursuz ağızlardan dökülenler, film boyunca kulaklarımızda yankılanıp durdu: “O saatte orada ne işi vardı?”, “Şort, etek giymeseydi”, “Kadın iffetli olacak, sokakta kahkaha atmayacak”, “Hamile kadınların sokakta gezmesi terbiyesizliktir” ve daha nicesi… Kadınlar olarak canımızı yakan gerçekler, dünyanın başka bir yanındaki kadınların da canını yakıyor. Filmde yaşamın zorluklarına göğüs germeye çalışan ve kadınlar için çizilen kuralların dışına çıktıkları için tacize, şiddete, baskıya uğrayan 3 genç kadın, haksızlığa uğrayan taraf iken mahkemede suçlu sandalyesine oturtuluyor. Çünkü bu 3 kadın, Hindistan gibi bir ülkede, yazılı olmasa da yaşamın her alanına kazınan kurallara uymamışlardı. Geçinmek için ailelerinden ayrılıp çalışmaya başlamışlar, geleneksel bir kıyafet olan sari yerine kot pantolon ya da etek giymiş, erkeklerle aynı ortamlara girmiş, sevmiş, gülümsemişler, belki daha ileriye gidip kahkaha bile atmışlardı. Birer günahkâr sayılan bu kadınlar; yaşadıkları taciz olayından sonra tacizci zengin erkekler, komşular, şikâyet için gittikleri karakoldaki memurlar tarafından aşağılanıyorlar. Kadınların yaşadıkları baskıları, tehditleri, çaresizliklerini anlatan sahneler, bizlere İzmir’de taciz şikâyetinde bulunan iki kadının polisten yediği dayağı hatırlattı. Tecavüzcüsüyle evlendirilmeye çalışılan, şort giydiği için tekmelenen, evde, sokakta her an şiddetle karşı karşıya kalan, işyerlerinde sömürü ve adaletsizlikten iki kat nasibini alan kadınların hikâyesi dünyanın her yanında aynı. Yaşamın yarısı ancak yaşamları kahırlı işçi sınıfının kadınları, bu hikâyeyi bozup işçi sınıfının saflarında yeni destanlar yazmadıkça büyük acılar yaşamaya devam edecekler.

UİD-DER Kadın Komitesi’nin “Emekçi Kadınlar Mücadelede Öne” şiarı kadına yönelik şiddetin, cinayetlerin ve çifte sömürünün nasıl son bulacağının ipuçlarını veriyor. Filmin son sahnesinde okunan Tanveer Ghazi’nin “Tu Chal” şiiri ise emekçi kadınları mücadeleye çağırıyor:

“Şalınızı bir bayrak gibi sallayın

Devrim yaratın

Gökyüzü de korkacak

Şalınızın yere düşmesi

Depremlere sebep olacak

Neden karamsarsınız?

Yürümeye başlayın!

Zaman bile sizin varlığınızı arıyor

Zaman sizi de arıyor!”

29 Kasım 2017






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this