UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Flormar İşçileriyle Söyleşi

Direnişlerinin 28. gününde Flormar işçileriyle bir sohbet gerçekleştirdik. Flormar işçileri bizlere direnişe çıkma nedenlerini, direnişin onlara neler kattığını, kadın işçiler olarak mücadelede önde olmanın önemini anlattılar.

Çalışma koşullarınız nasıldı? Neden sendikaya üye oldunuz?

AG: 11 yıldır asgari ücretin biraz üstünde ücret alıyordum. Sosyal haklarımız yoktu, sadece 50 lira bayram harçlığı vardı. Onu da çocuklara versen harçlık yapmazlar. Çalışma koşullarımız için şunu söyleyebilirim; az verip çok istiyorlardı. Yeri geldiğinde ben iki-üç kişilik iş yaptığımı biliyorum. Arkadaşlarımın da söylediği gibi bayanlara göre çok ağır iş vardı. Bu durumu dile getirdiğimizde lakayt bir şekilde “onlarda ne var ki, kaldırılabilecek şeyler” diyorlardı. Sağlık yönünden rahatsız olan arkadaşlarımız oldu. Ben bel fıtığı oldum. Çay ve yemek saatlerinde çifte standart uygulanıyordu bize. Zamanımız dolduğunda, zil çaldığında “bayanlar yukarı, bayanlar yukarı” derlerdi ama hiç “erkekler yukarı” denmezdi. Bayanları daha sessiz buluyorlardı ve ezmeye kalkışıyorlardı. Geçen yıl da sendikaya üye olmaya kalkıştık, hakkımızı almak ve daha iyi şartlarda çalışmak için, fakat yürümedi. Bu sene arkadaşlarımız “var mısın?” dediklerinde “sonuna kadar varım” dedim. Yine olsa yine varım derim. Çünkü anayasal hakkımızı kullandık. Sendikaya üye olmamızı istemiyorlar çünkü kendi ceplerine girecek paraları düşünüyorlar. Oyunları bozulsun istemiyorlar.

FG: Daha önce çalıştığım sendikalı işyerlerinde hiç bu kadar ağır iş ve baskı ile karşılaşmamıştım. Mesela bir bayana kaldıramayacağı kadar yük yükleniyor. Bir bayanın 40 kilo kaldırdığını gördüm. Ben de bu işçilerden birisiyim. Sendikanın buraya geleceğini duyduktan sonra ilk on gün içerisinde hiç düşünmeden üyeliğimi yaptım.

AB: 10 saat çalışıyorduk. İki vardiya şeklinde. Sabah 07.30’dan akşam 17.30’a ve akşam 17.30’dan sabah 03.30’a kadar çalışıyorduk. Yarım saatlik bir yemek molamız vardı. 15 dakikalık çay molalarımız vardı. Bu bize yetmiyordu çünkü yemek sırasına giriyorduk. Oturmaya, çay içmeye vaktimiz olmuyordu. Sıkıntılar yaşıyorduk.

SK: Benim çalıştığım ilk fabrika burası. Çalışma koşulları yer yer kolay, yer yer ağır olan işlerimiz vardı. Yeri geliyordu 20-30 kiloluk kasaları biz kaldırıyorduk. “Az doldurun” dediğimizde “kasa yok elimizde”, “idare edin” diyorlardı. İyileştirmeler için öneri veriyorduk ama ciddiye almıyorlardı. Ortam olarak kendi içimizde arkadaşlığımız belki iyiydi ama üretimdeki zorlama ve başımızdaki yöneticilerin davranışları iyi değildi. Baskılar da her geçen gün çoğalıyordu. 8 yıldır burada çalışıyorum ama asgari ücret alıyorum. Bu durumu dile getirdiğimizde “düzelteceğiz”, “yapacağız” diyorlardı. Artık bir yerden sonra canımıza tak etti. Daha önce sendika girişimi oldu fakat kişi sayısı azdı. Bu sefer olsun dedik ve yine ilk üye olan işçiler biz olduk.

FA: Arkadaşlarımın da dediği gibi ağır koliler kaldırıyorduk. Araba filan istedik, öneri sunduk ama hiçbir şekilde söylediğimiz şeyler yerine getirilmedi, askıda kaldı. Sürekli ağır kaldır indir, sağlık sorunları yaşamaya başladık. Bizleri sendikalaşmaya iten iki sebep oldu. Birincisi maaşlarımızın düşük olması, ikincisi ise eşdeğer işe eşit ücret alınmamasıydı. Kadın erkek cinsiyet ayrımı yapılıyordu. Mesela bir erkek operatör ile bir kadın operatör aynı işi yapıyor fakat farklı maaş alıyorlardı. Erkek 100 lira daha fazla alıyordu. Sebebini sorduğumuzda “erkek ev geçindiriyor” diyorlardı. Kadınlara o hakkı vermiyorlardı, sanki kadınlar babalarının hayrına çalışıyorlardı. Biz tepki gösterdiğimizde “size vereceğimiz bütçe bu kadar, beğenmiyorsanız kapı orada” gibi konuşmalar yapıyorlardı. Her zam döneminde 20-30 lira zam yaptılar bize. Tepki gösterdiğimizde diyorlardı ki “bunların burada tazminatı var bu zammı kabul ederler, çıkıp gidemezler.” Oysa erkek işçiler tepki gösterdiğinde bir kenara çekiyorlardı ve sus payı veriyorlardı. İşte bizi sendikaya iten bu sebepler oldu.

Sendika üye olduktan sonra işyerinde neler değişti?

FG: Gizlice üye olduk. Sonra yavaş yavaş duyulmaya başladı. Benim bölümümde çalışan Emrah arkadaşım işten çıkarıldıktan sonra benim moralim bozuldu ve suratım asıldı. İşvereni temsilen Hatice Hanım yanıma geldi ve “neden suratın asık?” dedi. “Ben de arkadaşımız işten çıkarıldı, onun gidişine üzüldüm” dedim. Saat 17.30’da hiç kimsenin görmemesi için beni de işten çıkardılar. Arkamdan da “hırsızlık dolayısıyla işten çıkardık” denildiğini duydum. Hırsızlık veya yüz kızartıcı suçtan çıkartılan bir işçiye neden tazminatını yatırdıklarını sormak istiyorum. Beni bu şekilde damgaladıkları için ayrıca dava açacağım.

AB: Ben sendikayı araştırdım. Daha önce fabrika ortamında çalışmamıştım. İlk defa sendikalı oluyorum. Güvendiğim insanlar bana sendikayı anlattılar, kendim de araştırdım ve sendikaya üye oldum. Önceleri biraz korktum, ilk defa sendikaya üye olmuştum. Sonra arkadaşların hepsi sendikaya üye olunca korkularım azaldı. Hepimiz para kazanmak için çalışıyoruz. Sendika ile ücretimin artacağını düşündüğüm için üyeliğimi hiç geri almadım.

SK: Sendika üye olduktan sonra içerideki yalakaların gerçek yüzleri açığa çıktı. Biz sendikalı işçiler olarak birbirimizle daha çok samimi olduk ve birbirimize bağlandık. Gidişatın bundan sonra nasıl olacağını, bize neler getirip neler götüreceğini daha iyi kavradık. Biz kendi aramızda muhabbeti arttırmaya başladıkça sendikaya üye olmayan bazı kişiler “Neden böyle yapıyorsunuz? İnsanları ekmeğinden ediyorsunuz” demeye başladılar. Bu kişilere “Biz kimseyi ekmeğinden etmiyoruz, 8 yıldır buradayım ve asgari ücret alıyorum. Biz ekmeğimizi biraz daha büyütmek derdindeyiz” diye cevaplar verdik. Bizim ücretimiz neden yükselmesin? Patronlar kendi çıkarlarını düşündükleri için sendikaya üye olmamızı istemiyorlar. Bazı işçilerin gerçek yüzlerini gördük. Aramıza soğukluk girdi. Dost olmadıklarını ve çıkar uğruna arkadaşlık yaptıklarını gördük.

Sizce yasal bir hak olmasına rağmen patronlar sendikaya neden engel oluyorlar?

AB: Benim düşünceme göre mesela bir hesap yaparak anlatırsak: toplam 10 lira mı kazanıyoruz, patronlar genellikle 8 lirasını kendi ceplerine 1 lirasını işçiye 1 lirasını da üretim masraflarına harcıyorlar. Sendika geldikten sonra 10 lira kazancın 3 lirasını ceplerine indireceklerdi. 2 lirasını üretime vereceklerdi geri kalanı üretimdeki işçilere kalacağı için yani kârları düşeceği için sendikayı istemiyorlar.

FA: Sermayeleri eksilecekti. İşçilere biraz daha fazla para vereceklerdi. Bu zamana kadar zaten bütün haklarımızı yediler. Sendikaya üye olduktan sonra haklarımızı alacağımız için buna engel olmak istiyorlar. Hiçbir şekilde haklarımızı bize vermek istemiyorlar. Bu nedenle sendikalaşma hakkımıza engel oluyorlar.

Hükümet yaptığı düzenlemelerle işçilerin iki sendikaya birden üye olabileceğini söylüyor. Başbakan işçilere sendikaya üye olun diyor. Ama sendikaya üye oldukları için işçilerin işten atılmasını engelleyecek bir düzenleme yapmıyorlar? Sizce neden?

FG: Hükümet işçiye “sendikalı olabilirsin, ben size vermem gereken hakkı verdim, bundan sonrası size kalmış” diyor, yani öncelikle bir sus payı veriyor. Sendikaya üye olduğumuz için işten atıldığımızda da ne haliniz varsa görün moduna giriyorlar. Biz bu Ramazan ayında günlerdir direnişteyiz, yüzde doksanımız bayan, kapının önünde direniyoruz, bize devletten hiçbir destek gelmedi. Hiçbir destek açıklaması dahi yapılmadı. Yasalarda hakkımızı aramak en az 1 yıl sürüyor. Bu durum da bizim aleyhimize işliyor. Hiç kimse hobi için direnmiyor. Herkes evine ekmek götürmek için direniyor. Hepimizin bakmakla sorumlu olduğu insanlar var. Devlet bir hakkı veriyor ve sonra geri çekiliyor, gerisi size kalmış, ne haliniz varsa görün deniliyor. Biz devlet ve hükümetten bu şekilde bir yardım değil, bir işçi işten atılıyorsa acil yardım istiyoruz.

AG: Flormar yasa, kural tanımıyor. Devleti de tanımıyor. Buraya İŞKUR’dan bir yetkili geldi onu dahi içeri almadılar. “İnsan Kaynakları” işyerinde yok dediler ama “İnsan Kaynakları”nı biz görüyorduk içerideydi. Yani devleti içeri almadılar. Flormar kanun, yasa, devlet tanımıyor. Yasal hakkımızı kullandık ve pişman değiliz. Bizim işten atılma nedenimiz olarak 25/II maddesi gösterildi. Biz direnişteki arkadaşlarımızı alkışlarla destekledik. Şimdi onların gözünde biz “örgüt üyesi” yani “terörist”iz.

FA: Devlet bu konuda işçilerin, emekçilerin yanında olmalı. Bakıyoruz ki devlet patronların yanında. Biz yanlış bir şey yapmadık, yasal hakkımızı kullandığımız için kapının önüne konulduk. 11 yıldır buraya emek verdim ama karşılığında hiçbir şey göremedim. Bu röportajı okuyan herkese diyorum ki hiç kimse korkmasın, herkes anayasal hakkını kullansın. Bize destek olmasını istiyorum.

Sendikalı olma hakkınızı kullandığınız için işten atıldınız, neler hissediyorsunuz?

AB: Ben sendikaya üye olduğum için hiç pişman değilim sonuçta. İçerde olsam kendimi daha kötü hissederdim eminim. İçeride sus payı verilerek işçiler susturulmaya çalışıyor. Ben durumu kendi kişiliğime yakıştırmam. Arkadaşlarım işten atıldığında kendimi çok kötü hissettim, ben de orada arkadaşlarımla birlikte olmalıyım diye düşünüyordum. Ailem şakasını yapıyor şimdi “bir halay uğruna işten kovuldun” diyorlar. Buradaki motivasyon beni çok çekti. İleriki zamanlarda belki başka işyerlerinde iş bulur çalışırım, hiç sorun değil. Benim şimdiki düşüncem arkadaşlarımla birlikte olmak ve buraya sendikayı getirmek.

SK: Arkadaşlarım dışarıda direnişteyken psikolojik olarak çok kötüydüm, moralim bozuktu. Hatta hiç görmediğimiz “İnsan Kaynakları” gecenin saat birinde, ikisinde üretim alanında gezip insanların nabzını ölçüp laf almaya çalışıyorlardı. “Kaç yıldır burada çalışıyorsunuz?” diye sordu, “8 yıldır” dedim birden beni övmeye, pohpohlamaya başladı. Ben de “8 yıl burada çalışmaya hiç değmezmiş” dedim. “Neden böyle düşünüyorsun?” diye sordu. “Etrafınıza bir bakın mutlu-mesut çalışan var mı, arkadaşlarımızı sendikaya üye oldukları için bir çırpıda işten attınız, arkadaşlarımızı performans düşüklüğü nedeniyle, 25’inci maddeden işten attınız” gibi şeyler söyledim. Artık biz bir şeylerin değişmesini istediğimiz için sendikaya üye olduk. Bu hakkımıza saygı duyacaklarına “gidin başka iş arayın, belki daha iyi ortamlarda çalışırsınız” dediler. “Siz de haklısınız ama biz de haklıyız” demeye başlayınca ben, “biz sizi hiçbir şekilde haklı bulmuyoruz, aynı yemeği ve tezgâhı paylaştığımız arkadaşlarımızla bizi ayırmaya çalışıyorsunuz” dedim. “Bakın ne hale geldik” deyince “bu hale bizi siz soktunuz, sendikaya bizi siz sürüklediniz” dedik. Sabahleyin müdür bize parmak basmadan, dışarıdaki, direnişteki işçilerle konuşmadan direk servislere binin baskısı yaptı. Oysa biz gittik parmağımızı bastık ve sanki ilk defa temiz ve derin bir nefes almış gibi olduk o an. Baskı ve o kötü psikolojiden kurtulduk, arkadaş candır dedik. Hiçbir pişmanlığım yok. 8 yıldır burada çalışıyorum ama direnişe destek verdiğimiz için onların gözünde biz terörist olduk. İçeride bizi terör örgütü üyesi gibi gösterdiler, sözde taşkınlık yapıp ortalığı dağıtacakmışız. Oysa herkes görüyor ki direniş alanda hepimiz düzen ve disiplin içindeyiz, güle oynaya direnişimizi sürdürüyoruz.

Direniş gününüz nasıl geçiyor? Direniş süreci size neler kattı?

FG: Sabahleyin erkenden buraya geliyoruz. Çalışan işçi arkadaşlarımızı yalnız bırakmak istemiyoruz. Servisten inen işçi arkadaşlarımızı alkışlarla işe uğurluyoruz. Mola saatlerinde arkadaşlarımızı desteklediğimizi alkış ve halaylara, şarkılar ve türkülere hep beraber eşlik ederek gösteriyoruz. Ve patrona da burada olduğumuzu gösteriyoruz. Direniş bize birlik ve beraberlik içinde olmanın insana zarar vermeyeceğini, birlik ve beraberlikten kuvvet doğacağını gösterdi. Patrondan hakkımızı ancak birlik ve beraberlik içinde alabiliriz. İçerde insanlara baskı uygulayarak, tehdit ederek işçileri durdurmaya çalışıyorlar. Biz çalışan işçi arkadaşlarımıza birlik beraberlik çağrısı yapıyoruz. Kapıya çıktığımda 50 kişi vardı şimdi 125 kişi var, bu da birlik ve beraberlikten hiçbir şekilde zarar gelmeyeceğini gösteriyor.

AB: Ben sabah 06.30’da uyandığımda yataktan adeta kazınarak kalkarak işe gelirdim. Şimdi güle oynaya, hiç uykum yokmuş gibi direnişe geliyorum. Burada güzel bir ortam var, herkes el ele, sürekli arkadaşlarımızla birlikteyiz. Halaylar çekiyor, sloganlar atıyoruz. Hiçbir sıkıntımız olmuyor. Elbette yoruluyoruz, güneşin altındayız ama bunlar bizi etkilemiyor. Ben genellikle pasif bir insanım. Çorbam dursun da zarar olmasın diyen insanlardanım. Ama bu eylemden sonra ben de artık güçlenmeye başladım. Eylemlerin eskiden daha kötü olduğunu düşünürdüm. Eylem deyince aklıma kötü olaylar geliyordu, eylem deyince devlete karşı kalkışma olduğunu düşünüyordum. Burada eylemin hiç de öyle olmadığını gördüm. Tamamen hakkımızı savunmak için eylemdeyiz. 10 aylık işçi olmama rağmen hakkımı savunuyorum. Yeri geliyor arkadaşım 12 yıllık, onun 12 yıllık hakkını savunuyorum. Ben burada biraz daha güçlendiğimi hissediyorum.

SK: İlk defa böyle bir direniş ortamındayım. Daha önce görüyor ve duyuyordum o zaman şaşırıyordum. Nasıl toplu halde duruyorlar diye düşünüyorum. Eskiden işe gelirken çok servisi kaçırdığım oluyordu. Şimdi eşim “her sabah 5’te kalkıp gidiyorsun” dediğinde “ortam çok güzel, sevdiğimiz arkadaşlarlayız” diyorum. Biri bana “sabahın yedisinde halay, horon çek” dese, “ne diyorsun aklını mı kaçırdın” derdim; şimdi halayların ortasındayız. Çok mutluyuz, güçleniyoruz, daha dik duruyoruz. Hakkımızı savunurken başımıza illa ki kötü şeyler gelmeyeceğini görüyoruz. Direnişe geldikçe her güne kendimizi daha da yeniliyoruz. Moral ve motivasyonumuz artıyor. Mutluyuz, yan yanayız. Aramızda kötü düşünen kimse yok. Herkes hakkını aramak için burada. Hakkımızı aradık diye terörist damgası yiyecek değiliz. Allaha şükür devletimize, milletimize bir hainlik yapmadık. Sadece hakkımızı kullanıyoruz. Devlet de askerler de bizim. Hesabımız çok büyük değil, alt tarafı emeğimizin hakkını istiyoruz. Keşke bu oruç zamanı, insanları güneşin altında tutan patronlar da bu gerçeğin farkına varsa. Onlar içerde laylaylom gözüküyorlar. Oysa onlar düştükçe biz güçleniyoruz. Onlar da bunun farkında ama durmak yok yola devam diyoruz.

AG: Burası üçüncü işyerim ama ilk defa böyle bir tecrübe kazandım. İşten çıkartılmadan bir gün önce baskı gördüm. Üretim müdürü “bir daha çıkıp arkadaşlarını alkışlamayacaksın, desteklemeyeceksin, sonra çok üzülürsün” dedi. Ben de ertesi gün tekrar alkışladım. Ve çıkışımı verdi. Sağ olsun bana çok güzel bir aile kazandırdı. Bütün samimiyetimle söylüyorum. Ocak ayında metal işçilerinin eylemleri oluyordu bu bölgede, sabah altı buçukta serviste görünce “bu insanlar delirmiş galiba, bu yağmurlu soğuk havada dışarıda ne yapıyorlar?” diye düşünüyordum. Ama herkesin bir amacı varmış, onlar da hakkını aramak için eylem yapıyorlarmış. Flormar bize her toplantıda hep bir aile olduğumuzu söylüyordu, biz Flormar’da değil direniş alanında bir aile olduğumuzu gördük. Çalışırken selam vermeden işe koşuşturduğumuz arkadaşlarımız vardı ama dışarı çıktığımızda nasıl güçlü olduğumuzu, nasıl bir aile olduğumuzu gördük. Flormar bize birçok set kurdu, gördüğünüz brandaların, tel örgülerin, kameraların, otobüslerin hiç biri yoktu. Bu engellemeleri içerideki arkadaşları görmeyelim, sinelim diye yaptılar. Ama onların her bir engeli bizi daha çok güçlendiriyor. Biz güçlüyüz ve kazanacağız. Bizi işten atarak çok güzel bir tecrübe kazanmamıza neden oldular.

Çeşitli fabrika ve kurumlardan destek ve dayanışma görüyor musunuz? Bu destek size neler hissettiriyor?

FG: Birçok işyeri, dernek ve sendikadan destek geliyor. Bu da bizim burada yalnız olmadığımızı gösteriyor. Mücadelemizin biteceğini değil de süreceğini gösteriyor. Siyasi partiler geldiğinde kimi arkadaşlarımız korktu. Buraya AK Parti de destek olmaya geldi ama sadece gösteriş amaçlı geldiğini gördük. Diğer siyasi partiler de geldi. Hepsine teşekkür ediyorum. Bizi yalnız bırakmamaya çalıştırlar. Bu olayın sadece destekle sınırlı kalmasını istemiyorum. Eğer onlar başa geçeceklerse, bize destek vereceklerse işçilerin yanında olduğunu gösteren yasalar çıkarmalılar. Sendikaya üye olduğumuzda patronlardan yana değil de işçilerden yana olmalılar. Bize destek için uyarlanan Erik Dalı şarkısı ile ben oynamayı sevdim. Çok mutlu oldum bu şarkı ile.

AB: Dernek ve partilerden destek geldiğinde daha güçlü olduğumuzu hissediyoruz. Sesimizin sadece burayla sınırlı olmadığını anlıyoruz. Her yerde sesimizin duyulduğunu düşünüyoruz. Avantajımız kadınların bu direnişte çoğunluk olması. Kadınlar da desteğe geliyor. Sesimiz duyuluyor ve daha güçlüyüz. Dün İstanbul’a gittiğimde her yerde direnişimizi destekleyen afişler gördüm. Onları görmek beni mutlu etti. Artık sadece Gebze’de değil, yurt içi ve yurt dışında her yerde olduğumuzu gördük. Köydeki akrabalarım dahi “ne oldu bu iş, ne zaman işbaşı yapıyorsunuz?” diyorlar. Bu destekleri hissediyoruz ve ayrı bir gurur veriyor bize. Erik Dalı uyarlamasını başta anlayamadım, burası çok kalabalıktı. İyice yakınlaşıp dikkatli dinleyince aaa dedim, Flormar geçiyor içinde. Flormar’da ne yaşadığımızı bizzat yansıtan bir şarkıydı. Bizi bu kadar gururlandırmaları çok hoşumuza gitti. Sonra sonra evde dinlemeye başladık. Kardeşim, “abla şarkınızı aç da dinleyelim” diyor sürekli, normalde bu tür şarkıları dinlemezdim ama şimdi tiryakisi oldum.

SK: Dayanışma olarak daha önce hiç adını duymadığım kurumlar, dernekler geliyorlar. Özellikle işçi derneklerinden, işçiler geldiğinde daha çok mutlu oluyoruz. Demek ki tek değiliz, arkamızda bizi destekleyenler var. Bayan olduğumuz için daha önce bu işlere pek kalkışmazdık, bayanların bu işi yaptığını gördüğümüzde biz daha çok mutlu oluyoruz, daha çok güçleniyoruz. Ön yargılı olarak bu tür işlere erkeklerin daha yatkın olduğunu düşünürdük. Ama öyle değilmiş, biz burada bayanlar olarak bu direnişi sürdürüyoruz. Gelen destekçilerle birlikte sloganlar atıyoruz, halay çekiyoruz. Hiç görmediğimiz ve adını bilmediğimiz insanlar geldiklerinde selamlaşıyoruz, tekrar geldiklerinde konuşuyoruz. Erik Dalı şarkısının uyarlanması bizi çok mutlu etti. Önceleri Erik Dalı ile oynuyorduk sonra Flormar Dalı oldu, canlı canlı dinledik. Ezberledik şarkıyı çok mutlu olduk.

AG: Desteğe gelen herkese çok teşekkür ediyorum. Herkesin maddi ve manevi desteği oldu. Hiç yüzünü görmediğimiz, hayat boyu tanışamayacağımız insanlarla tanıştık. Bu direniş bize çok artılar kazandırdı. Gelemeyen arkadaşların da yüreği yanımızda biliyoruz. Bize Mersin’den de mektuplar geldi dayanışma için. O mektupları okuduk biz çok onurlandık, gururlandık. Yalnız olmadığımızın farkındayız. Erik Dalı uyarlaması bizi mest etti. Havamıza ayrı bir hava kattı. Hepsinin emeğine sağlık. Biz Erik Dalı oynuyorduk artık o Flormar Dalı oldu. Bize ayrı bir enerji ve güç kattı.

Direnişe ailenizin desteği nasıl?

FG: Ben zaten sosyalist bir aileden geliyorum. Daha önce 1 Mayıslara, grev ve direnişe çıkan işçilerin yanına gidip ziyaret ettim. Ben sendikanın buraya geleceğini duyduğum onuncu gün üye oldum. Ailemin desteği sonsuz… İki buçuk yaşındaki yeğenim bile videoları izleye izleye elini kaldırıyor, belki konuşamıyor ama yüreği ile bize destek oluyor.

AB: Ailem çok destek veriyor. Hatta bana şaka usulü “bir halay uğruna işten çıktın” diyorlar. Ama her gittiğimde ayrı bir heyecanla annem ve babam “kızım nasıl geçti”, “bugün ne oldu”, “işyerinden bir haber geldi mi?” diye soruyorlar. “Siz ne zamana kadar oradaysanız biz de size o zamana kadar destek olacağız” diyorlar. Demiyorlar ki “kızım bırak artık başka işe gir.” Çok şükür sürekli destekliyorlar.

SK: Evde ailem beni gördüklerinde hemen “direne direne kazanacağız” diyor. Kapıyı açtığında eşim “bugün ne yaptınız, nasıl geçti?” diye merak ediyor. Burada beni arıyor, soruyor. Tedirgin de oluyorlar, ama video ve haberleri izlediklerinde “ooo siz oraya düğüne mi gidiyorsunuz, bir damat ve gelininiz eksikmiş” diyorlar. Hiçbir zaman “gitme” demiyorlar. “Kalk git geç kalma, direniş yerinden erken gelme” diye teşvik ediyorlar. Biz onlardan ve etraftan destek görünce daha da mutlu oluyoruz.

Talepleriniz nelerdir?

FG: İyi bir maaş talep ediyoruz. Ailemizi geçindirecek, çorbamızın yanına ilave salata koyabileceğimiz maaş talep ediyoruz. İçeride çalışma koşullarımızın kolaylaştırılmasını istiyoruz. İçeride kimi bölümlerde otomasyona geçilmesini istiyoruz.

AB: İlk talebim Flormar’a sendikanın girmesi. İkinci olarak bütün işçilerin halay çekerek işbaşı yapmasıdır. Maaşımızın düzelmesini istiyoruz. Sendikanın olanaklarından yararlanmak istiyoruz. Sosyal haklarımızı istiyoruz. Evlenecek olanlara, hasta olanlara çeşitli imkânlar tanınmasını istiyoruz. Sendikaya artık olumlu bakmalarını istiyoruz.

SK: Talebim inşallah en kısa zamanda Flormar’da işbaşı yapmak. İçerideki baskı ve insanları yıldırma psikolojisini kaldırmak. Ne kadar mutlu olursanız o kadar iyi iş yaparsınız, ne kadar mutsuz olursanız o kadar mutsuz iş yaparsınız. Herkes kendine güvensin ve etrafına da o güveni versin.

AG: Öncelikle inşallah Flormar’a sendikanın girmesini istiyoruz. İçeri girdiğimizde insani bir şekilde bize davranmalarını ve saygılı olmalarını istiyoruz. Bize ne kadar saygı ve sevgi ile davranırlarsa biz de o kadar verimli oluruz. Flormar artık direnmesin, bizi ve sendikamızı kabul etsin. Kendi bindikleri dalı kesiyorlar farkında değiller.

Bu röportajı okuyacak işçilere neler söylemek istersiniz?

AB: Eğer böyle bir mücadeleye gireceklerse hiçbir zaman korkmasınlar. Haklarının peşinden gitsinler. Demesinler ki ben tek başıma bir şey yapamam. İnsan önce kendisi mücadele etmeyi, hak almayı kendine kabul ettirecek ki sonra diğerlerine de kabul ettirebilsin. O nedenle ilk olarak kendi haklarını savunsunlar.

SK: Bizi duyan işçi arkadaşlara korkmayın diyorum. Biz de başlangıçta çok korkuyorduk. Hiçbir şey olmuyor, daha çok güçleniyorsunuz. Direnişte birlik ve beraberliği görüyorsunuz. Bizim de başlangıçta kafamızda çok soru işaretleri vardı, acaba bu iş olur mu olmaz mı diye. Hatta ben kendi şahsıma burasının bayan işçi ağırlıklı olduğunu düşünüp, bayanların da bir tık daha geriden geldiğini düşünüp, biz bu işi alamayacağız, yapamayacağız diye düşünüyordum. Ama öyle değilmiş. Biz bayanlar olarak her şeyi yapabiliyoruz. Siz erkekler olarak korkmayın. Siz korktukça patronlar daha çok üzerinize gelecektir ama korkmadığınızda geri çekileceklerdir.

AG: Sendikaya üye olmak isteyen arkadaşlar korkmasınlar. Herkes elini taşın altına koysun. Emeksiz yemek olmuyor. Başarabilmek için bir şeyleri göze almak gerekiyor. Bizim başardığımızı görünce belki daha da cesaretlenirler. Bizi takip etsinler.

13 Haziran 2018






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this