UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Fransa ve Belçika’da İşçiler Ayakta

Fransa’da, hükümetin iş kanununda yapmak istediği değişiklikler ve hazırladığı yasa tasarısı 9 Marttan bu yana büyük eylemler ve grevlerle protesto ediliyor. Çalışma Bakanının adı ile anılan El Khomri Yasası’na karşı sokaklara dökülen, grevlerle hayatı durduran işçilerin öfkesi dalga dalga büyüyor. Ancak Fransız egemenler ve onların hizmetindeki politikacılar yasayı geçirmekte kararlı olduklarını söylüyorlar.

Fransa Başbakanı Manuel Valls, 12 Mayısta, işçilerin protestosuna rağmen sözde anayasal yetkisini kullanarak yasayı Ulusal Mecliste oylamaya sunmadan kabul etti. Yasanın hayata geçmesi 8 Haziranda yapılacak Senato oylamasına bağlı. Fransız egemenlerin temsilcisi olan ve ağırlığı sağcı partilerin senatörlerinden oluşan Senatonun yasayı onaylaması bekleniyor. Ancak öfkeli işçiler yasanın geçmesine izin vermeyeceklerini kararlı eylemleriyle ortaya koyuyorlar. Çünkü bu tasarı İş Yasasında köklü değişiklikler öngörüyor ve Fransa işçi sınıfının şimdiye dek karşı karşıya kaldığı en kapsamlı saldırılardan birini oluşturuyor, kazanılmış haklarını yok ediyor.

Yasa tasarısı işten atmaları çok daha kolay hale getiriyor, iş güvencesini ortadan kaldırıyor. İşçinin işten çıkarıldığında aldığı kıdem tazminatı miktarını düşürüyor. İşe yeni başlayan işçilerin keyfi bir biçimde esnek çalıştırılmasını öngörüyor. Fazla mesai ücretlerini ve işsizlik maaşını düşürüyor. Toplu sözleşme anlaşmazlıkları durumunda patronlara işyerinde referanduma gitme hakkı tanıyarak sendikaların gücünü kırmayı amaçlıyor. Çalışma koşullarına ilişkin asgari kuralları belirleyen sektörel toplu sözleşmeleri esneterek anlamsızlaştırıyor. İş Yasasıyla korunan pek çok hakkın işyeri düzeyindeki toplu sözleşmelerle gasp edilmesi planlanıyor. Yeni yasa geçtiği takdirde, ücretler, fazla mesai ücretlerinin oranı ve tatil sürelerinin yanı sıra günlük ve haftalık çalışma süreleri de işyeri düzeyinde belirlenebilecek. Böylece patronlar, yaklaşık yüz yıldır 8 saat olan yasal işgününü işyeri sözleşmeleriyle 12 saate çıkarabilecekler. Keza haftalık yasal çalışma süresi olan 35 saat de 60 saate kadar uzayabilecek.

Bu kapsamlı saldırılar nedeniyle Fransa’da son iki ayda işçi ve emekçiler, öğrenciler 8 kez büyük mitingler ve gösterilerle sokaklara döküldü. Ulaşım, madencilik, eğitim, petrokimya, enerji gibi sektörlerde grevler düzenleyerek tepkilerini ortaya koydular. Ülkedeki nükleer santrallerde, petrol rafinerilerinde bile üretim durdu. Yollar kapatılarak hammadde akışı kesildi. Hükümet, işçilerin taleplerine kulak vermek yerine yasayı geçirmekte ısrarlı olduğunu açıkladıkça eylemler daha çok büyüdü. Polis işçilerin ve gençlerin her eylemine saldırdı. Pek çok işçiyi yaraladı, gözaltına aldı, tutukladı. Ama tüm bu baskılar işçilere geri adım attıramadı. Çünkü işçiler bu yasanın sadece haklarını değil, geleceklerini de ellerinden aldığını biliyorlar.

Dünya Kupası bu yıl Fransa’da düzenlenecek. Hükümet 10 Haziranda başlayacak Dünya Kupası yaklaşırken işçilerin eylemini bastırmaya çalışıyor. Ama bastırabilmek bir tarafa daha da büyütüyor. Ülkede artık akaryakıt bulmak büyük sorun haline geldi. Üniversiteler başta olmak üzere okullarda boykotlar yayılıyor. İşçiler ve gençler, polislerle çatışmaktan geri kalmıyor.

Fransız işçiler Belçikalı işçilerle de dayanışma halinde olduklarını ilan ediyorlar. Belçika Başbakanı Charles Michel ve hükümet, sosyal güvencede, bütçede, kamu hizmetleri ve eğitimde kesintilere gitmeyi, emekli maaşlarını düşürmeyi, sözleşmeli, part-time, güvencesiz çalışmayı yasalaştırmayı, 38 saat olan iş haftasını 45 saate çıkarmayı, fazla mesai süresini uzatmayı ve ücretini düşürmeyi planlıyor. Bu nedenle Belçikalı işçiler de tıpkı Fransız sınıf kardeşleri gibi harekete geçti ve ülkeyi grevlerle, gösterilerle sarstı.

BelçikaBelçika

Belçika’daki bazı sendikaların yaptığı grev çağrısı işçiler arasında büyük yankı buldu. Ülkenin pek çok bölgesinde ulaşım durdu, sağlık ve eğitim çalışanları iş bıraktı, posta, itfaiye hizmetleri durdu. Çöpler toplanmadı. İşçiler gösterilerde “Haklarımız için mücadele ediyoruz!”, “Patronların serveti için daha fazla bedel ödemeyeceğiz!” pankartları taşıdılar. Eylemler 1986’dan bu yana ülkedeki en büyük işçi eylemleri olma özelliğini taşıyor. Ancak sendikaların bürokratlar tarafından ele geçirilmişliği ve bölünmüşlüğü eylemlerin daha da güçlenmesinin önüne geçiyor. Aynı durum Fransa için de geçerli. Sendikal bürokrasinin yalpalamalarına, hükümetin işçileri teröristlikle suçlayıp polis şiddetine maruz bırakmasına rağmen büyüyen eylemler Fransız ve Belçikalı sermayedarları korkutmaya devam ediyor.

Ancak bu eylemlerin korkuttuğu kişiler sadece Fransa ve Belçika egemenleri değil. Türkiyeli egemenler de “Paris ve Brüksel’deki olaylardan büyük endişe duyduklarını” ifade ediyorlar. Kiralık işçiliği, kölelik bürolarını yasalaştıran, ücretleri düşüren, işçileri sendikasızlaştıran, iş güvenliği önlemlerini hiçe sayanları koruyan politikacıların benzer saldırılar karşısında ayağa kalkan Belçika ve Fransa işçilerinden korkması son derece doğaldır. Çünkü öfke de cesaret de bulaşıcıdır. Elbette Avrupa’yı etkisi altına alan bu isyan dalgası Türkiye işçi sınıfına da cesaret verecektir.

1 Haziran 2016


...önceki
ATEŞ




Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this