UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Gözbağı: Gözbağlarını Yırtıp Atanların Romanı

Aralık 2009, No: 21

Gözbağı, işçi edebiyatının başarılı örneklerinden biridir. Erol Toy’un kaleme aldığı roman, emeğimizle var ettiğimiz dünyayı görmemizi engelleyen gözbağımızı nasıl söküp atacağımızı anlatıyor.

Romanın baş karakterlerinden Hüseyin, henüz 18 yaşında işçiliğe başlamış, genç bir işçidir. Onun işçiliğe başladığı Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarında işçilerin sendika, sigorta, iş yasası ve emeklilik gibi hakları yoktur. Fakat yasaklara rağmen tütün, tersane ve dokuma fabrikalarında çalışan işçiler insanca yaşayabilecekleri ve çalışabilecekleri haklar talep etmektedirler. Ücretlerinin düşürülmesine karşı çıkan İstanbul tramvay işçileri de yasak olmasına rağmen iş bırakıp, greve çıkarlar. Hüseyin’in roman boyunca okuyacağımız işçilik hayatı bu grevle başlar. Cezmi Baba ve Halil adlı deneyimli iki işçi grevin liderliğini yaparlar. Hüseyin, bu iki işçiden çok şey öğrenir. Devlet, bu yıllarda işçiler üzerindeki baskıyı arttırır. Cezmi Baba ve Halil tutuklanır, Hüseyin işsiz kalır. Sermaye sınıfının hedefi, işçilerin bilinçlenmelerini, örgütlenmelerini ve hakları için mücadele etmelerini engellemek, onları zifiri karanlığın içine hapsetmektir.

Böylece genç Hüseyin tramvay grevinden sonra işsiz kalır. Günler boyu süren işsizlik ve açlık, Hüseyin’in umutlarını ve yaşantısını cehenneme çevirir. Her şey bitti dediği anda bir fabrika inşaatında iş bulur. İnşaat tamamlanıncaya kadar gece gündüz demeden çalışır. Fabrika inşaatının sahibi Nevres Bey’dir. Hüseyin ile birlikte çalışanlar çoğunlukla yarı işçi, yarı köylü mevsimlik işçilerdir. İnşaat dokuma fabrikasına dönüşür ve Hüseyin bu kez Nevres Bey’in fabrikasında işçilik yapmaya başlar ve usta bir işçi olur. O artık Hüseyin Usta’dır. Hüseyin Usta patronuna, tramvay grevindeki Cezmi Baba’ya bağlandığından daha çok bağlanmaya başlar. Patronu olmasa kendisinin çoktan açlıktan ölmüş veya işsizlikten hapse girmiş olacağını düşünür, Nevres Bey gibi “iyi bir insanla” tanıştığına şükreder.

Zaman hızla akıp geçer ve 60’lı yıllara gelinir. Bu arada Hüseyin Usta evlenmiş ve bir çocuğu olmuştur. Kendisi hâlâ makine başındaki fabrika işçisidir. Fakat zamanla çevresinde göçlerin arttığına, işçilerin çoğaldığına ve fabrikaların büyüdüğüne sessiz sedasız tanık olur. 20 kişilik atölye 1500 işçinin çalıştığı dev bir fabrikaya dönüşmüştür. Çünkü Türkiye’de kapitalizm gelişmekte, sermaye büyümekte ve köyden kente binlerce insan akmaktadır. İkinci Dünya Savaşından sonra işçilerin sendikalaşma, hak arama, örgütlenme çalışmaları hızlanır. Hüseyin Usta açlık, işsizlik korkusunu aşamaz ve mücadelelere katılmaktan uzak durur. O hâlâ patronu Nevres Bey’in işçileri düşünen iyi bir insan olduğunu sanmakta, ona güvenmektedir.

Romanın son bölümünde, Hüseyin Usta’nın çalıştığı fabrikada işçiler ücretlerine 50 kuruş zam talep ederler ve sendikalaşırlar. Bu taleplerinin karşılanmaması üzerine işçiler grev hazırlıklarına başlarlar. Nevres Bey işçilerin grevi yürütemeyeceğini, bir aydan fazla dayanamayacaklarını düşünür. Oysa İstanbul’da başta Kavel olmak üzere kazanılamaz denilen birçok grev kazanımla sonuçlanmış ve örnek teşkil etmeye başlamıştır. Genç işçilerin mücadele kararlılığı, Hüseyin Usta’nın gözbağını söküp atmasına giden yolu da açar. Başlayan grev Hüseyin Usta’ya Cezmi Baba’yı, Halil’i, tramvay grevini ve patronların oyunlarını yeniden hatırlatır. Nevres Bey’in işçilere yaptıkları karşısında kendine kızar. 30 yıldır gözü bağlı bir şekilde, körü körüne, korkarak, kendine güvenmeyerek Nevres Bey’in yanında çalıştığına inanamaz. Patronların işçi babası değil, işçileri ezen, sömüren, bölen, kimi kez zorla kimi kez vaatlerle posası çıkıncaya kadar çalıştıran, işçi düşmanı olduklarını görür. Hüseyin Usta grevin başına geçer, tramvay grevindeki dersleri hatırlar ve genç işçilere anlatır. Yıllarca susan, boyun eğen Hüseyin Usta, Nevres Bey karşısında başkaldıran bir işçiye dönüşür. Böylece dokuma fabrikasındaki grev kazanılır ve işçilerin zafer hanesine bir başarı daha eklenir.

Gözbağı, işçileri mücadeleden alıkoyan korkuların nasıl aşılacağını, işçi sınıfının mücadele tarihinden örneklerle anlatıyor. İşçi örgütlerine, sendikalara düşen görevlerin başında böylesi romanların işçilerle buluşmasını sağlamak gelmektedir. İşçi kardeşlerimizi mücadeleye atılmaktan alıkoyan gözbağlarını hep birlikte söküp atmanın vakti çoktan geldi de geçiyor. Patronlar sınıfı, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, kendi haklarımız için örgütlenip mücadele etmeyelim diye türlü şekillerde gözlerimizi sıkıca bağlamaya devam ediyor. Ama şimdi vakit, biz işçilerin insanca yaşayacağı bir dünya için, patronların bağlarından kurtularak bütün işçiler arasında sınıfımızın örgütlü bağlarını oluşturma vaktidir. Romanın son sayfalarında Nevres Bey, Hüseyin Usta’ya fabrika ortaklığı teklif eder. Patronun amacı Hüseyin Usta gibi bir işçiyi yanına çekmek, böylece işçiler üzerinde bir denetim kurmak ve “bakın işçiler de patron olabiliyor, siz de çalışın sizin de olsun” propagandası yaparak bilinçleri bulandırmaktır. Hüseyin Usta Nevres Bey’in teklifini reddederken, isteğinin ne olduğunu şu cümle ile dile getirir: “Kendim için hiçbir şey, sınıfım için her şeyi istiyorum.” İşçi kardeşler, şimdi sıra bizim ne istediğimizde. Biz korkularımızdan sıyrılıp kendimiz ve sınıfımız için her şeyi istemeye hazır mıyız?

15 Aralık 2009






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this