UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

“Grevden Sonra”

Grevden Sonra yetmişli yıllarda Hakkı Özkan’ın yazdığı bir işçi romanı. Kendisi de bir matbaa işçisi olan yazar, romanında, bir matbaa işçisinin yenilgiyle sonuçlanmış grevlerinden sonraki altüst olmuş yaşamını gerçekçi bir bakış açısıyla ele almış.

“Grev yapmışlardı. İşçiler daha ne olduklarını anlamadan soluğu kapı önünde almışlardı. Hakları olan birkaç kuruşu bile kavga dövüş koparmışlardı. Türlü çeşitli oyuna gelmişlerdi. Başlarına gelmedik bela kalmamıştı. Sonra ne olmuştu? Kopan bir tespih tanesi gibi dağılmışlardı.”

Grevin önderlerinden Nuri’nin hayatı, grevin yenilgisiyle birlikte darmadağın olur. İşten atılır, tutuklanır, aç ve işsiz kalır. Daha fazla dayanamayarak İstanbul’a göç eder. İstanbul’da da kolay iş bulamaz ve aylarca işsiz kalır. Ev kirası, bakkal, manav borcu biriktikçe birikir. Hayatın tüm zorlukları adım adım üstüne geldikçe, Nuri hemen her şeyin suçunu greve yüklemeye başlar. Grevin ardından Nuri’nin hayatı, çalışma umudu, hak arama ve mücadele azmi büyük bir sarsıntı geçirir.

Roman Nuri’nin “Allah belasını versin böyle hayatın! Evimize bile hırsız gibi giriyoruz” cümlesiyle başlıyor. Nuri, artık hiçbir şeye karışmayacağını, grev, temsilcilik, sömürü gibi lafları ağzına almayacağını söyleyerek, grevi ve mücadeleyi hafızasından silmeye çalışır. O sırada, eski bir çocukluk arkadaşı, çalıştığı matbaada işçi aradıklarını haber verir. Büyük bir sevinçle haberi eşine verir ve etliye sütlüye karışmayacağına bir kez daha yemin billâh eder. Gerçekten de işe alındıktan sonra hiçbir şeye karışmayarak gece gündüz uslu uslu çalışmaya koyulur. Fakat henüz bilmemektedir ki uslu uslu çalışmak bile işyerinde tutunmasına yarayamayacaktır.

Romanın burasında yazar okurun karşına Fehmi adında bir işçiyi ve ailesini çıkarır. Bir anlamda Nuri’nin bir benzeridir Fehmi. Sendikalaşma, yürüyüş, grev ve parti örgütlenmesine karışmış ve başına türlü belalar gelmiştir. Fehmi de iş umuduyla iki çocuğu ve eşiyle beraber göç edip Nuri’nin alt katına yerleşmiş ve kiracı olmuştur. Fehmi uzun süre iş bulamamış, borçlandıkça umutsuzluğa düşmüş ve günün birinde evini terk edip meyhane köşelerinden çıkmaz olmuştur. Nuri büyük bir özveriyle aileye yardımcı olur ve elindeki üç kuruş parasını onlarla paylaşmaya başlar. Nuri, Fehmi’yi kendi çalıştığı matbaaya aldırır ve ikisi birlikte gecekondu yapmaya başlarlar. Nuri büyük özverilerle çalışarak, gecekondunun tamamlanmasına katkıda bulunur. Fakat iktidar partisi gecekonduları yıktırmak için adam yollar. Ve Fehmi’yi umutsuzluk kaplar. Fehmi her karşılaştığı zorlukta biraz daha kendine olan güvenini kaybeder, zifiri bir karanlığın içinde yavaş yavaş kaybolur.

Öte yandan Nuri işyerindeki özverisi nedeniyle ustaların, şeflerin dikkatini çekmeye başlar. Usta ve şefler Nuri’nin özverili çalışmasını çekemeyip, türlü oyunlarla ayağını kaydırmanın hesabını yapmaya başlarlar. Nuri hakkında solcu, komünist ve grevci diyerek müdür ve patrona ispiyona başlarlar. İşten başka bir şey düşünmeyen Nuri, etrafında dönen dolapların hiçbirinin farkına varmadan tehlikeli bir oyunun içine hızla yuvarlanır.

Nuri bir yandan etrafındaki haksızlıklara karşı koymaktan korkuyor, diğer yandan da matbaadaki çalışma koşulları yüzünden ne yapacağını bilmez hale geliyordu. “Bu meslekten kazançta para artacak gibi değildi. Üstelik bu meslek insanın ömrünü yiyordu. Genç yaşta çeşitli hastalıklara yakalananlar sayısızdı. Bilgisizlikten, korunma tertibatı olmadığından, kötü, rutubetli, havasız yerlerde çalışmaktan sıhhatini kaybediyorlar, ayakta durmaktan varis oluyorlar, iyi ışıklandırılmamış işyerlerinde çalışmaktan gözleri bozuluyordu. Antimon, asit canlarına okuyordu.”

Fehmi, Nuri’nin yapmadığı ne kadar iş varsa gizliden gizliye yapmaya başlar. Nuri’nin reddettiği sağcı bir karaborsacının basım işini almak ister, işyerinde Nuri’ye karşı oynanan kumpasa katılır. Hatta Nuri’yi çekemeyenlerle bir olup bir gece dövmek için ardına dahi düşmeye başlar.

Grevden Sonra romanının bize vermek istediği ana mesajın içeriği de o noktadan sonra belirginleşmeye başlar. Bir mücadeleden sonra yenilebiliriz ama asıl tehlike teslim olmak, ihanet etmek veya saf değiştirmektir. Nitekim Fehmi sağcılarla bir olurken, Nuri yaşadıklarından artık grevi değil, yeterince örgütlü olmayışlarını, aralarındaki çürükleri sorumlu tutmaya başlar. Grevden Sonra teslimiyetin romanı değildir. Yenilgiden sonra daha fazla taviz vermeye, boyun eğmeye, alçalmaya karşı çıkan grevci öncü işçinin bir kez daha mücadeleye dört elle sarılmasının romanıdır.

Nuri işverenlerin çoğunun grevleri polis eliyle bastırarak “suya sabuna dokunmayan, ne verilirse kabul eden, sendika, sigorta gibi sosyal güvenlikle ilişkisi olmayan işçi” çalıştırarak zenginleştiklerini yeniden görmeye başlıyor. İşyerindeki tek güvendiği “Yağtulumu” dedikleri işçinin sözleri aklından çıkmıyor: “Mesele boyun eğip kaçmakta değil, karşı koymakta. Haksızlığa karşı koymayı herkes başaramaz. Kaçmamalı, dayanmalı, direnmeli. Beklemesini bilmeli.” Nuri, böyle yapmadıkları, el ele olmadıkları için grevi kaybettiklerini düşünmeye başlayarak, yeniden gerçeklerin ayırdına varmaya, kendine ve işçi arkadaşlarına güvenmeye başlar. “Dayansalardı, dayanabilselerdi, bir kısım işçiler sarı sendikanın oyununa gelmeselerdi… Neredeyse insanlara olan güvenini tümden yitirecekti.”

İşyerinde aralarında Fehmi de olmak üzere bir gurup işçi Nuri’yi yıldırmak için her yolu denemeye başlar. Her gün Nuri çeşitli iftiralara, ispiyon ve işlerinin sabote edilmesiyle karşı karşıya kalır. Bardağı taşıran son damla müdürlerinin ağır hakaretlerde bulunması olur. “Kadere razı olanlar hiçbir şey yapamazlar. … Kabahat bizde. Birleşmemiz, el ele vermemiz gerekli. Hakkımızı aramamız için yürekli olmamız lazım” diyen Nuri, “grevde yenildik, kötü olaylarla karşılaştık diye ömür boyu direnmeyecek miyiz?” diyerek mücadele bayrağını yeniden, yerden yukarı kaldırmaya başlar. Fakat Yağtulumu da olmasa neredeyse tektir. Düşününce bunun tek sorumlusunun kendisi olduğunu anlar: “En büyük suçu hak aramaktı. Oysa burada işçileri uyarmamış, uyanık bir işçi olarak değil, yılgın bir işçi gibi hareket etmiş, herhangi bir sendikal çalışma bile yapmamıştı. Siyasi eylemlere, yürüyüşlere, mitinglere sokulmamıştı. Arkadaşları onun bu sinik halini görselerdi ne derlerdi acaba?”

Nuri yenilginin, işsiz kalmanın, boyun eğmenin kısaca korkunun izlerini üzerinden atmış, adeta yeniden doğmuştu. İşyerinde olan biteni karısına anlatan Nuri onun ne diyeceğini merak eder. “Grev” der ve karısı sözü ağzına tıkar:

- Gerekirse grev de yap.

- Sonuç gene olumsuz biterse?

- Bitsin. Gitgide bilinçlenecekler.

- Siz, çocuk?

- Sen bizi düşünme.

- Ne biçim konuşuyorsun?

- Ben işçi karısıyım. Düşündüm taşındım. Bizim için en doğrusu direnmek, hakkımızı aramak.

Ertesi gün işyerine giden Nuri sevinçli haberi Yağtulumu’yla paylaşmak ister. Yağtulumu konuşmalarının ardından şöyle der:

- Dışarıda kar başladı, bak.

- İsterse tufan olsun.

“Nuri yeni bir güçle arkadaşlarından yana baktı ve sonra gözleri pencerelere gitti.”

Grevden Sonra romanı matbaada, metalde, tekstilde veya başka sektörlerde çalışan bugünün işçileri için güncelliğini koruyor. Bir bütün halinde işçi sınıfı uzun bir yenilgi dönemi içinden geçiyor. Kapitalizmin hücumları o denli arttı ki işçiler ağır bir ikilemle karşı karşıyalar. Ya teslimiyet ya mücadele. Fakat kolu kanadı kırılmış, örgütlülüğü yok edilmiş işçi sınıfının bir anda durumunun hemen iyileşeceğini ummak hata olur. Türkiye’de 12 Eylül faşizminin ardından topluma mücadele yerine suskunluk hâkim oldu. Nice miting, grev ve direniş en vahşi terörle bastırıldı. Her “hak” diyen Nuri susturuldu. En temel insan haklarını aramak dahi acımazsızca cezalandırıldı. Bugün işçi sınıfının içinde bulunduğu durum, Grevden Sonra’ya benziyor. Mücadele ateşi yeniden harlandıkça işçi sınıfı içindeki genç Nuriler yeniden karakışa, tufanlara, düşmanların zalimliğinin üstüne yürümenin hazırlıklarını yapıyorlar. Onlar biliyorlar ki pencerelerin ardında yeni bir şafağın doğumu akın akın sökün ediyor.







Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this