UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Havale Etme Mücadele Et!

Gebze’den bir kadın işçi

İşbaşı zilinin çalmasıyla durmaksızın işler eller. Hattın bir ucundan öteki ucuna, bir makineden öteki makineye koşturup durur milyonlarca işçi. Bitmek bilmeyen sayıları yetiştirme telaşı sürer paydos ziline dek. Yoğun iş temposu yüzünden ya bir çay molasında ya da yemek arasında fark eder yanında ter akıtanı. Bazen bir kuru selamını alandır yanı başındaki. Bazense sırtındaki yükü hafifleten, sorunlarını dinleyip yüreğini ferahlatan. Çalıştıkları makineler, tezgâhlar ne kadar benzerse birbirine, yedikleri yemekler, giydikleri kıyafetler, oturdukları mahalleler de öyle benzer birbirine. Tıpkı tek başına içinden bir türlü çıkamadıkları dertleri gibi.

Derdi olmayan işçi neredeyse yoktur. Nasıl olsun ki? Kira, fatura, mutfak masrafı, çocukların eğitimi derken aldığı maaşla ay sonunu getiremez çoğu işçi. Bir ihtiyacını gidermek için diğerinden kısar. Ailelerini geçindirebilmek için fazla mesailere “gönüllü” olur. Bu yüzden ne uyumaya, dinlenmeye ne de sevdiklerinin yüzünü görmeye zamanı kalır işçilerin. Patronların dişlileri arasında çalışıp, genç yaşlarında sağlıklarını kaybederler. Borç batağından çıkmak için her gün fabrikada daha çok çalışan, bu yüzden fabrika ve ev arasında sıkışıp kalan bir hayata mahkûm olurlar. Saymakla bitmeyen sorunlar ve gittikçe artan yoksulluk işçilerin payına, durmaksızın işleyen elleriyle ürettikleri zenginlikse patronların payına düşer.

Gittikçe kötüleşen yaşam koşulları karşısında yalnız kalan işçiler, hep başkalarından kendileri için bir şeyler yapmasını beklerler. Çünkü tek tek işçiler, sorunlarını çözecek kudreti kendilerinde görmezler. Örgütsüzlük ve dağınıklık kara bulut misali işçilerin üzerine öylesine çöreklenir ki, işçiler örgütlü güçleriyle neleri değiştirebileceklerini fark edemezler. Bu nedenle düşük ücretlere, kölelik koşullarına, taşeronlaştırmaya, işten atmalara çözüm bulmayı önce başkalarından beklerler. Kadrolu çalışmaya, kıdem tazminatına, sendikalaşmaya, toplu sözleşmeye, grev hakkına yönelik saldırılara karşı mücadeleyi başkalarına havale ederler. Yoksulluğa, borç batağında yaşamaya, dizginsizce sömürüye karşı birleşmek yerine başkalarından medet umarlar.

Oysa sessiz kalıp çözümü başkalarından bekledikçe, sorumluluğu başkalarına yükledikçe hayat daha da zorlaşıyor. Çünkü hiçbir sorun kendiliğinden çözülmez. Aksine bekledikçe, harekete geçmeyi erteledikçe daha da çözümsüz hale gelir. Bir işçi hakkı olandan mahrum bırakılmışsa, söke söke hakkını alması onun en doğal hakkıdır. Yeter ki, başkalarından işçiler için bir şey yapmasını beklemeyelim. Yeter ki, bu gidişata seyirci kalmaktan vazgeçelim. Dertlerimiz ortak, kaderlerimiz bir. Kara bulutları dağıtacak olan tek şey bir araya gelmek ve örgütlenmektir. Elini taşın altına sokup mücadeleye atılanlar çoğaldıkça, bu gidişatı değiştirme gücüne muktedir olduğumuzu hep birlikte göreceğiz. Günlerimizi bugünün karanlığına, örgütsüzlüğüne değil geleceğin umuduna ayarlayalım. Unutmayalım ki, umut da cesaret de bulaşıcıdır. Gelecek, yarınlara umutla bakıp bugün mücadele edenlerin ellerinde güzelleşecek! Gelecek işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle yeşerecek!

26 Eylül 2017






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this