UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

İşçi Hakları ve Mücadele Maratonu!

Gebze’den bir işçi

Türkiye işçi hakları açısından dünyadaki en kötü ülkeler arasında. Yaygın hak gaspları arasında sendikasızlaştırma, grev yasağı, işçi eylemlerine yönelik engellemeler ve hatta mücadeleci işçilerin gözaltına alınmasına kadar birçok saldırı mevcut. Patronların ve hükümetlerin el ele gerçekleştirdikleri bu baskı ve sınırlamaların amacı susmuş, sinmiş, ezilmiş ve hakkını arayamayan bir işçi sınıfı yaratmaktır.

İtaatkâr ve kanaatkâr işçi tipi model olarak işçilere sunuluyor. Televizyon programlarından kültür sanat etkinliklerine, dini yayınlardan milli günlere sürekli “uysal”, “hakkını aramayan” insan tipi övülüyor. Fakat işsizlik, düşük ücretler, iş kazaları ve sendikalaşmaya yönelik baskılar yani işçilerin içinde bulunduğu yoksulluk ve kötü hayat koşulları işçileri yeni seçenekler aramaya itiyor. Birçok işyerinde işçiler haklarını korumak, geliştirmek ve yaymak için çeşitli arayışlara giriyorlar.

İşçilerin hak mücadelesine atılması bir maraton koşusuna benziyor. Örneğin bir fabrikada işçilerin haklarında iyileştirme yapmak için müdür veya patron ile yaptıkları görüşmeler çoğu durumda ya oyalama ya da reddedilmeyle sonuçlanır. Bunun üzerine yeni bir mücadele etabı daha başlar. Bu kez devletin çeşitli kurumlarına sözlü, yazılı veya telefon ile yapılan başvurular gelir. Bu noktada işçiler avukatlara, çeşitli bilirkişilere başvururlar. Kimi zaman “evet haklısınız” denilerek, kimi zaman da net bir fikir edinmeden işçiler için bu etap da kapanmış olur. İşte bu noktada kimi işçiler “bu iş yorucu ve bıktırıcı” der ve geri çekilir. Yani “kaderine” razı olur ve boyun eğer. Fakat inatçı ve mücadeleci kimi işçilerse hak arama maratonuna devam ederler.

Bu kez işçiler bir sendikanın kapısını çalarlar. Sendikacı onları dinler ve şikâyetlerinde haklı olduklarını söyler. Ardından toplu iş sözleşmesi yapabilmek için işçilerin çoğunluğunun sendikaya üye yapılmasının şart olduğunu söyler. İşçiler alelacele işyerine döner ve güvendikleri kişilerden başlayarak herkesi sendikaya üye yapmaya çabalarlar. İşçiler arasında umut, tedirginlik, beklenti, korku gibi birçok duygu yaşanır. Kısa zamanda işçilerin çoğu sendika üyesi yapılır. Sonuçta bakanlığa başvuru yapılır ve patron tabanda olup bitenden şok geçirerek haberdar olur. Şimdi yeni bir maraton daha işçileri beklemektedir.

Sendika için koşturan işçiler derhal işten atılır. Patron itiraz “hakkını” kullanır ve bu süreçte de yeni yeni işçilerin işten atılmasıyla fabrika önündeki direnişçi işçi sayısı çoğalır. İşten atılan işçiler direnişe başlar. Direniş yeri bir yandan yeni umutlar verir işçilere. Sınıf dayanışmasını, çeşitli ziyaretler ve yardımlaşmaları görür ve yaşarlar. Diğer yandan da uzayan mahkemeleri, ailede büyüyen ekonomik sorunları, devletin patronları kayırmasını ve patronların ne kadar dayanıklı olduklarını görürler. Nihayet hak alma mücadelesi, başlangıçta işçinin umut ettiği gibi haklı olanın hemen kazandığı birkaç günlük bir mücadele değil, uzun bir maratona dönüşür. Kimi etaplarda işçinin yorulduğu, moralinin kaybolduğu, yalnız kaldığı ve haklarını alamadığı olur, kimi etaptaysa umudun, haklı olmanın gururunun yaşandığı ve mücadele etmekten başka bir yol olmadığının farkına varıldığı olur.

Mücadeleye atılan işçiler için kısa vadede kimin (patronun mu işçilerin mi) kazanacağı belli olmaz. Fakat uzun vadede kazananlar elbette işçiler olacaktır. Çünkü haklı, meşru ve doğru olan işçilerin mücadelesidir. Sonuç olarak mücadele uzun solukluysa iyi hazırlanmalı, iyi antrenman yapmalı, hakkımızı gasp edenleri iyi tanımalı ve yol üstündeki engelleri nasıl temizleyeceğimizi iyi hesaplamalıyız.

3 Ağustos 2018






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this