UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Kemal Türkler: Mücadeleci Bir İşçi Önderi

İşçi sınıfının mücadele tarihi birçok önemli dersle doludur. İşçi mücadelesinin yükseldiği dönemlere damgasını vuran anlar, eylemler, örgütler ve kişiler vardır. 1960 ilâ 1980 arasındaki döneme damgasını vuran Kavel, 15-16 Haziran, 1 Mayıs 1977 gibi işçi mücadeleleri, Türkiye işçi sınıfı mücadelesinin köşe taşlarındandır. İşte Kemal Türkler işçi sınıfının görkemli eylemleriyle ayağa kalktığı bu dönemin sembol isimlerinden biridir


İşçi sınıfının mücadele tarihi birçok önemli dersle doludur. İşçi mücadelesinin yükseldiği dönemlere damgasını vuran anlar, eylemler, örgütler ve kişiler vardır. 1960 ilâ 1980 arasındaki döneme damgasını vuran Kavel, 15-16 Haziran, 1 Mayıs 1977 gibi işçi mücadeleleri, Türkiye işçi sınıfı mücadelesinin köşe taşlarındandır. İşte Kemal Türkler işçi sınıfının görkemli eylemleriyle ayağa kalktığı bu dönemin sembol isimlerinden biridir.

Kemal Türkler, yaşamını, işçi sınıfının örgütlenmesine ve insanca yaşanacak bir dünya kurma mücadelesine adadı. Onun yaşamı direnişler, grevler ve mücadeleler ve ödenen bedellerle doluydu. Önderliğini yaptığı Maden-İş ve DİSK o dönemde işçilerin inandığı, güvendiği güçlü mücadele örgütleriydiler. Patronlar sınıfının dayattığı uzlaşmacı sendikacılık anlayışına karşı işçilerin büyük bir güvenle sahip çıktıkları mücadeleci sendikalardı.

Mücadeleden taviz vermeyen, sendikal örgütlenmeyi işçi tabanına yayan, işçilerle kader ortaklığı yapan ender sendikacılardan biri oldu Türkler. Bu nedenle egemenler, 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin zeminini hazırlarken, 22 Temmuz 1980’de katlettiler onu. Kemal Türkler öncülüğünde yaratılan sendikal gelenek, bugün hâlâ sermaye sahiplerini ve bürokrat sendikacıları ürkütmeye devam ediyor. Kemal Türkler’le simgelenen bu mücadeleci anlayış bilinçli işçilere ise güç ve umut veriyor.

Peki, kimdi Kemal Türkler ve nasıl bir yaşamı vardı?

Kemal Türkler 1926 yılında Denizli’de göçmen bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemi boyunca hem okudu hem de terzi çırağı, ayakkabıcı çırağı, gömlek ustası olarak çalıştı. 1944 yılında liseden mezun olan Türkler, yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1947’de İstanbul Hukuk Fakültesine kaydoldu. Aynı dönemde Bakırköy Emayetaş fabrikasında işçilik yapmaya başladı. Sendikayla tanışması da bu dönemde gerçekleşti. Türkler, hukuk fakültesinden 3. sınıfta ayrıldı, çeşitli işlerde çalışmaya devam etti. 1954’te Maden-İş’in sekreterliğine seçildi. Aynı yıl genel başkanlık görevinden sağlık sorunları nedeniyle ayrılan Yusuf Sıdal’ın yerine Maden-İş Genel Başkanlığına atandı. Bu tarihten, katledildiği 22 Temmuz 1980’e kadar dürüst, çalışkan, özverili bir işçi lideri olarak mücadeleci sınıf sendikacılığı anlayışının en önemli temsilcilerinden biri oldu.

Kemal Türkler, yaşamını, işçi sınıfının örgütlenmesine ve insanca yaşanacak bir dünya kurma mücadelesine adadı. Onun yaşamı direnişler, grevler ve mücadeleler ve ödenen bedellerle doluydu. Önderliğini yaptığı Maden-İş ve DİSK o dönemde işçilerin inandığı, güvendiği güçlü mücadele örgütleriydiler. Patronlar sınıfının dayattığı uzlaşmacı sendikacılık anlayışına karşı işçilerin büyük bir güvenle sahip çıktıkları mücadeleci sendikalardı.

İşçilerin Kemal Türkler’e, Maden İş’e ve DİSK’e bu denli güvenmesinin nedeni neydi? Neydi DİSK’i işçilerin gerçek mücadele örgütü haline getiren sendikal anlayış?

1952 yılında kurulan Türk-İş, devlet eliyle kamu ve özel işyerlerinde yetkili kılınan sendikaların konfederasyonuydu. Türk-İş başkanları adeta hükümetin bakanları gibi işçi sendikalarını yönetiyorlardı. Türk-İş’in sendikal anlayışı sözde “partiler üstü siyaset dışı sendikacılık” anlayışıydı. Sendika bürokratları, işçilerin kitlesel mücadelelere atıldığı, örgütlendiği bu yıllarda, işçileri siyaset ve örgütlenmelerden uzak tutmak için adeta sendikaların başına atanmış kontrol memurlarıydılar. Çeşit çeşit sermaye partilerinin milletvekilliğine atanan bu tip sendika başkanları, işçileri sınıf mücadelesinden, politikadan, siyasetten uzak tutmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. İşçi sınıfını kendi bağımsız çıkarları çerçevesinde siyaset yapmaktan yani patronlar sınıfı karşısında güçlenmekten alıkoymak istiyorlardı. Kemal Türkler, Türk-İş’in “partiler üstü” siyaset anlayışına karşı çıktı ve sermaye sınıfına karşı işçi sınıfının mücadelesini savundu. Kemal Türkler ve daha sonra DİSK’i kuracak sendika liderleri 1961’de Türkiye İşçi Partisini kurdular. Bu dönemde sosyalist örgütlenmeler gelişip serpiliyor ve işçi sınıfı içinde güç kazanıyorlardı.

Kavel işçilerinin 1963’te başlattığı direniş sırasında işçilerin başındaydı Türkler. İşçiler, düşürülmek istenen ücretleri ve işten atılan işçi arkadaşları için grevdeydiler. Patronlar ve hükümet hep bir ağızdan Kavel işçilerinin grevinin kanunsuz bir grev olduğunu söylüyor, işçileri yıldırmaya çalışıyorlardı. Türkler ise, bugünün sendika bürokratlarının aksine Kavel işçilerine mücadele yolunu seçerlerse arkalarında olduğunu söylüyor ve onları cesaretlendiriyordu. Nitekim Kavel işçilerinin mücadelesi grev hakkının yasalara geçmesini sağladı.

1961’de Saraçhane Mitingi, 1963’de Kavel Grevi, 1965 Kozlu Direnişi ve 1966 Paşabahçe grevleri; devletin ve patronların güdümündeki Türk-İş’in sendikal çerçevesinin sınırlarını iyice açığa çıkarmıştı. Türkler, o yıllarda Türk-İş yönetiminin grevlere karşı takındığı patron yanlısı tavrını ve sendikal anlayışını eleştiriyordu. Türk-İş, Paşabahçe grevini desteklemeyerek işçileri yalnız bırakmıştı. Bunun üzerine Kemal Türkler, daha mücadeleci bir sendikal anlayışı savunan diğer arkadaşlarıyla birlikte Türk-İş’ten koparak yeni bir sendikal birlik oluşturma sürecini hızlandırdı. 13 Şubat 1967’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kuruldu. İşçiler DİSK’in kuruluşunu coşkuyla karşıladılar ve hızla DİSK’in çatısı altında örgütlendiler.

Kemal Türkler’in yönetimi altında DİSK, işçilerin gerçek bir mücadele örgütü halini almıştı. İşçiler DİSK’li olmakla gurur duyuyorlardı. Örgütlerinin mücadele çağrısına coşkuyla karşılık veriyorlardı. DİSK’e bağlı işyerlerinde işçiler düzenli olarak eğitimlerden geçiriliyordu. Bu eğitimlerde işçi sınıfının tarihi, patronlar sınıfına karşı mücadeleleri, hakları, siyasal çıkarları konu ediliyordu; yani işçi sınıfının bilinçlenmesi ve güçlenmesi için eğitimler yapılıyordu. Bu eğitimlerin yapıldığı Gönen tesislerinin inşaatında elinde kürek, alnında terle bizzat Kemal Türkler çalışıyor, çevre halkının derin saygısını ve sevgisini kazanıyordu.

DİSK’in kurulmasıyla işyerlerinde komitelerini oluşturan işçiler, bir araya gelip taleplerini belirliyor, bu talepleri toplu sözleşmelere yansıtıyorlardı. Sonuna kadar taleplerinin arkasında duruyor, geri adım atmıyorlardı. Sendika yöneticileri, işçilerden toplanan aidatların her kuruşunun hesabını veriyorlardı. Eşi Sebahat Türkler’in de aktardığı gibi Kemal Türkler, işçilerin tek kuruşunu harcamıyor, kendi diktiği ceketlerini bile sırtından çıkarıp ihtiyacı olan işçilere veriyordu. Sebahat Türkler, sevgili eşinin çok kez eve döndüğünde üzerinde ceketi olmadığını anlatmıştı.

Bu dönemde güç kazanan sosyalist örgütlenmelerin de etkisiyle mücadeleci sınıf sendikacılığı anlayışını yükselten DİSK, hem patronlar sınıfını hem de işbirlikçi Türk-İş yönetimini ürkütmüştü. Bu nedenle DİSK’i kapatmak üzere harekete geçtiler. Sendikal barajları yükselterek ve sendikal yasalarda anti-demokratik değişiklikler yaparak “DİSK’in çanına ot tıkamayı” planlıyorlardı. Ancak 150 bin işçi 15-16 Haziran 1970’te iki gün boyunca direnişe geçerek DİSK’i sahiplendi. Polisin ve askerin saldırılarına direnerek, barikatları aşarak sendikanın kapatılmasına izin vermediler. 15-16 Haziran direnişi, işçi sınıfının kendi gücünü harekete geçirerek kitlesel bir şekilde tarih sahnesine fırladığı ve dosta düşmana “ben buradayım” dediği ilk büyük başkaldırıydı. İşte bu başkaldırı, sadece DİSK’i değil, DİSK’in temsil ettiği sendikal anlayışı korumak içindi. İşçiler, kendi örgütlerine sahip çıkmak için ayağa kalkmışlardı.

O yıllarda işçi sınıfının mücadelesi ve kazanımları sadece ekonomik alanla sınırlı değildi. 1961’de Kemal Türkler’in de içinde olduğu 12 sendikacı tarafından kurulan ve tüm ilerici, aydın ve sosyalist kesimleri hızla içine çeken Türkiye İşçi Partisi, yükselen sınıf mücadelesinin ve işçi sınıfının geçirdiği dönüşümün somut bir ifadesi olarak ortaya çıkmıştı. İşçi sınıfının örgütlü mücadelesini yok etmeyi hedefleyen Devlet Güvenlik Mahkemelerine karşı yürütülen DGM direnişleri de işçi sınıfının geldiği düzeyi gösteren eylemlerdendi. MESS grevleri ve faşizme karşı verilen mücadelelerde Kemal Türkler hep ön saflardaydı.

50 yıldan beri açık alanda kutlanamayan ve “çiçek bayramı” adı altında işçi sınıfına unutturulmak istenen 1 Mayıs’ın 1976 yılında kitlesel olarak kutlanmasında da, o dönemde DİSK’in Genel Başkanı olan Kemal Türkler’in önemli bir rolü oldu. Bir yıl sonra, 1977 1 Mayısı’na tam 500 bin kişi katılacaktı. 1976 ve 1977 1 Mayısları patronlar sınıfına karşı birleşmiş işçilerin gövde gösterisi oldu. Bu mitingler, Türkiye’de 1 Mayıs geleneğinin bugüne gelmesini sağladı. İşçi sınıfı hareketi ilerliyor, güçleniyor, tüm toplumu etkisi altına alıyordu.

Ancak yükselen işçi hareketini bastırmak isteyen patronlar sınıfı, Türkler’i; işçi sınıfının bu çalışkan, dürüst ve mücadeleci önderini 22 Temmuz 1980’de katletti. Sömürü düzeninin sahipleri, Türkler’in katilinin yargılanmasını engellediler. Kemal Türkler’in katili yargılanmadan ve işçi sınıfına karşı işlediği bu suçun cezasını çekmeden öldü. Türkler’in esas katili sermaye sınıfıdır ve işçi sınıfı nihai hesabı elbet bir gün ondan soracaktır.

Kemal Türkler’in sevgili eşi Sebahat Türkler, bu gerçeği eşinin cenazesinde tetikçilerin ve katillerin suratına şöyle haykırmıştı: “Sen işçilerin kalbindesin, bütün işçiler senin arkanda, sen rahat uyu Kemalim!”

İşçi sınıfı ne Kemal Türkler’i ne de verilen mücadeleleri unutacak! Katillerden ve kapitalist düzenden elbet bir gün hesap sorulacak ve bilinçli işçilerin önderliğinde sendikalar, yeniden gerçek birer işçi örgütü haline getirilecek!

22 Temmuz 2017






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this