UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Köylülükten İşçiliğe, İşçilikten İşçi Sınıfına: “Cemile”

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 123

İşçi sınıfının büyük edebiyatçılarından Orhan Kemal, işçilerin yaşamını tüm gerçekliği ile anlatır. “Cemile” isimli romanında Orhan Kemal emekçi kadının umutlarını, hayata karşı direnişinin ilk adımlarını Adana’nın pamuk işçilerinin kahırlı yaşamının içinden anlatır.

1934 yılıdır. Cemile 14 yaşında, göçmen bir ailenin dik başlı, direngen ve güzel işçi kızıdır. Küçük yaşta annesini hastalıktan kaybetmiştir. Babası ve abisiyle yoksulluk içinde yaşamaktadır. Abisiyle birlikte evin bütün yükünü omuzlar. Babası da ev işlerini yürütür. Cemile diğer akranları gibi iplik fabrikasında çalışır.

Deveci Çopur fabrikada Cemile’yi görür. “Kollarını altın burmayla doldururum, küpe alırım kendine, beşibirlik alırım” der ve onunla evlenmek ister. Birkaç devesi ve malıyla her kapıyı açabileceğini düşünür. Cemile’ninse malda mülkte gözü yoktur. Kabul etmez Deveci Çopur’un bileziklerini, altınlarını. Cemile’nin gönlü fabrikaya yeni girmiş Kâtip Necati’dedir. Yüreği de elleri gibi saf ve temizdir. Kâtip Necati burada modern, kentli işçiyi temsil ederken, Deveci Çopur ise henüz daha işçileşememiş, kültürel olarak dönüşememiş köylü karakterini…

Cemile’yle birlikte 9-10 yaşlarında gözlerinden uyku akan çocuklar çalışır iplikhanede. Çocuklar makine aralarına girip ufacık, nasırlı elleri, yamuk yumuk parmaklarıyla kopan tellere bağ atarlar. 12 saat çalışırlar. Ömürleri sönüp giderken emekleri yeni kurulmuş bir ülkenin patronlarına sermaye olur. Tozlu, çamurlu yollardan geçerek yorgun bedenlerini fakirhanelerine bir çuval gibi atarlar. İşçi evleri hep aynıdır. “Evler yan yatmış, diz çökmüş, bağdaş kurmuş, kapaklanmış yahut tam yuvarlanacakken tutunuvermiş evler, işçi evleri” buram buram yoksulluk kokar. Ama buna rağmen sahiplenme, dayanışma ve mücadele de vardır işçi mahallelerinde.

İşçiler dayanışma ile ayakta durur. Patronlarsa rekabetle. İki ortaklı çırçır fabrikasının büyük ortağı Numan Şerif kentli ve tahsillidir. Teknik açıdan üretimi hızlandırmak ve daha iyi iplik elde etmek için İtalyan bir mühendisle anlaşır. İlk zamanlar işler yolunda giderken birden iplik kopmaları sıklaşmaya başlar. Üretim düşer ve fabrikada sinirler gerilir.

Hayat görüşleri birbirinden farklı iki patronun arasındaki anlaşmazlık işçilerin ücretlerine yansır. İşçiler, üretimin düşmesini ve ipliğin kopmasını İtalyan mühendise bağlarlar. Bu yalanın yayılmasında fabrikanın küçük ortağı Kadir Ağa’nın parmağı vardır. Kadir Ağa kurnazdır, İtalyan mühendise yol vermek ve fabrikada kendi borusunu öttürmek ister. İplik kolalarına zımpara tozu attırır. İpliklerin sürekli kopmasını ve işçilerin öfkesinin mühendise yönelmesini sağlamaya çalışır. Bazı işçiler iplik kopmalarının nedenini bulup uyarmalarına rağmen, Kadir Ağa’nın etrafındaki işbirlikçi Camgöz Sadık’ın kışkırtmalarıyla ok yaydan çıkar. Büyük patron İtalyan mühendisi linç etmek isteyen işçileri işten atar. Burada ise kentli kapitalist ile sonradan görme, biran önce zengin olma tutkusuna sahip taşralı kapitalist çatışması vardır. İşçiler ne yazık ki örgütsüz ve sınıf bilincine sahip olmadıkları için taşralı kapitalisti kendilerine yakın görür ve onun arkasından giderler.

İşten atılan işçiler açlıkla yüz yüzedir artık. Hep bir umutla beklerler iplik tozuyla yüklü fabrikada tekrar çalışmayı. Gittikçe umutları kırılır. Büyük patronun şehirden işçi getirme kararı aldığı duyulur. İşçiler hep o günü düşünürler. Camgöz Sadık ve patron Kadir Ağa tarafından büyük bir oyuna getirilmiş olduklarını anlarlar. Büyük bir kin ve öfkeyle Camgöz Sadık’ın Deveci Çopur’un yardımıyla açtığı kahveye saldırarak yakıp yıkarlar, onu işsiz bırakırlar.

O yıllarda işçiler patronlar sınıfı karşısında deneyimsizdir. Örgütsüzdür. Çabuk aldanırlar, büyük bedeller öderler. Köyden kente, köylülükten işçiliğe geçiş sancılıdır. Bu sancı bugün de devam ediyor ve etkisini her alanda gösteriyor. Cemile, bir emekçi kadın olarak bu sancılara şahit olur, bu sancıları yaşar. Kahırlı bir yaşam sürerken dilinden Boşnakça halk türküleri dökülür. Bu türkü insanlığın hasretlerini, arzularını belirten nakışlarla işli bir türküdür. Emekçi kadınların ve işçilerin türküleri bugün de insanlığın hasretlerini ve arzularını anlatmaya devam ediyor. Büyüyen ve deneyim kazanan işçi sınıfı türkülerde dile getirdiği özlemlerini gerçeğe dönüştürmek üzere güç biriktiriyor.

2 Temmuz 2018






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this