UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Leyla ve Okuma Hayalleri

Kocaeli’nden bir petrokimya işçisi

Emeklilik yaşı çoktan geçmiş olan bir öğretmenden dinlenen, matematik dersi kadar sıkıcı bir şey yoktur sanırım. Bu yüzden o anlatırken sınıfta nerden geldiği anlaşılmayan bir uğultu başlıyordu. Bu uğultu arasında dersi dinlemek zordur. Tüm sınıf dersin sıkıcı olduğunu düşünürken sadece Leyla, can kulağıyla öğretmeni dinliyordu. Öğretmen tahtada soruyu çözerken, “elli beş” diye fırladı ayağa. Birden bir sessizlik oldu. Sanırım çok bağırmıştı. Öğretmen de dâhil herkes susmuş ona bakıyordu. Öğretmen, “gel buraya Leyla” dedi ve tahtaya çağırdı onu. Leyla korkudan titreyerek –haklı titremekte, çünkü dersin başında birkaç arkadaşını ödevlerini yapmadığı için şamarlamıştı bir güzel- öğretmenin yanına gitti. İzinsiz konuştuğu için azarlanacağını düşünürken, öğretmenden övgü dolu sözler işitti. Henüz soru bitmeden o cevabı doğru bilmişti. Öğretmen elini kaldırdı ve kızın omzuna koydu “çocuklar Leyla arkadaşınızı lütfen alkışlayın” dedi. O anda sınıfta alkış koptu. İlerde çok başarılı bir insan olacağını söyledi ve onu tebrik etti. Leyla zeki bir öğrenciydi. Bu başarıların devamı ilkokulda devam etti.

İlkokul dönemi Leyla’nın derslerinde çok başarılı olduğu yıllardı. Sürekli takdir ya da teşekkür alırdı. Öğretmenleri onu parmakla gösterirdi. Mutlaka iyi bir liseye ve üniversiteye gitmeliydi Leyla. En iyi kompozisyonları o yazar, en zor matematik ve fen sorularını sınıfta o çözerdi. Tüm öğretmenleri onun geleceğinin parlak olduğunu ve isterse bilim kadını olabileceğini söylerlerdi. Sekizinci sınıfa kadar hep iyi bir gelecek planı yaptı hocaları. Gidebileceği liseleri, üniversitede seçebileceği bölümleri her fırsatta anlattılar ona. Leyla da kafaya koymuştu bilimle uğraşacak ve ülkesini, hatta dünyayı bilimin ışığında geliştirecekti. Zaten mahallesinin, arkadaşlarının, etrafında gördüğü tüm insanların yoksulluğu ancak bilimin ışığında çözülebilirdi. Zaten tüm ders kitaplarında insanlıktan ve dünyadan bahsederken her bir soruna, doğal kaynakların yetersizliğinin ve etkin kullanılamamasının neden olduğunu öğrenmişti. Eğer bizler iyi insanlar olursak her şey düzelebilirdi. Herkes daha çok çalışıp üretirse dünyada açlık ve yoksulluk kalmazdı. Fakat gerçek hayat her zaman kitaplarla ya da hayallerle örtüşmüyordu. Bunu yakında öğrenecekti. Ona bizzat hayatın kendisi öğretecekti.

Çok geçmeden lise giriş sınavları geldi çattı ve Leyla sınava girip çok iyi bir puan aldı. Fakat büyük bir sorun vardı. Leyla’nın okumak istediği okullar hep şehir dışında. Babasının aldığı asgari ücret kıt kanaat geçinmelerini sağlıyordu ancak. Bu kadar masrafın arasında ne yurda ne de okul servisine para ayırabilirlerdi. Hem okuyup hem çalışmak istedi fakat o zaman derslerden geri kalırdı. Zaten babası da karşı çıkmıştı çalışmasına. Kızının sadece dersleriyle ilgilenmesini istiyordu. Mecburen evlerine yakın bir düz liseye kayıt oldu. Ama moralini bozmadı. Bu okulda da başarılı olabilir, iyi bir üniversiteye gidebilirdi. Yaz tatili bitti ve okullar ders başı yaptı.

Lise yeni arkadaşlar, yeni öğretmenler demekti. Hem okul da yakındı, ilçe merkezindeydi. Önceleri dersleri iyiydi. Öğretmenlerini de sevmişti. İlkokuldaki motivasyonunu ve başarısını yakalayamayan Leyla için liseyi bitirmek zor oldu. Lise bitti ve üniversite sınavları gelip çattı. Sınavdan ortalama bir puan aldı. Zor bela bir üniversiteye yerleşti.

Babası bir fabrikada işçiydi. Kiraydı evleri. Öyle çok paraları olmadı hiçbir zaman. Kızlarının okuması için hiçbir şeyden sakınmazlardı. Babası Ahmet, okullar açılmaya yakın adeta evin yolunu unuturdu fazla mesai yapmaktan. Ne yapsın, aldığı maaş ancak eve yetiyordu. Leyla yazları çalışır, ailesine destek olurdu. Hep hayal ederdi. Üniversiteyi bitirip, dolgun ücreti olan bir işte çalışacak ve ailesini kimseye muhtaç etmeyecekti. Böylece onları rahata erdirecekti. Önemli olan bir üniversite okumaktı artık. Zaten çocukluğundaki dünyayı kurtaracağım, bilim kadını olacağım hayalleri de uçup gitmişti. Hele bir diplomamı elime alayım o zaman bütün kapılar açılır diye düşünüyordu. Babası her lafı geldiğinde “kızım biz okumadık bari siz okuyun da kendinizi kurtarın” derdi. Haklıydı, babası ilkokul mezunu bile değildi. Bu yüzden üç kuruşa çalıştırılıyordu fabrikalarda diye düşünüyordu Leyla. Babası “yıllar önce ilk işe girdiğimde, en azından bir lise diplomam bile olsaydı şimdiye vardiya amiri olmuştum” derdi. Okul okumak önemliydi elbette fakat önemli olduğu kadar maddi imkânların da uygun olması gerekliydi. Okuma hayallerinin sadece kitap okumaktan ibaret olmadığını bilselerdi keşke.

Borç harç üniversiteye yerleşti Leyla. Bu defa kararlıydı ve lisedeki Leyla olmayacaktı. Dört elle sarılacaktı derslerine. İlk dönemini bitirmişti üniversitenin. Kaldığı ders yoktu. İkinci dönemin başıydı. Bir telefon, annesiydi arayan. Ağlamaklı, titrek bir sesle “babanı işten attılar, sana bu ay para gönderemeyeceğiz” dedi. Leyla “Tamam anneciğim, siz üzülmeyin, ben idare ederim” dedi. Vize sınavları yaklaşırken o iş bulma telaşına kapıldı. Garsonluk, tezgâhtarlık ne iş olsa yapmak için kapı kapı gezdi adeta. Hesaplıyor, günde birkaç saat çalışsam yeter diye. Evdeki hesap çarşıya uymuyor haliyle. Tüm gün çalışmak zorunda kalıyor. Yorgun argın işten dönüp de kitap okumak zor oluyor. Hayıflanmamak elde değil.

Babalar sürekli “aman kızım siz okuyun da kendinizi kurtarın, biz ne yapar ne eder sizi okuturuz” derdi. Babalar evin sarsılmaz dağıdır adeta. Fakat Leyla’nın babasının yaslandığı tek ekonomik kaynak, sadece ay sonu aldıkları maaştı. Hiç düşünmemişti Leyla babasının arkasında biri var mı diye. Oysa hep babalar, güçlü görünürdü. Keşke pembe hayaller yerine gerçekleri anlatsalardı. İş başa düşünce hayat kendini gizlemez. Tüm gerçekliğiyle dikilir insanın karşısına. Ders kitaplarında yazmayan şeyleri öğretir insana. İşte bu gerçekler gençlerin hayallerini bulutlardan alıp ayakları üzerine bastırır.

Çalışmaya devam ettikçe, kadınların işyerlerine uğradığı tacizi, horlanmayı, iki kat ezilmişliği öğrendi. Patronların ne kadar insafsız olduğunu, gençlik hayallerinin patronların umurunda olmadığını fark etti. İşin ilginç yanı, bunca zaman okuduğu kitaplar, bilimsel gerçeklere dayalı olarak yazılmıştı. Ona ve onun gibi birçok gence sözde dünyanın hatta evrenin gerçeklerini kavratacaktı. Okuldaki bilgiler hep ileri götürecekti toplumu. Oysa matematik, kimya, tarih dersi, işçi ailelerin neden bu kadar az maaşla yıllardır yoksulluk içinde yaşadığını söylemiyordu. Çalışmaktan evinin yolunu unutan adamlar, kadınlar yoktu kitaplarda. Gerçekten okulda ne öğretiliyordu? Neden meslek hastalıklarıyla, ağır çalışma koşullarıyla, işsiz kalan milyonlarca insanla, sırf patronlar daha fazla kâr etsin diye oluşan yoksullukla bilim ilgilenmiyordu? Neden anne ve babalar bu kötü çalışma koşullarını hiç anlatmıyordu? Üniversite hazırlık kitapları, barınmadan kitap, harç, yol vb. birçok masrafı ödemek için gece gündüz fazla mesai yapan anne ve babalardan neden hiç bahsetmiyordu? Artık iki kere iki kaç eder, dünyanın güneşe uzaklığı nedir ya da Mars’ta hayat var mıdır? Zenginlik nasıl bir şeydir? Arabaları, evleri ve televizyonlarda görüp de yaşayamadığı lüks yaşamı merak etmiyordu Leyla. Merak ettiği şey neden çalışma şartları bu kadar zor, ücretler düşük? Gençler neden zenginlik hayalleriyle kandırılıyor sürekli?

Babam aylarca iş bulamadı. Ben de bir yandan oku, bir yandan çalış, sadece sınav dönemlerinde okula gider oldum. Artık zar zor geçiyordum dersleri. Oysa ne hayaller kurmuştum. Okuyup bilim kadını olacaktım. Annemin babamın çektiği acıları ben çekmeyecektim. Hiç unutmuyorum hayallerimin gerçeklere tosladığı zamanı. Şimdi bir fabrikada üç vardiya çalışıyorum. İşyerimde şuan sendikalaşmaya çalışıyoruz ve bu süreç bana bugüne kadar hep bizlerden saklanan bir şeyi öğretti, dedem de işçiydi, babam da işçi ve ben de işçiyim. Gerçek tam da yanımda duruyor. Koca bir tarihin içinde işçi sınıfının dünü, bugünü ve yarını.

9 Aralık 2017






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this