UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

MESS Dayatmaları ve Sendikal Kriz

Haziran 2013, No:63

Türk Metal’in tabanındaki işçiler, mücadele etme konusunda istekliydiler. Yıllardır biriken sorunlarının çözümü için sendika bürokratlarına uyguladıkları basıncın grev kararı alınmasında etkili olduğunu bilen işçiler, bu kararın uygulanması için hazır olduklarını ilan etmişlerdi. Fakat MESS sözleşmesi işçilerin rızası alınmadan imzalandı.

Metal sektöründe 100 binin üzerinde işçiyi ilgilendiren MESS grup sözleşmesi görüşmeleri, yetkili üç sendikanın grev kararı almasıyla sonuçlanmıştı. Grev kararı alan sendikalar, işçilerin basıncıyla bazı eylemler yaptılar ve MESS’in dayatmalarını kabul etmeyeceklerini açıkladılar. Ancak her zaman olduğu gibi Türk Metal yönetimi, bir gece ansızın patronların dayattığı sözleşmeyi imzaladı. Bu sözleşme sonrasında Türk Metal’i eleştiren Birleşik Metal-İş de MESS’in dayattığı aynı sözleşmeyi imzaladı. Böylece sözleşme tekliflerinde %18-20 zam isteyen sendikalar, %7’lik zamma imza attılar. Birbirlerini işçilere ihanet etmekle suçlayan sendikalar, birbirinin aynısı sözleşmeleri kabul ettiler.

Özellikle Türk Metal’in tabanındaki işçiler, mücadele etme konusunda istekliydiler. Yıllardır biriken sorunlarının çözümü için sendika bürokratlarına uyguladıkları basıncın grev kararı alınmasında etkili olduğunu bilen işçiler, bu kararın uygulanması için hazır olduklarını ilan etmişlerdi. Fakat MESS sözleşmesi işçilerin rızası alınmadan imzalandı. Metal işçileri örgütsüzlüğün verdiği güçsüzlükle ne yazık ki bu sonuca büyük bir tepki gösteremediler. Ama bu tepkisizlik metal işçilerinin durumdan memnun oldukları anlamına gelmiyor. Tersine, işçiler arasında derin bir hoşnutsuzluk var. Ne var ki bu hoşnutsuzluk işçilerin inisiyatif almalarına, öne çıkmalarına ve sendikaların başına çöreklenen bürokratları kovmalarına dönüşebilmiş değil henüz.

Hangi sektörde olursa olsun işçiler bürokratların eline geçen sendikalara güvenmiyorlar. Çünkü çok uzun yıllardır sendikalar, işçilerin haklarına el koyan patronlar karşısında teslim olmuş haldeler. Sendikalar, yeni işçi kitlelerini örgütlemek ve patronların karşısına işçilerin örgütlü gücüyle dikilmek yerine, öylece beklemeyi tercih ediyorlar. Bürokratların mücadele etmek gibi bir anlayışları yok, onlar patronlarla uzlaşma içinde kalarak koltuklarını korumaya çalışıyorlar. Fakat aslında bu tutum, eğik bir düzleme adım atmaktır. Bir kere yokuş aşağı gidiş başladı mı bunu durdurmak kolay değildir. Nitekim koltuklarını korumaya odaklanan ve giderek işçilerden kopan, iyiden iyiye miskinleşen ve mecalsiz hale gelen sendikacılar, artık koruyacak bir koltuk bile bulamaz duruma gelmişlerdir. Zira sendikalar eridikçe erimiş ve toplu sözleşmeden yararlanan işçi sayısı 600 bine kadar inmiştir. İşte tüm bunlardan ötürü sendikal hareket derin bir krizin içinde debelenip duruyor.

Sendika yönetimleri, Türkiye’de sendikal hareketin derin bir krizde olduğunu peşpeşe itiraf ediyorlar. Sendikaların çok sayıda üye kaybettiğini ve güçsüz düştüğünü söylüyorlar. Hükümetin ve patronların saldırıları karşısında ellerinden bir şey gelmediği söylemine sığınıyorlar. İşçilerin ellerindeki en önemli silah olan grev hakkı mevcut sendikal anlayışın elinde oyuncağa dönmüş durumda. Tek Gıda-İş Çaykur işletmelerinde grev ilan etti ama işten atılmaktan korkan işçiler bu greve katılmadılar. THY işçilerinin grevi, hükümetin ve THY yönetiminin grev kırıcı tavrından dolayı güçlü başlayamadı. Hazırlıksız çıkılan greve diğer sendikalar da gerekli desteği vermediği için grev yalnız kaldı. Bu hazırlıksızlık ortamında AKP’nin, THY yönetiminin, patron medyasının ve polis zorbalığının tehditleri işçileri fazlasıyla belirlemiş oldu. Metal işçileri grev ilan eden ve keskin laflarla patronları tehdit eden sendikalarından umudu kestiler. Bu sefer de anlamlı bir kazanım elde edemedikleri için hüsran yaşadılar.

Oysa sendikaların bu durumu ne kaderdir ne de aşılamaz bir durumdur. Sendikalar üzerlerine düşen görevleri yerine getirirlerse içinde bulundukları krizi aşabilirler. Bunun için yapılması gereken şey, işçilerin sendikalarına sahip çıkmasını sağlamaktır. Öncelikle taban örgütlülüğünün güçlendirilmesi gerekiyor. İşçiler, sendikaların kendi örgütleri olduğunu hissetmeliler. Sendikalar işçilerin eğitimine önem vermelidir. Bilinçlenen işçiler, mücadelede daha etkin bir rol alacaktır. Kendi gücünün farkında olan ve moral bulan işçiler, sendikalarına da sahip çıkacaktır.

Mücadelenin kazanılması o mücadeleye girişmeden önce yapılan hazırlığa bağlıdır. İşçiler nasıl bir kavgaya giriştiklerini ve bunu hangi yöntemlerle yürütmeleri gerektiğini bilirlerse, patronların her türlü saldırısını püskürtürler. Kendilerine ve sendikalarına güvenirler. İşçilerin güvendiği ve sahip çıktığı bir sendika patronlar karşısında dik durur. Sendikal hareketin krizi patronlarla uzlaşmayla ve savunmada kalarak değil, işçileri mücadeleye katarak aşılır.

16 Haziran 2013






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this