UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Krizin Faturası Patronlara

Krizin Faturası Patronlara! Dört Kişilik Ailenin İhtiyacına Göre Asgari Ücret!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 129

Krizle birlikte enflasyon sıçramalı olarak yükseldi ve ücretlerimiz artan hayat pahalılığı karşısında hızla eridi. Yani birkaç ay öncesine göre çok daha fazla yoksullaşmış olduk. Şimdi eriyen ücretlerimizin önce telafi edilmesi, sonra da bunun üzerine ek zam yapılması gerekiyor. Aksi halde, isterse enflasyon oranında zam yapılsın, reel ücretlerimiz düşmüş olacak. Bir başka ifadeyle, elimize geçen para miktarı artmasına rağmen satın alma gücümüz gerileyecek.


Krizle birlikte enflasyon sıçramalı olarak yükseldi ve ücretlerimiz artan hayat pahalılığı karşısında hızla eridi. Yani birkaç ay öncesine göre çok daha fazla yoksullaşmış olduk. Şimdi eriyen ücretlerimizin önce telafi edilmesi, sonra da bunun üzerine ek zam yapılması gerekiyor. Aksi halde, isterse enflasyon oranında zam yapılsın, reel ücretlerimiz düşmüş olacak. Bir başka ifadeyle, elimize geçen para miktarı artmasına rağmen satın alma gücümüz gerileyecek.

Türkiye’de milyonlarca işçi asgari ücrete çalıştırılıyor. Asgari ücretin sadece 50, 100 ya da 150 lira üzerinde ücret alanları da eklediğimizde, bu sayı 10 milyonu aşıyor. Dolayısıyla asgari ücrete yapılacak zam son derece önemlidir. Toplu sözleşme dönemi geldiği zaman, patronlar, asgari ücrete yapılan zammı işçi sendikalarının önüne koyuyorlar. Milyonlarca işçinin ücreti asgari ücret esas alınarak arttırılıyor. Bu nedenle, sendikalı sendikasız, işli işsiz, sektör fark etmeksizin milyonlarca işçi için asgari ücret en büyük toplu sözleşme anlamına geliyor.

Fakat siyasi iktidar ve patronlar sınıfı, her zam döneminde “ekonominin gerçeklerini de unutmamak lazım” diyerek karşımıza çıkıyorlar. Üstelik bu yıl garip bir durum var. Siyasi iktidar hem “kriz miriz yok” diyor, hem de fazladan beklenti içinde olmayın diyor. Çünkü ülkenin ve ekonominin gerçekleri var! Bunun Türkçe meali, siyasi iktidarın sermaye sınıfının çıkarlarını gözeteceği ve ona göre hareket edeceğidir. Bir eli yağda bir eli balda olanlar, saraylarda ve yalılarda yaşayanlar, aşırı lükse boğulanlar hayat çizgilerini değiştirmeye yanaşmıyorlar. Ama “aynı gemideyiz” diyerek, alın teri döken milyonlardan fedakârlık bekliyorlar. Cumhurbaşkanı, devasa cumhurbaşkanlığı bütçesinin yanı sıra asgari ücretin tam 29 katı maaş alsın ama fedakârlığı yine biz yapalım! Adalet bunun neresinde?

Kârlarına bizi ortak etmediler ama şimdi krizin faturasını bize kesiyorlar. Krizi biz yaratmadık, öyleyse faturasını neden biz ödüyoruz? Bunu asla kabul etmemeliyiz. Bizim elimizde sadece ücretimiz var. Kârlarından ödün vermesi ve krizin faturasını ödemesi gerekenler patronlar sınıfıdır.

Siyasi iktidar yıllardır Türkiye’yi “Çin gibi” yapmaktan söz ediyor. Çin’de işçi ücretleri son derece düşük… İşçiler uzun saatler boyunca köle gibi çalışıyor ve sefalet koşullarında yaşıyorlar. Bu sayede Çin ekonomisi büyüyor. Yani işçilerin sömürüsü ve sefaleti, patronlar için muazzam zenginlik anlamına geliyor. AKP iktidarı, hızla bu hedefine yaklaşıyor. DİSK’in yaptığı araştırmaya göre, 2016’da Türkiye’de brüt asgari ücret 484 ABD doları iken, Çin’de ortalama 299 dolardı. 2018’de Türkiye’de brüt asgari ücret 383 dolara gerilerken, Çin’de ortalama 306 dolara yükseldi. Şu an itibariyle Türkiye’de asgari ücret 300 dolar civarındadır. Oysa bu yılın Ocak ayında asgari ücret 427 dolardı. Asgari ücret uçurumdan düşercesine değer kaybetmiştir ve eski düzeyine gelebilmesi için bile 700 lira zam yapılması gerekiyor. Ama iktidar, üreten milyonların durumunu umursamıyor.

Türkiye’de asgari ücret, hiçbir zaman gerçek anlamda bir asgari ücret olmamış, daima işgücü maliyetinin altında kalmıştır. Bir örnekle açalım: Aslında her malın/ürünün bir değeri olduğu gibi işçilerin patronlara sattığı emek gücünün de bir fiyatı/değeri var. Evet, kapitalizm denen sömürü sisteminde işçilerin patronlara sattığı emek gücü bir metadan başka bir şey değildir. İşçi, emek gücünü satar ve karşılığında bir ücret alır. İşçinin çalışabilmesi için yemesi, içmesi, dinlenmesi gerekiyor. Ama bu yetmez. İşçinin moral açıdan kendini çalışmaya hazır hissetmesi için tatile, tiyatroya, sinemaya, konsere, pikniğe vb. gitmesi yani topluma karışarak sosyalleşmesi de gerekiyor. İşçi, aynı zamanda ailesinin bakımını da üstlenmek zorundadır. İşte teoride tüm bu giderleri karşılayacağı varsayılan ücrete asgari ücret deniyor. Bundan ötürü Asgari Ücret Tespit Komisyonu, asgari ücreti tanımlarken şöyle diyor: Asgari ücret, “işçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücrettir.”

Peki, bugünkü asgari ücretle bu ihtiyaçları karşılamak mümkün mü? Elbette hayır! Her şeyden önce asgari ücret dört kişilik bir aile üzerinden değil, bekâr bir işçi esas alınarak hesaplanıyor. Net asgari ücret 1451 liradır. 152 liralık Asgari Geçim İndirimi ise devletin işçiye ödediği bir paradır, ücretin içinde değildir. İstanbul başta olmak üzere, evli ve iki çocuk sahibi bir işçi bu ücretle nasıl hayatta kalabilir? Oysa dört kişilik bir ailenin yalnızca açlık sınırında yaşayabilmesi için asgari bin 942 liraya ihtiyaç var. Aynı ailenin yoksulluk sınırı ise 6 bin 328 liradır. Bu rakamlar asgari ücretin nasıl bir sefalet ücreti olduğunu göstermiyor mu? Milyonlarca işçi fazla mesaiye kalmadan, kredi kartı kullanmadan, borcu borçla çevirmeden geçinemiyor. Fazla mesaiyle birlikte iş saatleri uzuyor ve işçilerin tüm yaşamı çalışmayla tükenip gidiyor. Daha iyi beslenmek, daha iyi giyinmek, kültürel ve sosyal faaliyetlerde bulunmak işçiye haram! Yani bize üretmek ama kölece çalışıp sefalet koşullarında yaşamak düşüyor.

Biz yoksullaşırken ve yaşam koşullarımız her geçen gün kötüleşirken, patronlar sınıfı ve tepemizdeki efendiler zenginleşmeye devam ediyorlar. Üretilen toplam değerden işçi ücretlerine düşen pay her sene azalıyor. AKP iktidarı, yıllardır kişi başına milli gelirin arttığını söyleyerek hepimizin zenginleştiğini söylüyor. Bir yıl boyunca üretilen toplam değer tüm nüfusa bölünüyor ve kâğıt üzerinde herkesin geliri artmış gösteriliyor. Yani tam bir sahtekârlık! Nitekim gerçek rakamlar bu sahtekârlığı açıkça ortaya koyuyor. DİSK’in yaptığı araştırmaya göre, 1999’dan 2018’e kadar kişi başına reel milli gelir yüzde 91 oranında artmıştır. Eğer bu artış asgari ücrete yansıtılsaydı, 2018’in başında asgari ücretin net 1451 lira değil, 2100 lira olması gerekirdi. Aradaki farkın patronlar sınıfının cebine gittiği açık değil mi?

Siyasi iktidar ve sermaye sınıfı aynı taraftadır ve işçi sınıfına karşı birlikte hareket ediyorlar. Krizi gerekçe gösterip, işten atma tehdidini kullanarak asgari ücreti düşük tutmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki işçilerin birlik olamadığı bugünkü koşullarda bu tehdit etkili olabiliyor. Oysa birlik olmaz ve bu tehditlere boyun eğersek, patronlar sınıfının her istediğini yapmak zorunda kalırız. Zaten yıllardır aynı tehdidi kullanarak ücretleri baskılıyor, çalışma koşullarını ağırlaştırıyor ve iş saatlerini fiilen uzatıyorlar.

Kardeşler, sermaye sınıfı bugüne kadar bizi sömürerek kârına kâr kattı. Kârlarına bizi ortak etmediler ama şimdi krizin faturasını bize kesiyorlar. Krizi biz yaratmadık, öyleyse faturasını neden biz ödüyoruz? Bunu asla kabul etmemeliyiz. Bizim elimizde sadece ücretimiz var. Kârlarından ödün vermesi ve krizin faturasını ödemesi gerekenler patronlar sınıfıdır. Fedakârlık yapması gereken biz yoksullar değil, lüks ve ihtişam içinde yaşayan iktidardakilerdir.

Öyleyse bir kez daha tekrarlayalım: Önce kayıplarımız karşılanmalı ve sonra da asgari ücret dört kişilik bir ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir düzeye yükseltilmelidir.


pdf
İşçi Dayanışması PDF
21 Aralık 2018
AttachmentBoyut
no129.pdf2.2 MB






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this