UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Ölümün Ağzı İşçiyi Yuttukça Sermaye Büyüyor!

Mart 2012, No: 48

Türkiye ekonomisi, dünyanın 16. büyük ekonomisi düzeyine yükselmiş durumda. Dünya zenginler listesinde Türkiyeli birçok patronun adı var. Ekonomi ve dolayısıyla da patronların sermayesi büyümeye devam ediyor. Peki, zenginlik ve göz kamaştırıcı ihtişam neyin üzerinde yükseliyor? Emek olmadan zenginlik ortaya çıkmayacağına göre, geriye tek yol kalıyor: İşçilerin sömürülmesi! Cumhuriyetin ilk yıllarında henüz yeterince kapitalist ortaya çıkmamış, çıkanlar ise yeterince palazlanmamışlardı. İşçileri, esas olarak devlet sömürüyor ve bu sömürüden elde edilen sermaye patronlara aktarılıyordu. Ölümün Ağzı adlı romanında İrfan Yalçın, bugünkü zenginliğin nasıl korkunç bir sömürüyle elde edildiğini gözler önüne seriyor.  

Roman, II. Dünya Savaşı yıllarında köylülerin, devlet tarafından “mükellefiyet” adı altında Zonguldak maden ocaklarında zorla çalıştırılmasını oldukça gerçekçi bir dille anlatıyor. Mükellefiyet (yükümlülük) keyfiliğiyle köylülere uygulanan zulüm insanın kanını donduruyor. Köylüler, jandarma dipçikleriyle dövülerek, at arkasında sürüklenerek maden ocaklarına çalıştırılmaya götürülüyorlar. Devletin ve jandarmanın gözünde emekçi halkın köleden farkı yok. Keyfilik ve zulüm öyle boyutlara varıyor ki, 65 yaşındaki yaşlı erkekler ve hatta nineler dipçik zoruyla madene götürülmekten kurtulamıyorlar.

İşçileştirilen köyüler uzun saatler, havasız, ciğerlerine kömür dolarak, aç bir şekilde çalıştırılıyorlar. Barakalarda onlarca insan üst üste yatmakta, ortalık pislikten geçilmemekte, etrafı saran bit, aynı sömürücüler gibi işçileri yiyip bitirmektedir. Romanın birçok yerinde, zulümde sınır tanınmadığı ortaya konuyor. Meselâ, bir türlü bitten ve pireden kurtulamayan işçiler, kara kışın ortasında soyunup elbiselerini buhar kazanına atmaya mecbur bırakılıyor. Bu her Allah’ın günü devam eder. Dondurucu soğuk altında çırılçıplak kalan işçiler, tez zamanda zatürreeye yakalanıp ölürler. Ölüm o denli sıradanlaşmıştır ki, barakanın köşesinde ölümü bekleyen bir işçi, sonunda ölür ve alınıp dışarı atılır. Zalim devletin “memuru” olmakla pek övünen Bekçi’nin derdi ise, sadece ölenin kayıtlardan düşülmesidir. Ölenlerin cenazeleri köylerine gönderilmemekte ve öylece bir çukura atılmaktadır.

İnsan onuru ayaklar alınır. İşçilerin iradelerini teslim almak için her türlü işkence yapılmaktadır. Bitten arındırma bahanesiyle işçilerin saçları kazınır, ama yetinilmez. Bekçibaşı, tek tek işçilerin ağzının içine tükürmektedir, saçlarını kazıtmadan önce. Hidayet adında 65 yaşındaki kadın ağlayıp sızlar, ama “yüce devlet” öyle buyurduğu için onun da saçları kazınır. Utanma arlanma yoktur.  Bu durum, kendini “devlet” zanneden Bekçi’nin kendini bilmez tavrı değildir; bu tavır işçileri dizginsiz bir şekilde sömüren devletin tavrıdır. Madenden kaçan işçileri cezalandırmak için jandarma komutanı askerlere aynen şöyle emir vermektedir: “Karısının, kızının ırzına geçeceksiniz. Neyi var, neyi yok alıp getireceksiniz. Tavuklarını, koyunlarını kesip kesip yiyeceksiniz.”

Yaşananlar tam bir cehennem hayatıdır. İşçiler, hiç bitmeyen bir kâbusun içine düşmüş gibi hissetmekte ve doğduklarına kahretmektedirler. Yapılan onca zulme rağmen, romanın ana karakterlerinden Recep Çavuş gülmeyi ve şakalaşmayı elden bırakmaz. Çünkü yalnızca bu şekilde kendisini insan gibi hisseder. Recep Çavuş, insanoğlu demirden daha dayanaklıdır diyerek maden cehenneminden kurtulmayı umut eder. Ancak gerçekler başka türlü konuşur. Daha hızlı kömür çıkartma sevdasına kapılan devlet idaresi, işçileri, “zar-zor” adı verilen, güçlendirilmemiş ocaklara sürer. Sonuç daha en baştan bellidir: Recep Çavuş, iki arkadaşıyla birlikte göçükte can verir. Onları da alıp bir çukura gömerler.

İşte bugünkü zenginlik, bu şekilde işçilerin ve yoksul köylülerin kanı ve canı pahasına elde edildi. Yıllarca “Köylü milletin efendisidir” yalanıyla köylüler inim inim inletildi. Milletin “efendisi” köylünün evi jandarma tarafından basıldı, karısının kızının ırzına geçildi. “Cumhuriyetçilik”, “Çağdaşlaşma” ve “Batılılaşma” laflarını ağızlarından düşürmeyenler, işçi ve köylüler üzerinde barbarca bir sömürü düzeni kurmaktan geri durmadılar.   

Romanda, yaşlı bir madenci yaşanan zulmü şöyle özetliyor: “Yük taşıyan bir hayvan huysuzlanıp gitmezse, sahibi döver onu. Ama ne kadar döverse dövsün, hayvanını yaralamak, sakat bırakmak, öldürmek gelmez içinden. Böyle sakınmalardan bile uzaktık ‘mükellefiyet’te işte biz. Bir hayvan, bir eşya kadar bile değerimiz yoktu.” İşçiler, belki bugün zorla madene ve işyerlerine götürülmüyorlar. Ama işçiler acımasız koşullar altında yoğun bir şekilde sömürülmeye devam ediliyorlar. Madenlerde, fabrikalarda, tersanelerde iş kazaları ve ölümler dur durak bilmiyor. Bilmeliyiz ki, bu sömürü ve zulüm düzeni son bulmadan işçilere gün doğmayacak!

15 Mart 2012






Son Eklenenler

  • viransehir_iskur_kura_cekimleri.jpg
    Konkordato ilanları, daralma ve ekonomik kriz gerekçesiyle işçi çıkarmalar her geçen gün artıyor. İşsizlik oranları da buna bağlı olarak artıyor. TÜİK’e göre Ağustos itibariyle işsizlik oranı yüzde...
  • kadin-isciler-1.jpg
    Her zamanki gibi o gün işe başladım. Vardiyamı teslim alıp tezgâhıma geçtim. Biz aynı tezgâhta dört kişi çalışıyoruz. Herkesin yaptığı iş zor fakat sadece bir pozisyondaki iş diğerlerine göre kolay...
  • adaletsizlik-890x395.jpg
    Hayatımızın her alanını saran ve geçinmemizi git gide daha da zorlaştıran ekonomik kriz; gün geçtikçe hayatlarımızı daha çok etkiliyor, akıllarımızı meşgul ediyor. Ben de üniversitedeki ev...
  • ahmet-kaya-bir-mesajla-kabus.jpg
    Arkadaşlar mektubuma başlamadan önce sizleri uyarmak istiyorum. Yazının ortasına bile gelmeden birçoğunuz “Bu kadar da değil. Gerçek değildir bu!” diyecektir. Birazdan paylaşacağım gazete haberini...
  • cinde-tokat-motivasyonu.jpg
    Bir insan niye çalışır? Hiç kimse “bu gün canım sıkıldı, gideyim de biraz araba parçası üreteyim, montaj yapayım, pantolon dikeyim” demez. Yaşamak için çalışmak zorunda olduğundan çalışır. Hatta bazı...
  • gulsan-cam-iscileri-img_20181112.jpg
    Gülsan Group’a bağlı fabrikada Ramazan Bayramından itibaren ücretleri düzenli ödenmeyen işçiler, 23 Ekimde üretimi durdurarak fabrika yöneticileriyle görüştüler. Ücretlerinin ödeneceği sözü verilen...
  • students-protests-colombia.jpg
    Hükümetin katma değer vergisini (KDV) yükseltme ve vergi dışı bırakılan kimi ürünleri vergilendirme kararının ardından Kolombiya Eğitim İşçileri Federasyonu (Fecode) ve Üniter İşçi Sendikasının (CUT...
  • hastane-acil-kalabalik.jpg
    Hastanede doktor, hemşire, fizyoterapist, temizlikçi, hasta bakıcı, tıbbi sekreter, güvenlikçi, hasta ve hasta yakınlarından duyup dinlediklerim sağlığımızla nasıl oynandığını ve uyuyup uyanana kadar...
  • alisveris-cilginligi.jpg
    Fabrikada yemek saatinde yemeğimizi yerken hükümetin krizin etkilerini “azaltmak” için aldığını söylediği önlemler aklıma geldi. UİD-DER’in internet sitesindeki “Havyar da mı Yemeyelim” yazısını...
  • emekci-kadinlar.jpg
    Ekonomik kriz büyüdükçe işçilerin, emekçilerin yaşamını daha fazla zorlaştırıyor. Küçük esnafından işçisine, eğitim emekçisinden kendi hesabına çalışan emekçiye kadar her evde krizin yarattığı...
  • somali-isciler-isten-atildi.jpg
    Ekonomik krizin etkileri her geçen gün biz işçiler tarafından çok daha derinden hissediliyor. Gıdadan temizlik maddelerine, giyimden ev eşyasına her şeye zam üstüne zam geliyor. Enflasyon karşısında...
  • kres.jpg
    Merhaba dostlar, ben devlet hastanesinde çalışan bir sağlık işçisiyim. İşyerimizde kreş olmadığı için, arkadaşlar çocuklarını ya tanıdıkları birine bırakıyorlar ya da özel kreşlere gönderiyorlar....
  • dogan-gunes.JPG
    Masamız balkonda/ Masada iki kâse çorbamız/ Karşımda karım/ Karımın gözleri çimen yeşili/ Çimen yeşili gözler kederli/ Kederimiz karşı balkondaki iki aç bebeden/ Paylaştık yoksul soframızı iki bebe,...

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this