UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Tarihten Bir Yaprak: Sungurlar Kazan Fabrikası Direnişleri

İnsanın en büyük düşmanı unutkanlıktır. Unutmak, tarihsel-toplumsal gelişmeleri geçmiş-bugün-gelecek ilişkisi üzerinden, bir süreklilik olarak, değişim ve dönüşüm üzerinden anlayamamak demektir. İşte bu unutkanlıkla sakatlanmış insanlar bugünkü duruma bakarlar ve sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi algılar, hayal kırıklığına uğrarlar. Bu hayal kırıklığının panzehiri tarih bilinci ve örgütlü mücadeledir.

Egemenlerin grevleri, eylemleri, boykotları, yani hak arama mücadelesini, dünyayı değiştirme mücadelesini “ıvır zıvır” ilan ettiği bugün, geçmişteki mücadeleleri hatırlamak ve tarihsel hafızayı güçlendirmek çok önemlidir. Bu kapsamda, geçmişten günümüze, belli başlı işçi mücadelelerini Tarihten Bir Yaprak başlığı altında yayınlıyoruz.

Tarihten Bir Yaprak

Sungurlar Kazan Fabrikası Direnişleri

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi Türkiye işçi sınıfı tarihinde çok önemli bir yer tutar. Bu şanlı mücadele, günümüzde de işçilerin nasıl mücadele etmesi gerektiği konusunda yol göstericidir. Grev ve direniş süreçlerinde neler yapılması gerektiği hususunda çok önemli dersler içerir. 70’li yıllarda İstanbul ve çevresini saran grevler, direnişler ve fabrika işgalleri gündelik hayatın birer parçası haline gelmiştir. İşçi sınıfı mücadelesinin ölü toprağını üzerinden atması, patlayan bir volkan gibi her yere yayılması patronların yüreğine derin korkular salmıştır.

Bu mücadelelerden bazıları da, Haliç’in Alibeyköy ucunda yan yana dizili olan Genel Makine Sanayi (Küçük Kazan), Demir Döküm ve Sungurlar Isı Sanayi (Büyük Kazan) fabrikalarında yaşanmıştır. Demir Döküm grevinden sonra Büyük ve Küçük Kazan Fabrika direnişleri de işçi hareketi tarihine önemli izler ve dersler bırakmışlardır.

Sungurlar fabrikasında 1970, 1975, 1979 ve 1985 yıllarında direnişler gerçekleşti.

1970 direnişleri

1970’te fabrikada birbiriyle bağlantılı, farklı tarihlerde üç ayrı direniş gerçekleşti. İlk direniş 25 Martta başladı.

Ağır çalışma koşulları, işçileri canından bezdiren insanlık dışı uygulamalar; postabaşı, mühendis ve müdürlerin baskılarına karşı Çelik-İş Sendikasının sessiz kalmasına tepki gösteren işçiler, sarı sendika Çelik-İş’ten istifa ederek DİSK/Maden-İş’e üye oldular. 600 işçi Maden-İş’e geçti.

Sungurlar fabrika yönetimi, sendika değiştiren işçilere yönelik baskılarını arttırdı ve Çelik-İş’ten yana açık bir tutum aldı. İşçiler artan baskılara karşı 25 Martta oturma eylemi başlattılar. Patronun sendikal nedenle baskı yapılmayacağına dair söz vermesi üzerine işçiler aynı gün saat 17.00’da oturma eylemlerine son verdiler.

Ancak işyerindeki baskıların devam etmesi ve bazı hakların verilmemesi üzerine işçiler, 8 Nisanda fabrikada üretimi durdurarak işgal eylemi başlatırlar. İşçiler asgari ücretin uygulanmasını, Maden-İş’e geçen işçiler üzerindeki baskılara son verilmesini, İşten atılmalara son verilmesini ve sosyal yardımların verilmesini talep ediyorlardı.

52 saat süren işgal eylemi, patronun talepleri kabul ettiğine dair ön protokol imzalaması üzerine sona erdi.

Bir süre sonra fabrika yönetimi aralarında baş temsilcinin de olduğu 6 işçiyi işten çıkardı. İşçiler Maden-İş’e geçtikleri halde Çelik-İş için kesilen aidatların Maden-İş’e verilmemesi, patronun Maden-İş’le görüşmeyi kabul etmemesi ve işten atmalara başlaması üzerine Sungurlar işçileri, bu defa 4 Mayısta bir kez daha fabrikayı işgal ettiler.

“Sungurlar Fabrikasında İşgal Var” pankartı üçüncü defa fabrika kapısına asıldı. Aynı bölgede yer alan Demir Döküm, Rabak, Elekrometal ve Estaş gibi fabrikalarda çalışan ve çoğu Maden-İş üyesi işçiler, Sungurlar Isı Kazan fabrikasının çevresinde toplanarak işçilere destek verdiler. Dayanışma için gelen işçiler, “direnin yanınızdayız”, “yaşasın işçi sınıfının devrimci gücü” dövizleri taşıyorlardı.

İşgalin üçüncü gününde Sungurlar işçileri, fabrikanın önünde bekleyen askeri birliğin komutanına “idareyi silahlı kuvvetlerin temsilcisi olarak geçici bir süre için size teslim ediyoruz. Haklarımız verilmezse yeniden harekete geçeceğiz” diyerek işgal eylemine son verdiler. İş bırakma eylemi devam etti.

Patronun işçilerin bütün taleplerini kabul ettiğine dair protokol imzalaması üzerine 25 Mayısta işbaşı yaptılar. Protokolde, atılan işçilerin geri alınması, çalışılmayan günlerin ücretlerinin ödenmesi, eylemlerden dolayı hiçbir işçinin cezalandırılmaması ve işçilerin adli ve hukukî takibata uğratılmayacağı maddeleri yer aldı.

Direniş ve işgallerle haklarına sahip çıkan Sungurlar Kazan Fabrikası işçileri, aynı yıl meydana gelen ve patronlar sınıfının İstanbul’dan 2 gün boyunca kaçmasına neden olan 15-16 Haziran büyük işçi direnişine de katıldılar.

1975 direnişi

Sungurlar patronu, işçilerin Maden-İş’le sağladıkları örgütlülüğü bozmak için sarsı sendika Cevahir-İş’i kurdu ve işçileri bu sendikaya geçmeye zorladı. Küçük Kazan fabrikasında baskılar üzerine 5 Ağustosta direniş patlak verdi. 3 öncü işçinin işten atılması ve 120 işçinin daha işten çıkarılacağı haberinin yayılması üzerine Büyük Kazan fabrikası işçileri de 11 Ağustosta direnişe geçtiler. İşçi sınıfına yönelik saldırıların artması da Sungurlar işçilerinin gündemindeydi ve bu saldırıları da direnişle protesto ettiler. Direnişin başlamasından kısa bir süre önce Beko işçilerini taşıyan işçi servisi saldırıya uğramış, Sungurlar fabrikasının patronu Sunguroğlu’na ait Ambarlı’daki inşaatta çalışan işçilere silahlı saldırı düzenlenmişti.

Patron işçilerin birliğini bölmek için çeşitli girişimlerde bulunsa da başarılı olamadı. İşçilerin direniş komitesi, “yanımızdaki fabrikada işçiler hangi haklara sahipse biz de aynı hakları istiyoruz. Bu hakları alıncaya kadar da buradan çıkmayacağız” diyordu. İşçilerin direnişi, bu konuşmayla birlikte işgale dönüştü.

İşgalin 14’üncü günü, sabahın erken saatinde, işçiler uyuduğu sırada fabrikanın içine giren jandarma, bütün işçileri bina dışına çıkardı. Jandarma komutanının “arkadaşlar, siz haklısınız ama yasalar var. Fabrikanın dışına çıkın, dışarıda durun. Siz hakkınızı alıncaya kadar buraya hiç kimseyi sokmayacağım. Namusum üzerine söz veriyorum” sözü üzerine, fabrika önünde bekleyen işçiler, dışarı çıkmaya başladılar. Ancak dışarı çıkmaya başlayan işçiler askerler tarafından zorla dağıtıldılar ve Alibeyköy sokaklarında kovalandılar. Fabrikanın yakınındaki otobüs durağında toplanan işçiler, burada direniş çadırı kurarak mücadeleye devam dediler. Direniş çadırına noter çağrıldı. Sarı sendika Cevahir-İş’e üye olan işçiler istifa ederek Maden-İş’e geçtiler.

Direniş alanında, geceleri sadece nöbetçi olarak belirlenen işçiler kalıyorlardı. Sabahleyin ise saat 08.00’da tüm işçiler işe gelir gibi direniş alanına geliyorlardı. Yapılan yoklamanın ardından kortej oluşturularak Alibeyköy’ün içinde sloganlar ve marşlarla yürüyüşler yapılıyordu.

Bir gün direnişçi işçileri ziyaret eden gazetecilere, işçiler neler yaşadıklarını, neden mücadele ettiklerini anlattılar. Fakat ertesi gün gazetede küçük bir grup işçinin direnişte olduğu şeklinde haber yapıldığını görünce, bu defa gazetecileri kovaladılar.

Görüşmeye giden komiteyi patron tanımadığını söylüyor, direnişteki işçileri tazminatsız işten çıkararak yerlerine işçi alıp üretimi yeniden başlatmak istiyordu. İşbaşı yapan yeni işçilerin bazıları ise direnişten haberleri olunca işi bırakıyorlardı. Çalışmaya devam eden işçiler uyarıldıktan sonra ertesi gün fabrikaya girmeleri barikatla engelleniyordu. Patronun adamı olarak bilinen MHP’li işçiler, jandarmanın koruması altında servislerle içeri taşınıyordu. Ancak direnişçi işçiler kararlılıkla mücadeleye devam ediyor, barikatlarla işbirlikçi işçilerin fabrikaya girmesine engel olmaya çalışıyorlardı.

İşçilerin tüm çabalarına rağmen, patronun görüşme çağrılarına cevap vermemesi üzerine işçiler daha etkili bir eylem yapmaya karar verdiler. İşçiler çadırda kalmaya son verdiler ve fabrikadan kimseyi dışarı çıkartmamak üzere harekete geçtiler. İşçilerin fabrika kapısının önünü kapatmasıyla, 150 kişi, jandarma araçları ve servislerle birlikte içerde kaldı.

“Ölmek Var Dönmek Yok” sloganlarıyla kararlılıklarını ifade eden işçilere mahalle sakinleri, kadınlar ve çocuklar da destek verdiler. Çevre fabrikalarda çalışan Maden-İş üyesi işçiler de yolları barikatlarla kapatarak Sungurlar işçilerini desteklediler. İşçilerin kararlı direnişi kırılamayınca önce askeri yetkililer ardından da patron geri adım atmak zorunda kaldı. Sunguroğlu geri adım atarak işçilerin şartlarını kabul etti.

Direniş nedeniyle tazminatsız işten çıkarılan işçiler, hakları geri verilerek yeniden işe alındılar. 30 öncü işçinin 1 ay sonra işe geri alınacağı sözü verildi. Lakin bir ayın sonunda işçiler geri alınmayınca işçiler bir kez daha üretimi durdurdular. Bunun üzerine patron 30 işçinin tamamını işe almak zorunda kaldı. Sarı sendikayı başlarından kovan işçiler, Maden-İş’i fabrikaya soktular. Patron Maden-İş’i tanımak zorunda kaldı. İşçi servisi olarak kamyon yerine otobüsler kullanılmaya başlandı. Yılda 2 defa verilen ikramiye sayısı ise 3’e çıkartıldı. İşçiler yalnızca Maden-İş’i iş yerine sokarak işyerinde örgütlü güçlerini pekiştirmediler, aynı zamanda sosyal haklarını da artırdılar.

1980 grevi

1976 ve 1977 1 Mayıs’larına katılan Sungurlar işçileri, DGM direnişlerine de eksiksiz katıldılar. Patron Sunguroğlu, işçilerin birliğini kırmak için fırsat kolladıysa da başarılı olamadı.

Sungurlar işçilerinin mücadelesi 1980 darbesine giden süreçte, sıkıyönetim koşullarına rağmen devam etti. İşçilere yönelik faşist saldırılar her geçen gün artıyordu. Mücadeleci işçiler, faşist çetelerin saldırılarıyla yıldırılmaya çalışılıyordu.

1979’da toplu sözleşmede anlaşma sağlanamaması üzerine grev kararı alan işçiler, bir yandan da temsilcilik seçimleri için hazırlık yapıyorlardı. Temsilciliğe aday olan işçilerden biri de Niyazi Balcı idi.

20 Mart 1980’de vardiya çıkışında işçilerin servisi Güzeltepe’de faşist çeteler tarafından durduruldu. Araçtaki Niyazi Balcı kurşunlanarak katledildi. Balcının katledildiği haberini alan işçiler 1,5 saat iş durdurdular. Ertesi gün yüzlerce işçi Balcı’nın katledilmesini Güzeltepe’de yürüyüşle protesto etti. İşçiler aynı gün çadır kurarak greve başladılar. Faaliyet programı çıkarıldı, haftada bir genel toplantı kararı alındı. Grev çadırında her gün film gösterileri yapılıyor, çeşitli işçi örgütleri, sendikalar ve öğrencilerden oluşan gruplar dayanışma ziyaretleri gerçekleştiriyorlardı. Ancak sıkıyönetim işçilerin grevine ve faaliyetlerine tahammül edemedi. Askerler gece çadıra baskın düzenleyerek her şeye el koydular.

Grev sürdüğü sırada Maden-İş’in Genel Başkanı Kemal Türkler faşistler tarafından katledildi. Türkler’i toprağa veren işçiler, greve devam ettiler. 12 Eylül’de askeri faşist darbe gerçekleşti. Sungurlar fabrikasında işçiler ilk 2 gün işbaşı yapmadılar. Faşist cunta yönetimi 120 öncü işçiyi işten çıkardı. Bir kısmını ise tutukladı. Tutuklu işçilerin beraat edip tahliye edilmelerine rağmen işbaşı yapmalarına izin verilmedi. Grev darbeyle birlikte bastırıldı.

Lakin Sungurlar Isı Kazan fabrikası işçileri mücadeleci bir geleneğe sahiptiler ve 12 Eylül karanlığının sürdüğü yıllarda da harekete geçmekten geri durmadılar.

1985: Ailelerle birlikte direniş

Faşist askeri darbeyi ve sıkıyönetimi fırsata çeviren Sungurlar patronu, işçilerin kazanımlarının önemli bir bölümünü gasp etti. 1983 yılına kadar ücretler Yüksek Hakem Kurulu tarafından belirlendi. Sonraki 2 yıl boyunca ise ücretler iş mahkemesi tarafından belirlenecekti. Birçok haklarını kaybeden işçilerin yaşam koşulları her geçen gün ağırlaştı. 12 Eylül faşist darbesi işçi haklarının budanması için patronlara büyük olanaklar sunmuştu. Patronlar da bu fırsatı sonuna kadar kullandılar. 1985 yılının sonlarına gelindiğinde, ağır koşullar altında yaşamaya ve çalışmaya mahkûm edilen Sungurlar işçileri, hakları için yeniden hareketlenmeye başladılar. Maden-İş’in kapatıldığı ortamda, onun yerine Otomobil-İş Sendikası geçmişti. Temsilciler 30 Aralıkta toplanarak eylem yapma kararı aldılar.

İşçilerin onayına sunulan karara göre, 31 Aralık sabahı saat 9.00’da işçi aileleri çoluk çocuk fabrika önünde toplanacak, işçiler de iş bırakarak haklarını talep edeceklerdi. Belirlendiği gibi işçi eşleri kapıdaki barikatı aşarak içeri girmeyi başardılar. İşçilerin ücretleri ödenmeden dışarı çıkmayacaklarını kararlılıkla ifade ettiler. Önce “para yok” diyen müdür, kadınların kararlı duruşu karşısında geri adım atmak zorunda kaldı ve 3’er bin lira ödeme sözü verdi. Polisin baskısına ve hakaretlerine rağmen kadınlar direnişlerini sonuna kadar sürdürdüler. Ücretlerin ödenmesi üzerine işçiler, saat 16.00’da eylemlerine son vererek aileleriyle birlikte evlerine döndüler.

Sonraki yıllarda da 12 Eylül darbesinin etkisi sürdü. Geçmişin mücadele geleneğiyle aktarma kayışları kopmuştu ve bu nedenle işçilerin mücadelesi eski düzeyine ulaşamadı. Rüzgâr sermayeden yana esmesine rağmen, Sungurlar’da olduğu gibi, yine de benzeri mücadele deneyimleri yaşandı. İki yıl sonra gerçekleşecek NETAŞ işçilerinin grevi, o günlerin karanlığının yırtılmasında temel rolü oynayacaktı.

Bugün taşeron çalışma biçiminin artması, iş güvencesinin elden alınması, kiralık işçilik uygulamasının hayata geçirilmesi, sendikaların önüne engeller konarak grevlerin yasaklanması, kıdem tazminatına dönük saldırı planlarının yapılması, sağlık hizmetinin fiili olarak ücretli hale getirilmesi gibi birçok hak gaspı işçilerin örgütsüz olması nedeniyle hayata geçirilebilmiştir ve bunun yolunu açan da 12 Eylül askeri faşist darbesidir. Kaybedilen hakların yeniden kazanılabilmesi ve çok daha ileriye taşınabilmesi ise, bir kez daha işçilerin geçmiş mücadele gelenekleriyle tanışmalarıyla, örgütlenmeleri ve mücadele etmeleriyle mümkün olacaktır.

9 Nisan 2017






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this