UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Toplu İş Sözleşmemiz Nasıl Sonuçlandı?

Gebze’den bir gıda işçisi

Bir toplu iş sözleşmesi daha bitti. Sözleşmeye başladığımızda hepimiz umutluyduk. İki yıl boyunca durup dinlenmeden çalışmıştık. Üretim her geçen gün artmıştı. Hafta içi, hafta sonu mesailerine kalmıştık. Yıllık izinlere dahi zar zor çıkmıştık. Üstelik patron bir konuşmasında “işler iyi giderse bundan hepimiz fayda görürüz” demişti.

Sendika sözleşme öncesinde yaptığı ilk toplantılarda bizim beklentilerimize hak vermiş, “geçen yıl size söz verdiğimiz ama alamadığımız zammı bu yıl alacağız, hiçbir işçi mağdur olmayacak” diyerek yüreklerimize su serpmişti. İşçiler beklentilerini dile getirmiş ve sendikacılar da “büyük bir olgunlukla” bu taleplerin hepsini not ederek görüşmelerde “bu haklı taleplerinizi patrona kabul ettireceğiz” demişlerdi.

Sonra ilk görüşmeler başladı. Biz temsilcilerimize merakla ne olup bittiğini sormaya başladık. Temsilcilerin yüzü asıktı, “beklentilerimizin altında teklifle masaya geldiler ama merak etmeyin bu toplantıda patron yoktu, avukatlar ve müdürler zaten hep böyleler, en düşük tekliften başlarlar…” Biz bir umut sonraki toplantıları beklemeye başladık.

Patronun nihayet katıldığı bir toplantıda şöyle bir laf ettiğini bize bildirdi temsilciler: “Ben işçilerden yanayım, onlar ne istiyorlarsa verin gitsin.” Patron bu sözü söylemiş ve kalkıp gitmiş. Ama müdürler ve avukatlar ekonomik durumu, pazar payını, doların durumunu öne sürerek istenen oranı vermemekte ısrar ediyorlarmış. Yani cömert patron ve ekonominin şartları hikâyesi! Tabii bizim moralimiz de bozuldu. Sendika başlangıçtaki oranı çok aşağıya çekmesine rağmen işyeri bir türlü istediğimiz zam oranına razı olmuyordu.

Her toplantı sonucunda beklentilerimiz daha da düştü. Moralimiz bozuldu. Temsilciler de her sorumuza karşılık daha bir sinirli konuşmaya, bizi susturmaya başladılar. Derken son toplantıda patron temsilcileri bir adım atarak küçük bir artış yaptı ve toplu iş sözleşmesi kaşla göz arasında imzalandı. Sendikacılar yemekhanede yaptıkları toplantıda konuştular ve biz işçiler daha ne olduğunu tam anlamadan sendika başkanı ve temsilcilerin “çok iyi sözleşme” diyerek açıkladıkları oranları alkışlarla kutlamaya başladık.

Başkanlar gittikten sonra herkes ne kadar zam alacağını hesaplamaya başladı. Kimisi 20 lira kimisi 50 lira diğerinden fazla almış, ama zamlar, vergiler, kesintiler derken eldeki sonuç kimseyi tatmin etmedi. Kafamız karışmış ve birbirimizi suçlamaya, birbirimizle tartışmaya başlamıştık. Bir iki hafta boyunca birbiriyle tartışanlar, birbirine küsenler ve ücretine ne kadar zam geldiğini hesaplamalar derken zaman geçti ve her şey unutuldu gitti.

Bu her seferinde böyle oluyor. Bir türlü önceki toplu iş sözleşmesinden ders çıkarmıyoruz. Sendikalı işçi olmamıza rağmen toplu iş sözleşmesinin ne olduğunu aslında kavrayamıyoruz. Adı üstünde işçilerin toplu halde yaptığı sözleşme. Yani hep beraber hazırlanıp, hep beraber sözleşmeye sahip çıkıp, hep beraber sonlandırmaya karar vereceğimiz sözleşme. Eşit işe eşit ücret isteyeceğimiz, aramızdaki kıdem, bölüm, vasıf gibi farkları bir kenara koyarak hep beraber birbirimize kenetlenmemiz gereken sözleşme. Ama biz her defasında kendi ücretimizi, kıdemimizi, kendi taleplerimizi dile getiriyor ve biraz patrona, biraz sendikaya güvenip güzel bir sonuç bekliyoruz.

Aslında işçiler olarak toplu halde değil, tek tek sözleşmeye alıştırılmışız. Her işçi sözleşmeye kendi çıkarı kadar ilgi gösteriyor. Çalışmaya devam ediyor, fazla mesailere kalıyor, konuşmuyor, başı “belaya girmesin” istiyor. Patronlar bizim bu durumumuzu biliyor ve bizlere ölümü gösterip sıtmaya razı ediyorlar. Demek ki işçinin kazanımla sonuçlandıracağı bir toplu sözleşme ancak işçilerin toplu çabasıyla, toplu eylemleriyle, toplu hazırlığıyla mümkün olabilir. Başından sonuna kadar hep beraber sahip çıkmazsak önümüzdeki toplu iş sözleşmesi de bundan farklı olmayacak!

13 Aralık 2017






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this