UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Van’daki Depremin Ardından 7,2’nin Altında Kalanlar!

Hacettepe Üniversitesi’nden bir işçi

Van depremi yirminci günü geride bıraktı ama ne yaşanılan acılar hafifledi ne de bölge halkının yaşadığı sorunlar, sıkıntılar çözüm buldu. Depremin üzerinden bunca zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ gidilmemiş köyler, ihtiyaçları giderilmemiş depremzedeler var. Bunun da nedeni devletin beceriksizliği, iş yapmak istememesi ve üstelik yapmak isteyenlere “bir şey yapılacaksa ben yaparım” mantığıyla engel olmasıdır. Van’a gönderilen onca yardım varken hâlâ insanların ihtiyaç malzemelerinden yoksun olması tamamen devletin ve AKP hükümetinin sorumluluğundadır. Gönderilen eşyaların dağıtılmasını bile beceremeyen devlet, mağdur edilen insanların sıkıntılarını görmezden geliyor. AKP hükümeti yardım malzemelerinin dağıtımının koordine edilmesini sağlamadığı gibi, yardım etmeye çalışan sendikaların ve özellikle de BDP’nin yardım araçlarını şehre almıyor, bunların yardımların dağıtılmasında yer almalarını BDP’nin hanesine yazılacak bir artı olarak görerek engelliyor. Bölgenin Kürt bölgesi olması dolayısıyla AKP hükümeti ve devlet yetkilileri özellikle böyle davranıyor. Yaşanan depremde ailelerini, sevdiklerini, yakınlarını yitirenler bir de bu sorunlarla uğraşmak zorunda bırakılıyor. Bu nasıl bir insanlıktır?

Hükümetin yaptıkları bununla da bitmiyor. Geçtiğimiz günlerde AKP’li bir milletvekilinin yaptığı açıklama aynen şöyleydi: “Bundan sonra ayni yardımdan çok nakit yardımında bulunulsun.” İnsanın aklına “e o zaman bu devlet niye var” diye sormak gelmez mi? Gelir elbette ki. Tamam, biz tabii ki oradaki kardeşlerimize elimizden geldiğince destek oluyoruz, olacağız da, bunda bir sıkıntı yok zaten. Ama sen de devlet olarak 1999 Marmara Depremini takiben önce geçici olarak yürürlüğe koyduğun sonra da kalıcı hale getirdiğin deprem vergilerini bugün depremzedelere ulaştıracaksın. Devlet olarak zaten bütçe ayırdığın eğitim, sağlık, altyapı vb. hizmetler için bir de bizim deprem vergilerimize el koymayacaksın. İşte o zaman çıkıp da aymaz bir şekilde bizlerden nakit yardımı yapmamızı istemene gerek bile kalmayacak. Elbette bu söylediklerimin olabileceğine ben de inanmıyorum. Olması gerekenlerin bunlar olduğuna eminim ama bu devletin bir sermaye devleti olduğunun farkında olduğumdan “onun” böylesi hassasiyetlerinin olmadığını, biz işçi-emekçilerin çıkarlarını değil patronların çıkarlarını koruduğunu gayet iyi biliyorum, biliyoruz. Van’da yaşanan deprem de bunun bir kez daha gün yüzüne çıkmasına neden oldu.

Van depreminin ardından ortaya dökülen öyle rezillikler söz konusu ki, bunlardan biri de özellikle depremin peşi sıra yapılan milliyetçi, şoven açıklamalar oldu. Burjuva medyanın taşlaşmış yürekleri ağızlarından dökülen salyalarla bir kez daha meydana çıktılar. Yaşanan acılara bile saygı göstermekten uzak olan kimi zihniyetler ekranlardan milliyetçilik zehri akıttılar adeta. Habertürk spikeri Duygu Canbaş, Müge Anlı ve son olarak da spor yorumcusu Erman Toroğlu aynı ırkçı nefret söylemine kapılarak ne denli ileri gidilebileceğini gösterdiler. Habertürk televizyonu spikeri Duygu Canbaş’ın canlı yayında “Deprem her ne kadar Van’da da olsa hepimiz üzüldük” sözü ve Atv’de program sunan Müge Anlı’nın “Herkes haddini bilecek. Yeri geldi mi taş atacaksınız, kuş avlar gibi avlayacaksın, sonra yardım isteyeceksin. O polisler hemen yardımına koştu oradakilerin. O taş atanların eli kırılsın” sözlerinin ardından Erman Toroğlu da katıldığı bir programda şunları söyledi: “Deprem oluyor, bağırıyorlar; devlet nerde, yok mu devlet diye. Ulan sana kaçak yapıyı yaparken devleti aramıyordun da şimdi mi arıyorsun? Niye devleti istiyorsun? O zaman işine geldi, şimdi de devleti istiyorsun.” Toroğlu böylece, devletin halka güvenli barınma olanağı sağlama görevini yerine getirmemesi sonucunda yoksul insanların ellerindeki üç beş kuruşla derme çatma evler yapıp orada oturmalarının suçunu da o insanlara yüklüyor. Erman Toroğlu ayrıca göçük altından çıkarıldıktan sonra yaşamını yitiren 13 yaşındaki Yunus Geray’ın acılı babasına; “Bugün Yunus’un babasını dinledim, maddi olarak iyi olmadıklarını, çocuğun internet kafeye gittiğini söylüyor. 10 tane de çocuğu varmış. Kedi de çocuk yapıyor. Bakamıyorsan niye yapıyorsun? Sen bunu doğurtup etnik güç kazanmayı amaçlarsan devlet ne yapsın sana” diyerek Kürt halkına karşı nasıl bir kin beslediğini de ifşa etmekten çekinmedi. Üstelik bunlar sadece görsel medyada yer alanlar, bir de internetteki sosyal medya ağları üzerinde yapılan yorumlar var ki oralarda bu milliyetçilik zehri daha da yukarılara tırmandırılıyor. Onlara göre Kürt halkı bunları tamamıyla hak ediyor. Bunda en büyük katkı hiç kuşkusuz yakın bir zamanda başbakanın hizaya çektiği burjuva medyanındır. “Haber yapılacak yap” zihniyetinin yansımalarını da böylelikle görmüş olduk. Tüm bu ırkçı söylemler karşısında bizler uyanık olmalı ve bunlara karşı durarak yardıma ihtiyacı olan kardeşlerimize destek olmalıyız.

Van depremiyle ilgili söylenecek onlarca şey var. Deprem sırasında yüzlerce insanımız canını yitirdi, binlercesi yaralandı. Yıkılan evlerin altında umutlar, sevinçler, gözyaşları, acılar, kavuşmalar yani yüzlerce insanın yaşamı kaldı. Peki, neden? Bu acılar yaşanmak zorunda mıydı, gerçekten Kürt halkı bunu hak etmiş olabilir mi, peki öyleyse Marmara’da, Adana’da ve daha yüzlerce yerde yaşanan depremler niye? Elbette Kürt halkının böylesi bir şeyi hak ettiğini düşünmek kadar insanlık dışı bir mantık olamaz. Bu acılar yaşandı, yüzlerce, binlerce insan öldü, yıkılan binaların altında insanların yaşamları kaldı, çünkü kapitalizm kâra dayalı bir sistem. Kâr için sağlam mallar üretilmiyor, sağlam binalar yapılmıyor, yapılan binalar denetlenmiyor, sonra da yaşanan felaketlere “doğal afet” deniliyor. Oysa tüm bunların sebebi kapitalizmin kâr hırsından başka bir şey değil. İnsan yaşamının paradan daha önemsiz sayılması kapitalizmin özünden kaynaklanıyor. Bizler biliyoruz ki, gerekli önlemler alınmış olsa, doğa olayları sonucunda bugünkü felaketler kesinlikle yaşanmayacaktır.

Kasırgalar, seller, depremler, tsunamiler, yanardağlar değil kapitalizm öldürür!

9 Kasım 2011






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this