UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Van İŞKUR İşçileri İle Söyleşi

2011’de yaşanan Van depremi sonrası hükümet tarafından İŞKUR bünyesinde işe alınan, 3 yıl sonra tepkiler yatışınca işten atılan ve haklarını almak için Ankara’ya yürüyen depremzede Van İŞKUR işçileriyle direniş alanları olan Abdi İpekçi Parkı’nda direnişlerinin 19. gününde (3 Ekim 2014) bir röportaj gerçekleştirdik. Vanlı emekçiler bize hem deprem sonrası yaşadıkları acıları hem de neden Ankara’da olduklarını anlattılar.

UİD-DER: Öncelikle UİD-DER olarak direnişinizi selamlıyoruz. Bugün yaşadıklarınızla bağlantısı olan büyük bir deprem yaşadınız. Depremden sonra hem dünyada hem de Türkiye’de emekçiler dayanışma için seferber oldular. Ama biliyoruz ki AKP hükümeti ve devlet hem afet yönetiminde hem de yardımların sağlıklı ulaştırılmasında yeterli olmadı. Hatta bir şeyler yapmak isteyenlerin de önüne geçti. Depremin ardından neler yaşadınız?

Metin Keskin: Ben Van’dan geliyorum. Üç çocuk babasıyım. 120 gündür bu direnişin içindeyim. Ankara’dayım. Hâlâ devam etmekte direnişimiz. Deprem saat 02.00 sıralarında oldu. Geceyi dışarıda geçirdik. Hava soğuktu. Bebeğim kucağımda ağlıyordu. Yani çaresizlik içindeydim. Ateş yaktık. Çadırlar geldi. Çadırlar bize ulaşmadı. 15- 20 gün geçtikten sonra elimize çadırlar geçti. Yani o vaziyette biz naylon, branda gibi şeyleri çadır yaptık, onların içinde yaşadık. Ben 70 metrekare branda alabilmek için iki gün sıraya girdim. Onu aldıktan sonra çocuklar gibi seviniyordum. Elime bir branda geçmişti. Onunla bir çadır yaptım. Elektrik tesisatını bağladım. 15-20 gün onun içinde yaşadık. O günler çok acıydı. Yardım konusuna gelince, ben herhangi bir maddi yardım almadım. Sadece beni İŞKUR bünyesi altında çalıştırdılar. İlk sene 9 ay, ikinci sene 7 ay, üçüncü sene 7,5 ay çalıştırdılar. Toplam 21 ay çalıştım. Ve işten çıkartıldım. Ankara’ya yürüdüm. Şu an Abdi İpekçi Parkı’ndayım. Ve arkadaşlarıma destek için buradayım. Sonuna kadar gideceğim. Ben evden çıkarken çoluğumdan çocuğumdan helallik istedim. Yani benim bu işe ihtiyacım var. İşe ihtiyacı olmayan insanın ne işi var Ankara’nın göbeğinde eylem yapsın?

“İki tane çocuğum var. Bir ay çadırda kaldık. Üç tane çocuğum vardı. Bir kızım vardı küçük. 8 aylıktı. Onu kaybettim. Çadırda hastalandı. Erzurum’a götürdüm. “Eğer imkânın varsa bu çocuğu iyileştirebiliriz” dediler. İmkânım yoktu.”

Mehmet Deniz: Ben de Van’dan geliyorum. Direnişe geldim. İki tane çocuğum var. Bir ay çadırda kaldık. Üç tane çocuğum vardı. Bir kızım vardı küçük. 8 aylıktı. Onu kaybettim. Çadırda hastalandı. Erzurum’a götürdüm. “Eğer imkânın varsa bu çocuğu iyileştirebiliriz” dediler. İmkânım yoktu. Tekrar Van’a döndüm. Ondan sonra çocuğu da kaybettim. İşsiz kaldım. Sürekli çadırda kaldık. Ondan sonra biz de Ankara’ya direnişe geldik. Direneceğiz.

UİD-DER: Yardımlar ulaştı mı size?

Mehmet Deniz:  Geldi. Çadır geldi, battaniye geldi. Elbise, yiyecek falan geldi.

Metin Keskin: Sizin dediğiniz yardımlar da ikinci el malzeme, eşya. Bana gelen eşya yırtık bir battaniye. Ben yırtık battaniyeyi ne yapacağım? Bana gönderdiği elbiseler ikinci el elbise. Bana olmuyor. Ne yapayım, nasıl giyeceğim onu ben? Yani bizim gördüğümüz yardımlar bunlar. Ondan başka yardım görmedik. Bana gelen eşya ikinci el eşya. Kullanıma elverişli olmayan eşyalar. Yani çoğu kirli, yırtık pırtık. Ben ne yapayım? Alıp da nasıl onu kullanacağım ki. Orada bir nevi insanlık dramı yaşandı yani. Birinci sınıf, ikinci sınıf, üçüncü sınıf diye kalite kalite bizi ayırdılar. Yardımları biz görmedik. Ben şahsen görmedim. Arkadaşları bilmiyorum.

“Çadır sırasına girdim, çadır alamadım. Ondan sonra kar yağdı. Zaten şubat ayıydı. Öyle bir soğuk, öyle bir kar yağmıştı, konteyner alana kadar canım çıkmıştı. Konteynerı sonra verdiler. Bir yıl konteynerda kaldım. Konteynerda kaldığımız için hiçbir yardım alamadık. Sadece iki sene İŞKUR bizi işe aldı. O da maalesef şimdi bizi mağdur etti. AKP medyaya çıktı milletvekili olsun, bakan olsun açıklama yaptı. “Herkes iş-güç sahibi oldu, ev sahibi oldu, kimse işsiz değil” dediler.”

Ferdi Bıçakçı: Van’dan geliyorum. 120 gündür eylemdeyiz. 408 kilometreyi yaya geldik. Ondan itibaren KESK Başkanı’nın imkânıyla Ankara’ya ulaştık. Şu anda 19 gündür Ankara’da eylemdeyiz. Ben de deprem sırasında Ankara’daydım. Deprem sırasında benim çocuğum hastaydı. Gazi Hastanesi’nde 6-7 ay yattı. Çocuğum vefat edince Van’a döndüm. Zaten Van’da hayat felç olmuştu. Kapkaranlık bir dünya vardı, ben öyle gördüm. Tabi burada, Ankara’dayken çocuğum vefat ettiği zaman Vali Bey’in yanına gittim. O da benim biletimi kesti, çocuğumla birlikte Van’a gönderdi. Tabi gittim, çocuğu toprağa verdikten sonra geldim, zaten ev yok. Deprem olmuş. Her taraf kapkaranlık. Çadır sırasına girdim, çadır alamadım. Ondan sonra kar yağdı. Zaten şubat ayıydı. Öyle bir soğuk, öyle bir kar yağmıştı, konteyner alana kadar canım çıkmıştı. Konteynerı sonra verdiler. Bir yıl konteynerda kaldım. Konteynerda kaldığımız için hiçbir yardım alamadık. Sadece iki sene İŞKUR bizi işe aldı. O da maalesef şimdi bizi mağdur etti. AKP medyaya çıktı milletvekili olsun, bakan olsun açıklama yaptı. “Herkes iş-güç sahibi oldu, ev sahibi oldu, kimse işsiz değil” dediler. İşte görüyorsunuz Van’da 90 gün eylem yaptık. Sesimizi duymadıkları için Ankara’ya geldik. Bütün dünya sesimizi duysun diye geldik. Vekil demesin “Van’da işsizlik yoktur.” Görüyorsunuz, dünya da görüyor, kendisi de görüyor. Yani bu insanlar mağdur olmasaydı zaten buraya gelmezdi. Kimilerinin on tane çocuğu var, çocuklarını okula gönderemiyor. Kimi var çocuğu üniversiteyi kazanmış gönderemiyor. Niye? İşsiz diye. Ben kendim şahsen kiracı bir adamım. 5 ay kira veremedim. Kapıyı kilitledim, çoluğumu çocuğumu anneme gönderdim. Zavallı annem hasta, maaşı yok, bir şeyi yok. Anneme mi bakacağım, çocuğuma mı bakacağım bilmiyorum. Nasıl edeceğiz bilmiyorum. Yani o kadar dertliyiz ki dert bitmiyor. Nereden başlayayım?

Metin Keskin: Ya şimdi 7,2 büyüklüğünde deprem oldu. Ardından 6,6 büyüklüğünde bir daha oldu. Yani biz o felaketi yaşadık, gördük. Oradaki insanların çaresizliğini, feryatlarını, çoluğun çocuğun dışarıda, sokakta ağlamalarını ve ölümlerin arttığını gördük. Ben onu kıyamet diye ilan ettim kendime. Depremde yaşadığımız şoklar hâlâ üzerimizde. Şu an ben bir deprem mağduru olarak yıkım kararı alınmış bir evde yaşıyorum. Geçenlerde bir artçı deprem daha oldu. Hemen telefona sarıldım ailemi aradım. Ev yıkıldı mı yıkılmadı mı diye. Çok şükür herhangi bir şey olmadı. Ama yıkım kararı alınan bir evin içinde ne kadar yaşayabilirim? Onu da bilemiyorum. Şu an işsizim. Beni de işten çıkardılar. Kiraya gitsem ev kiramı ödeyemeyeceğim. Üç çocuğa da bakamıyorum. Yani şu anda çaresizlik içinde burada bekliyorum. Yani bir milletvekilinden, Faruk Çelik bakanımızdan gelecek haber, bir müjdeyi bekliyorum. İki bayramı bir anda yaşamak istiyorum. Ama maalesef yaşayamıyorum. Çocuklarım orada aç ben burada perişan.

UİD-DER: AKP hükümeti depremde oluşan tepkileri yatıştırmak için sizleri İŞKUR aracılığı ile TYÇP (Toplum Yararına Çalışanlar Projesi) bünyesinde işe aldı. TYÇP kapsamında işe alındığınız ve geçen Haziran ayında işten çıkarıldınız. Bugün size bir haksızlık yapıldığını düşünüyorsunuz. Size vaat edilenler neydi, gerçekte neler yaşadınız?

Metin Keskin: Bize vaat edilen sözde şunlardı. Biz işe girdiğimiz zaman alt tabakadaki bütün işleri biz yaptık. Biz Van’ı elbirliği ile ayağa kaldırdık. Van’daki kamu personelinin hepsi Van’ı terk etti. Sadece 7286 tane İŞKUR personeli ve ailesi vardı. Yani Van’da bir nevi hayat durdu. Bizi çeşitli kurumlara dağıttılar. Alt kademe olarak, temizlikçi olarak. Kimisi belediye, kimisi Milli Eğitim, İl Afet, Özel İdarede çalıştık. Biz okullarda çalışmaya başladığımız zaman okullar içler acısıydı. 3200 metrekarede bir tane kadrolu personel vardı. Orada çocuklarda ciddi salgın hastalıklar vardı. Biz günde 3-4 defa paspas atardık. Affedersin lavaboları beş kez deterjanlı suyla yıkardık. Kapı kollarına kadar temizlik yapardık. Okulda mükemmel bir hijyen vardı. Yani okula girdiğin zaman okul değil de saray gibi bir şey. Öğrenciler çamurlu ayakkabı ile girdiği zaman arkasından biz paspası elimizden bırakmadan temizliği yapardık. Şu anda ben buradayım işsizim, okullar gene içler acısı. Artı bizim çalışan elemanlarımız okulun güvenliğine kadar sağlıyordu. İşte bizim başbakanın verdiği vaatler “ben işinizi yapacağım”, başbakan Van’a geldiği zaman Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi de “Arkadaşlar ben bu işe olumlu bakıyorum, işinizi yapacağım.” Faruk Çelik de bizim başkanla görüştü “tamam” dedi, onayladılar.

UİD-DER: Ne söylediler size işe alırken?

Bizi işe alırken “işinize sahip çıkın, geleceğiniz söz konusu” yani “işinizden kaytarmayın, dört elle sarılın.” Biz işimize dört elle sarıldık. Kaybetmemek için elimizden gelen her çabayı gösterdik. 13 Haziran 2014 geldi, kendimizi kapının önünde bulduk.

Metin Keskin: Bizi işe alırken “işinize sahip çıkın, geleceğiniz söz konusu” yani “işinizden kaytarmayın, dört elle sarılın.” Biz işimize dört elle sarıldık. Kaybetmemek için elimizden gelen her çabayı gösterdik. 13 Haziran 2014 geldi, kendimizi kapının önünde bulduk. Projenin 2016’ya kadar devam edeceğini söylediler, çalışanlar sürekli çalışacaktı. Ben üç sene çalıştım. Dördüncü sene de işe alınmadım. Şu anda Ankara yolundayım. Parktayım, bekliyorum.

Ferdi Bıçakçı: Devamlı, kalıcı çalışacağımızı söylediler. Seçim nedeniyle bizi kandırmaya, oyalamaya çalıştılar. Çünkü Bülent Arınç geldiğinde öyle bir müjde verdi. Beşir Atalay geldi “sizi mağdur etmeyeceğiz inşallah” dedi. Faruk Çelik de aynı. Şimdiki cumhurbaşkanı o zaman Türkiye başbakanı, o da öyle dedi. İşte bu sevinçle, bu hevesle bizleri kandırarak buraya kadar geldi.

Metin Keskin: Bize hep vaatler verildi. Ben bilseydim eğer İŞKUR bünyesinde çalışacağım 6 ya da 7 ay, geçici bir işse ben o işe kendimi tabi tutmazdım. Yani başımın çaresine bakardım. Yani gerekirse batıya göç ederdim. Orada evim zaten yıkılmış. Yeni bir sayfa açardım kendime. Üç yılın sonunda açlığa terk ettiler ve 14 Haziran günü bizi kapının önüne bıraktılar. Mağduriyet şu şekil: Bir nevi bizim sayemizde siyaset yaptılar. Bakanlarımız olsun, başbakanımız olsun hepsi vaatlerde bulundu. Başbakan Van’a geldiği zaman cumhurbaşkanı adayı iken bire bir bizim Ethem Altın (TYÇP İşçileri Derneği Başkanı) yüz yüze görüştüler. “Biz bu işi kalıcı yapacağız, sağlıklı bir şekilde iyileştireceğiz” dediler. Ama şimdi bakıyorum herhangi bir iyileştirme görülmedi.

Mehmet Deniz: Sürekli bize umut verdiler. Daha önce işimiz vardı, biz o işleri kaybettik. Bizi bu işe bağladılar. Biz sürekli, üç yıl bu işte çalıştık şimdi de bu işten çıkarıldık. Hiçbir şey de yapamıyoruz. Kiradayız, mağduruz. Burada da direniyoruz.

UİD-DER: İşten atıldıktan sonra direnişe geçtiniz. Bu kararı nasıl aldınız, süreç nasıl gelişti?

Metin Keskin: Şimdi biz TYÇP adı altında bir dernek açtık. İnsanlar işten çıkarıldığı zaman derneğe bağışta bulunamadı. Derneğin kirasını ödeyemedik. Derneği kapatmak zorunda kaldık. Başkanımız Ethem Altın’la beraber 200 kişilik grup toplandık ve oturma eylemi başlattık. Oturma eyleminde talebimiz gittikçe büyüyordu. Çünkü Van’da işsiz insan çok. Van’da İŞKUR’da 3600 çalışan var. Orada aşağı yukarı 2500-3000 kişilik kitleyi yakalıyorduk. O kadar işsiz insan var ki bir umut peşinde onlar da koşuyorlardı. Oturma eyleminde hep beraber bulunduk. Oradaki polisle çatışmalarımız, mağduriyetimiz, her gün tehdit ediliyorduk. “Yaptığınız bu eylem suçtur” diyorlardı. Polisin özel bir anonsu vardı: “Dikkat! Dikkat! Van polisi konuşuyor. Yaptığınız eylem suçtur, lütfen dağılınız.” Hep tekrar tekrar bu anonsu bize yapıyorlardı. Biz ısrarla eylemimize devam ediyorduk. Çünkü bizim şu anda kaybedecek hiçbir şeyimiz yok. Yani ekmeği elinden alınan bir insanın kaybedecek neyi var ki? Bir insanın elinden ekmeğini aldığın zaman o insan artık çaresizdir.

Mehmet Deniz: Biz Van’da 90 gün Van’daki parkta kaldık. Ramazanı orada geçirdik. Bayramı orada geçirdik. Bu bayram da buradayız. Çocuklarımıza ne elbise aldık, ne şeker aldık, iki bayramı da görmedik. Çok zor durumdayız, kiradayız, mağduruz. Ne yapacağımızı bilemiyoruz. Şu an direniyoruz

Bir de şunu söylemek isterim Van valisine, bu kadar insan 90 gündür Van merkezde eylemdeyken bize “başka şehre gidin” dedi. Bir kere bunu söylemeye hakkı yok. Eğer gidecekse kendisi gidecek. Van halkı hiçbir yere gidemez. Van halkı her zaman Van’da kalacak.

Ferdi Bıçakçı: Şimdi bugün Ethem Altın zaten Meclis’e gitti. Orada Fatih Çiftçi eğer zerre kadar vicdanı varsa sadece bu bayramı göz önüne alsın. O çocukları nasıl sevindiriyorsun, buradaki bütün arkadaşların çocuklarının da hakkı var. Ben de isterim bugün ekmeğimiz olsun, bir işim olsun. Gideyim çoluğumu çocuğumu sevindireyim. Buradaki bütün arkadaşların buna hakkı var. Eğer zerre kadar vicdanları varsa bu insanlara sahip çıksınlar. Söz verildiyse o sözde neden durulmuyor? Seçim diye insanları oyalayamazlar. O kadar milleti süründürmeye hakkı yok. Bir de şunu söylemek isterim Van valisine, bu kadar insan 90 gündür Van merkezde eylemdeyken bize “başka şehre gidin” dedi. Bir kere bunu söylemeye hakkı yok. Eğer gidecekse kendisi gidecek. Van halkı hiçbir yere gidemez. Van halkı her zaman Van’da kalacak. Bir de Elazığ’da emniyet amiri, kim olursa olsun, sürülmesi lazım. Onun da hakkı yok. Orada da bize zulüm yaptılar. Hiçbir zaman unutmayacağım.

Metin Keskin: Şunu eklemek istiyorum. Sayın valimiz diyor ki “gidin Rize’ye fındık toplayın.” Fındık sezonu bir ay. Hadi ben bir ay gittim fındık topladım. 11 ayda nasıl geçineceğim? Tamam ben bir ay gittim fındık topladım 1000 TL maaş aldım, sayın valim ben bir ay fındık işinde çalıştım sen 11 ayın garantisini vermiyorsun ki. Tamam, 11 ayın garantisini ver, gene fındık toplamaya gideyim. Fındıksa fındık! Artı sayın valimiz en son çare bulamadı “İŞKUR TYÇP çalışanları Van’ı terk etsin” dedi. Bir vali bunu söyleyebilir mi halkına? Biz direnişteyken “arkadaşlar fındık toplamaya gidin, batıda iş var, fındıkçılar işçi arıyor.” Sayın valim ben fındık toplamaya gittim bir ay, 11 ay ne iş yapacağım? Bana iş gösterin ben gidip yapayım. Baktı o da çare değil sonra “Van’ı terk edin, ben size bir şey yapamam” dedi.

UİD-DER: Ankara’ya gelirken zorlu bir süreçten geçtiniz. Polis ve jandarmanın sert müdahalesi ile karşılaştınız. Yolda neler yaşadığınızı anlatır mısınız?

Ferdi Bıçakçı: Zaten biz 408 km yolu yürüyerek Van’dan Bingöl’e kadar geldik. Çoğu arkadaşımızın ayakları patladı, yara oldu. Bu yaralar tedavi edilmeye devam ediyor. Benim ayağım daha iyileşmedi. Çoğu kişinin de öyle. Oradan, Bingöl’den bu yana KESK Başkanı’nın yardımı ile Elazığ’a geldik. Orada öğle yemeği yiyecektik. Daha Elazığ’a giriş yapmadan bütün emniyet teşkilatı sanki İsrailliler Amerikalılar savaşa gelmiş gibi, sanki bu ülkenin vatandaşı değilmişiz gibi bizi Elazığ’a sokmadı. Elazığ’ın bütün girişlerini polis kapatmıştı. Bizim halkımızı, bizimle gelenlerden hiç birini Elazığ’a sokmadı. Biz de arabadan indik, yürümeye devam ettik. KESK Başkanı bize yetişene kadar neredeyse bizi tarayacaklardı. O kadar canilerdi. Bize yetiştikten sonra bayağı zorladı. Tekrar yolumuza devam ettik. O akşam zaten KESK Başkanı, sendika başkanları bizi Malatya’da misafir ettiler. Onların imkânı ile Kayseri’ye geçtik. Ondan sonra tekrar onların imkânı ile Ankara’ya geçtik. Ankara’dayız, eylemdeyiz. Bugün buradayız. Ankara halkı biliyor, bütün dünya biliyor.

UİD-DER: Size köylüler kendi aralarında para toplayıp dayanışma örneği göstermiş. Bu durumu biraz anlatır mısınız?

Ferdi Bıçakçı: Bingöl-Elazığ arası bazı köylerden kendi aralarında para toplayıp pikap tuttular. Herkes yaralı, ayakları patlamış. Köylüler kendi imkânlarıyla yardım ettiler. Ama medya depremden beri herkesin halinden memnun olduğunu söyledi. Halk görmedi ki gerçeği. Biz buraya gelirken yolda insanlar hep sordular “hayırdır ne işiniz var, ne oldu?” Ama İMC TV böyle demiyordu, gerçekleri söylüyordu. İnsanlar gözüyle görünce anladılar halimizi. Ama maalesef medya bunu görmüyor. Van’da o kadar eylem oldu, olay oldu, biber gazı yedik. Şimdiye kadar Türkiye halkımız görmedi. Yayına vermiyordu. İşine gelince veriyor, işine gelmeyince vermiyor. Neredeyse Elazığ’a kadar hep şiddet görerek geldik, hiç televizyonlarda vermediler.

Adam ekmeğini kaldırmış yolda yürüyor. Ekmek isteyen adama şiddet, baskı niye uyguluyorsunuz bu kadar? Bu şiddet baskı bu kadar zulüm olmaması lazım! Orada sert müdahalede hemen adam kaskını, yeleğini giyiyor saldırıya geçiyor. Haklı veya haksız bunu da belirtiyorum. Mültecilere nasıl davrandıysa bize de aynısını davrandılar. Arkadaşıma diyorum “arkadaşım beni lütfen uyandır.” Eğer rüyaysa artık bitsin. Bu çile bitsin artık uyanmak istiyorum. Ama maalesef gerçekti. Rüya değildi.

Metin Keskin: Biz Van’dan çıktık. 500 kişilik bir grubumuz, kitlemiz vardı. Tatvan’a kadar 500 kişilik kitle ile yürüdük. Baktık yaşlılar yürüyemiyor. Biz yaşlıları ve engellileri ayırmak zorunda kaldık. Çünkü onların artık performansı düşmüştü. 130 km yürüdüler artık bittiler yani. Bizim başkanla şu karara vardık: “Sayın başkanım bu arkadaşlar artık yürüyemiyor. Biz böyle gidersek bir aya Ankara’ya varamayız. Biz bu arkadaşlarımızı eleyelim. Sağlıklı ve genç insanlarla yola devam edelim.” Düşündük kararımızı verdik. 300 kişiyi elemek zorunda kaldık. 180 kişiyle devam etmek zorunda kaldık. Artık adam yürüyemiyor. Yaşlı yürüyemiyor. Biz ta Bingöl’e kadar herhangi bir polis baskısı yaşamadık. Elazığ’a giriş yaptığımız zaman sanki başka bir ülkeye giriş yapmış gibi kendimi hissettim. Ben kendimi mülteci sınıfında hissettim. Çünkü bir sürü polis, asker vardı. Ben arkadaşımı dürttüm. “Kimliğini çıkar. Senin pasaportun var mı yok mu?” dedim. Artık dedim ki ben bir rüyadayım. Dedim ki “bu kâbus bitsin artık.” Arkadaşıma “Beni çimdikle uyanayım. Yeter artık bu rüyadan uyanayım” dedim. Bir de baktım gerçek. Polisler bize eşlik etti. Elazığ’ın 3-4 yerde şehir merkezine girişleri var. Komple TOMA’lar, çevik kuvvet çevirmiş, iç kısma da askeriye kurulmuş. Sanki ben bir mülteciyim. Mülteci muamelesi gördüm. Bizi Malatya yol üzerine getirdiler, boş bir tarlaya attılar. Ellerindeki kasklar, yelekleri giyiyorlardı. Artık orada gövde gösterisi yapıyorlar bize. Sayımız oraya kadar 150’ye düştü. Yolda yürüyemeyen, ayakları patlayan arkadaşlarımızı hastaneye bırakıp devam etmek zorunda kalıyorduk. Oradaki kaskları, TOMA’ları, gövde gösterisini üzerimizde baskıyla uyguluyorlardı. Boş bir tarlaya atıldık. Çantamda bir battaniyem vardı, Allah şahittir bir de ekmeğim vardı. Ekmek de çantanın en üst kısmında. Battaniyeyi de yanıma almışım yolda uzandığımız zaman üzerimi örterim, üşümem diye. Üzerinde bir ekmeğim vardı. Dedim ki “Sayın komiserim sizin amacınız ne. Biz Van’dan kalkıp gelmişiz. Ben kendi ekmeğim için mücadele ediyorum.” Ekmek kutsal bir şeydir. Bu ekmeğim elimden alınmış, ekmeğimi geri almak için yol yürüyorum. Yani benim amacım gelip de Elazığ’ı karıştırmak değil ki. Öyle bir niyetim yok. Elimde ekmekle yürüyorum ben. Herhangi bir flama, bayrak taşımıyorum ben. Herhangi bir siyasi partinin bayrağını taşımıyorum. Elimden ekmeğim alınmış ekmeğimi geri almak için yürüyorum. En doğal hakkım bu benim. Artık çantamı komiserin önüne açtım dedim ki “Bak senin elinde silahın var, gazın var. Ben de bir ekmekle bir battaniye var. Ben sana ne yapabilirim burada? Bize bu ekmeği çok görmeyin.” Nasıl olsa ayda 3000 TL maaş alıyor ama ben evime ekmek götüremiyorum. Ben ne yapayım yani? O görevini yapıyor ben ona hak veriyorum ama bu kadar şiddet ve baskı uygulamaya gerek yok. Elinde bir çanta ve ekmekle yürüyen insandan ne bekliyorlar. Adam ekmeğini kaldırmış yolda yürüyor. Ekmek isteyen adama şiddet, baskı niye uyguluyorsunuz bu kadar? Bu şiddet baskı bu kadar zulüm olmaması lazım! Orada sert müdahalede hemen adam kaskını, yeleğini giyiyor saldırıya geçiyor. Haklı veya haksız bunu da belirtiyorum. Mültecilere nasıl davrandıysa bize de aynısını davrandılar. Arkadaşıma diyorum “arkadaşım beni lütfen uyandır.” Eğer rüyaysa artık bitsin. Bu çile bitsin artık uyanmak istiyorum. Ama maalesef gerçekti. Rüya değildi.

Mehmet Deniz: Polis memuru dedi ki: “Siz nereden geliyorsunuz?” “Biz Van’dan yaya geliyoruz” dedik. “E ben de köyden geliyorum yaya.” Bizimle dalga geçiyorlar. Bizi şehir içine almadılar. Çevik kuvvet geldi, askeriye geldi. Bizi ta şehir içine kadar getirdiler ondan sonra başka bir ekibe teslim ettiler. Oradan da bayağı yaya geldik.

Metin Keskin:Yani ilden ile ekip değiştiriyorlardı. Şehir dışına çıkarıyorlardı, geri dönüyorlardı. Tabi onlar yürümüyorlardı. Araçlarla, konvoyla takip ediyorlardı bizi. Oradaki bir polisin yürüdüğünü ben görmedim. 10 metre yürüyordu arabaya biniyordu. O kadar da içleri rahat ve keyifleri yerindeydi.

UİD-DER: Bugüne kadar verdiğiniz mücadele sonucunda hangi noktadasınız?

Ferdi Bıçakçı: Şimdi buraya gelen arkadaşların zaten davası belli. Biz ekmeğimizi almaya geldik. O ekmeği almadan hiçbirimiz buradan gidemeyiz. Biliyorsunuz Van’da da eylem devam ediyor. Onlar da bizi sıkıştırıyor. Biz istesek buraya gelirler ama müsaade etmiyoruz. 100 kişiye yakın kişi buradayız. Bizim hedefimizi onlar da biliyor. Davamız ekmek. Ekmekten başka bir şey yok. Bu ekmeği verene kadar buradayız. Bir de şunu belirtmek istiyorum. Şimdi Van’da bazı yerlerde kömür dağıtılıyormuş. Sayın başbakan diyor ki: “Üç çocuğu olmayana kömür vermeyeceğiz.” Bugün eşim gitmiş başvuru yapmış, kömür alamamış. Bir çocuğumuz var. Ey zalim adam sen diyorsun ki “ben müslümanım.” Müslüman adam bunu yapar mı? Benim eşim gitmiş kömür alamamış. Neden? Bir çocuğu var diye. Bir sürü arkadaşım var bir çocuğu olan. Ama kiracılar, işsizler. Kömür de alamıyor. Sıcak bir yuva istiyorlar. Üç çocuğun hakkı varsa bir çocuğun da hakkı vardır. O da kömür almak istiyor. Onun da hakkı var. O da gariban.

Metin Keskin: Şimdi bizim hükümet mağduriyeti dile getirmiyor. Üç çocuğun olacak, mağdur olacaksın, üzerinde bir montun olmayacak yani affedersin çıplak gezeceksin ki ben sana yardım edeyim. Arkadaşımız kirada, bir çocuğu var. Şu anda işsiz artı çocuğu bırakmış evde burada direnişte. Bu adamın kömür almaya hakkı yok mu yani? Bu adam hangi parayla kömür alsın o zaman? Sayın başbakan hangi parayla kömür alsın? İş vermiyorsun, ekmeğini alıyorsun, diyorsun ki “git başının çaresine bak.” Nasıl baksın? İlla ki üç çocuk şart! Ya adam bir çocuğa bakamıyor üç-beş çocuğa nasıl bakacağız?

Mehmet Deniz: Benim bir işim olsun ne kömür alayım ne de bana makarna versinler. Yeter ki işim olsun. İşim olsun ben makarnayı da alırım, kömürü de alırım, mutfağı da doldururum. Yeter ki bana iş versinler. Şu an telefonum kapalı. Telefonu kapattım ki kimse aramasın. Bana diyorlar ki: “Baba sen neredesin? Bana elbise al, şeker al”. Bayram geldi, alamıyoruz. Para yok. Kiradayız. O yüzden telefonu kapalı tutuyorum. Yani işimi almadan buradan gitmeyeceğim.

Metin Keskin: Şimdi arkadaşım güzel bir yere değindi. Eğer sonuç olumlu çıkarsa biz iki bayramı birden yaşarız. Olumsuz bir şey olursa benim buradan gitmeye niyetim de yok. Gidecek param da yok benim. Diyelim ki Van’a gittim. Gittim ne yapacağım, işim yok? Ha burada öldüm, ha Van’da öldüm. En azından buradaki halk bana sahip çıkar, beni gömerdi. Van’da ölüme de sahip çıkmazlar.

Ferdi Bıçakçı: 19 gündür Ankara’dayız. Hep olumlu olacağını söylediler. Verdikleri sözlerin hiç birini yerine getirmediler. Herkes söz verdi ama maalesef değişen bir şey yok. Sözler yerine gelmedikten sonra hiçbir siyaset adamına inanmam. İşbaşı yapmadan inanmam. Çünkü hep söz verildi şimdiye kadar tutulmadı.

UİD-DER: Ankara’ya geldikten sonra nelere tanık oldunuz?

Mehmet Deniz: Arkadaşlar hepimize destek oldular. Öğrenciler olsun, sendikalar olsun. Yemek getirdiler, çay, şeker getirdiler. UİD-DER bize her konuda destek oldu. Allah razı olsun.

Metin Keskin: Biz buraya geldik, Van’da görmediğimiz ilgiyi burada gördük. Bütün derneklerimiz olsun, sivil toplum örgütleri olsun, UİD-DER derneğimiz olsun çok destek aldık, çok yardımları dokundu. Ve onlar sayesinde şu an ayaktayız. Zaten derneklerimiz olmasa biz şu an ayakta değildik. Battaniyemizi, yemeğimizi, çayımızı karşıladılar zaten. Direnmeye çalışıyoruz.

Ferdi Bıçakçı: Ankara’ya geldiğim gün kendimi çok iyi hissettim. Van’da 90 gün bekledik sesimizi duyuramadık. Ankara’ya geldik sağ olsun sendikalar olsun, öğrenciler olsun, sizin gibi dernekler olsun her konuda bize yardımcı oldular. Çayımız olsun, ekmeğimiz olsun hiçbir gün bizi aç bırakmadılar.

İşçi sınıfı dayanışmasını biz burada öğrendik. İşçi sınıfı nasıl dayanışma içinde, el ele, birlik beraberlik içinde yaşadığını biz burada gördük. Ben Van’da 30 gün iftarımı ekmek ve domatesle açtım. Hiçbir destek, ilgi görmedim. Ama Ankara’da derneklerimiz sayesinde hele UİD-DER sayesinde yani ilgileri çok büyük. Katkıları daha çok büyük. Eğer bir başarı varsa bu derneklerimiz sayesindedir. İşçi dayanışmasını ben burada gördüm.

Metin Keskin: İşçi sınıfı dayanışmasını biz burada öğrendik. İşçi sınıfı nasıl dayanışma içinde, el ele, birlik beraberlik içinde yaşadığını biz burada gördük. Ben Van’da 30 gün iftarımı ekmek ve domatesle açtım. Hiçbir destek, ilgi görmedim. Ama Ankara’da derneklerimiz sayesinde hele UİD-DER sayesinde yani ilgileri çok büyük. Katkıları daha çok büyük. Eğer bir başarı varsa bu derneklerimiz sayesindedir. İşçi dayanışmasını ben burada gördüm. Bize kucak açtılar. Ağabey kardeş gibi.

UİD-DER: Sermaye sınıfı işçileri bölmek, örgütsüz bırakmak ve kendilerine güvensiz hale getirmek için türlü politikalar izliyor. İşçileri Türk-Kürt, Alevi-Sünni diye bölüyor. Bunun karşısında işçiler nasıl bir siyaset izlemeli?

Metin Keskin: Bu işin Türk-Kürt’ü, Alevi-Sünni’si yok. Biz işçi sınıfıyız. Ekmeğimizin mücadelesini veriyoruz. Bunun için hepimiz bir araya gelip ekmek mücadelemizi vermek zorundayız. Amacımız bir araya gelip haksızlığa boyun eğmemek. Ekmeğimizi alabilmek. Sınıf dayanışması burada. Biraraya geleceğiz. Bunun Sünnisi, Lazı, Çerkezi yok. Haklı olan şey sınıf dayanışması, hakkım olanı alabilmek. İşçi sınıfıyız biz.

UİD-DER: Bu direnişten neler öğrendiniz? Diğer işçi kardeşlerinize ne demek istersiniz?

Metin Keskin: Ben her zaman için mücadele etmelerini isterim. Hak verilmez alınır. Ne kadar çok olursak birliğimiz o kadar artar. Hakkını yumruğu masaya vurup alacaksın. Onun için birleşmek lazım. Haklarımız için mücadele etmek lazım, direnmek lazım. Direnmeden bir şey alamazsın.

Mehmet Deniz: Biz direne direne bu işi kazanacağız.

Ferdi Bıçakçı: Ben de İş, Aş, Barış istiyorum. Sevgiler, saygılar.

UİD-DER: Çok teşekkür ederiz.

3 Ekim 2014






Grev ve Direnişler

Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this