Navigation

Buradasınız

Çocuklar Öldürülmesin Şeker de Yiyebilsinler

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 124

Leyla, Eylül, Ufuk, Yusuf, Salih, Evrim… Evlatlarımız, bakmaya kıyamadığımız o melek yüzler… Şimdi onlardan geriye yalnızca masum gülümsemeleriyle, ışıl ışıl gözleriyle bize baktıkları resimler kaldı. O resimler eskiyecek ama evlatlarımız büyüyemeyecekler.

Oysa evlatlarımız büyüyebilmeli, sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürebilmeliler. Bizi o güzel gülümsemeleri, şen şakrak kahkahaları sarıp sarmalamalı, acıları değil! Ama evlatlarımız kayıp, evlatlarımız kirli ellerin kurbanı, evlatlarımız direk diplerine gömülmüş ölü… Yüreklerimiz acı ve öfke dolu!

Nasıl oluyor da daha 4 yaşında, 6 yaşında, 8 yaşında evlatlarımıza bunları yapan insanlar çıkıyor? Nasıl oluyor da toplum bu hale geliyor?

Elbette bu caniliği yapanlara öfkeliyiz, elbette suçlarının cezasız kalmasını istemiyoruz. Ama kardeşler, suçluları nasıl cezalandıracağımızdan önce evlatlarımızı nasıl koruyabileceğimizi düşünmeliyiz ve sorunun gerçek kaynağını anlamaya odaklanmalıyız. Başka türlü gerçek bir çözüm bulmamız, toplumun içinden böyle suçlar, böyle suçlular çıkmasını engellememiz mümkün olmaz.

Sorunun en temel kaynağı içinde yaşadığımız toplumun insanı insandan ayıran, birini köle birini efendi yapan, insanı insanın kurdu haline getiren, çürüten sömürü düzenidir. Bu düzende para bütün değerlerden üstündür. Düşünebiliyor musunuz, insanlar birbirini öldürsün diye silah da üretiliyor, çürüsünler diye uyuşturucu da çocuk pornosu da! Hem de belki de ekmekten ve kitaptan daha çok. İnsanların gerçek ihtiyaçları bu düzenin efendilerinin umurunda bile değil. İnsanlar daha çok paraya sahip olsun, durmadan satın alsın, tüketsin diye kışkırtılıyor. Tatminsizleştiriliyor. Kendisi gibi olana değil, zengine özenmesi, saygı duyması sağlanıyor. O zenginliğin kaynağı önemsenmiyor. İnsanlar açgözlü, bencil, duyarsız, kıskanç ve kindar yapılmak isteniyor. Yani toplum bir bütün olarak zehirleniyor. İşte böyle bir toplumdan katil de çıkıyor cani de! Ve toplumu bu hale getiren sermaye sahibi egemenler kendileri tertemizmiş gibi sıyrılıveriyorlar işin içinden.

Medyaya yansıyan haberlerle hepimiz büyük bir korkuya kapıldık. Bizim de evlatlarımızın başına bir şey gelecek diye tedirgin olduk. Kimselere güvenemez olduk, anneler, babalar, çocuklar olarak psikolojimiz bozuldu. Ama hiç kimseler gerçek bir çözüm yolu sunmadı. Bilelim ki korkunun esir aldığı bir insan ya da toplum doğru düşünemez, gerçek çözümler üretemez. Zaten amaç da bu: Bir korku toplumu yaratmak ve insanların gerçekleri görmesini engellemek! Evlatlarımız bu düzenin egemenlerinin umurunda bile değil!

Uzun yıllardır çocuk istismarı ve kadına şiddet gibi konularda çalışma yapan dernekler baskı altında tutuldu, bazısı OHAL bahanesiyle kapatıldı. Bazı vakıflarda çocukların istismar edildiği ortaya çıktığında hükümetin sözcüleri “münferit olaylar” dedi, o vakıflara yardımlar, arazi ve bina tahsisleri yapıldı. Bir hastanedeki hamile çocuklar konusunu açığa çıkaran hemşire işten atıldı, cezalandırıldı, asıl sorumlular korundu. Sözde din âlimleri küçücük çocukların cinsel istek uyandırabileceğini, evlenebileceğini ileri sürdü. Mahkemeler tecavüzcülere, kadın katillerine “iyi hal” indirimleri uyguladı. Tecavüzcünün tecavüz ettiği kadınla evlenmesi halinde cezasız kalmasını sağlayacak bir yasa çıkarılmak istendi. Toplumda körüklenen ayrışma, kutuplaşma şiddeti besledi, toplumun dezavantajlı kesimleri, kadınlar, çocuklar bu şiddet iklimine kurban edildi.

Kimyasal hadım ve idam gibi yöntemleri gündeme getiren iktidar ve medya, toplumdaki korkuyu kışkırtıyor, asıl çözümün üzerini örtüyor. Tecavüzcüleri, çocuk istismarcılarını, canileri üreten bu düzenin sorgulanmasının önüne geçmek istiyorlar. Örgütlenmesi ve dayanışma içinde çözüm üretmesi gereken yoksul emekçi insanların önüne başka hedefler konuyor. İdam meşrulaştırılmak isteniyor.

Kardeşler, egemenlerin tuzaklarına, insanı insana düşüren, komşuyu komşuya yabancılaştıran yalanlarına kapılmayalım. Susmaya, korkmaya, güvensizliğe değil cesur olmaya, haksızlıkları görmeye ve ses çıkarmaya alışalım, çocuklarımıza bunu öğretelim. Dayanışma içinde birbirlerine güvenmeyi ve birbirlerini korumayı öğretelim.

22 Temmuz 2018

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...
  • Kapitalist sistemin yarattığı büyük çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler, derinleştirdiği toplumsal sorunlar her geçen gün daha fazla can yakıyor. 21’inci yüzyılın teknolojik gelişmişlik ve üretim düzeyine rağmen yüz milyonlarca insan açlık...
  • “Biz ekmeğimizin peşindeyiz.” Ne çok duyarız bu sözleri çalıştığımız fabrikalarda, işyerlerinde, grev ve direnişlerde. Kimi zaman yapılan bir yanlışın üzerini örtmek, bahane bulmak için kullanılır. “Bakma yapmak istemezdim ama işte ekmeğimizin...
  • Krizin ve Covid-19 salgınının yükü işçi ve emekçilerin üzerine yıkılmaya devam ediyor, yoksullaşma derinleşiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in Covid-19 Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu Raporu, İşsizlik Sigortası Fonunun...
  • Tüm dünya yeni bir yıla “merhaba” dedi. Çeşitli dillerde, farklı tonlarda çıktı bu merhabalar. İnsanlar yeni yılda yeni dilekler dilediler. Kimisi milyarlarına milyar istedi yüzü kızarmadan, mücevher takımına yeni yeni mücevherler istedi. Kimisi iş...
  • Otomotiv sektörüne plastik araba parçaları üreten bir fabrikada çalışıyorum. Covid-19 salgınıyla birlikte çalıştığımız fabrikada bir panik havası vardı. Televizyonlardan, internetten yayılan korku ve panik havası hemen herkesi çok etkiledi. Toplum...
  • Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’nin ilk aylarında hayatımıza giren pandemiyle birlikte yaşamımız içinden çıkılmaz hale geldi. İşsizlik, yoksulluk derken bir de üstüne gelen yasaklarla beraber nefes alamaz olduk. Biz işçiler için zor bir yıldı....
  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...
  • Sağlık sistemindeki çöküş salgınla birlikte daha görünür hâle geldi. Sağlık çalışanlarının yükü artarken, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sağlık işçileri bu duruma sessiz kalmıyor. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının (SES...
  • Çok şahit olmuşuzdur ilginç haber başlıklarına. “Emeklilere Müjde”, “Çalışanlara Müjde”, “Artık Herkes Kıdem Tazminatı Alacak” vs... Ama haber içeriğine baktığımızda hiç de müjdeli bir şeyle ya da başlıkta söylendiği gibi heyecan verici bir haberle...

UİD-DER Aylık Bülteni