
Kriz büyüdükçe her şeye zam geliyor. İşçiler artık yemelerinden içmelerinden kısıyorlar. Bir taraftan pazara, manava, markete giden emekçi krizin olduğunu cebinden ve aldığı ürünlerden biliyor. Bir taraftan egemenler “yok canım ne krizi, kriz falan yok fırsatçılar var” yalanını işçilere yutturmaya çalışıyorlar. Düşünün dışarıda lapa lapa kar yağıyor buz gibi bir hava var. Birisi size “çık dışarı, üşümezsin” diyor. Hükümet adeta işçilerden buz gibi havada üşümemelerini istiyor. Oysa iktidar patronlar sınıfını kurtarmak için her şeyi yapıyor. Dolayısıyla kriz asıl asgari ücretle çalışan milyonlarca işçiyi vuruyor. Krizin faturasını işçilere ödetmek için bin bir yalan üretiyorlar.
Hükümet krizden etkilenen patronların imdadına yetişirken işçilere “fedakârlığınızı eksik etmeyin” diyor. Bir işçi aldığı kuru asgari ücretle neyin fedakârlığını yapacak? Aybaşını zor getiriyor. Fabrikalarda işten çıkarmalar, ücretsiz izinler başladı. Patronlar işlerin iyi gittiği dönemde kârlarını işçilerle paylaşmazken nedense kârlarında düşüş olunca faturayı bizim önümüze koyuyorlar. Bu krizin tek sorumlusu sermaye düzenidir. Bir fatura ve bedel ödenecekse de patronlar ödesin.