
Ben devlet okulunda öğretmenlik yapıyorum. Temizlik işçileriyle her zaman konuşurum, “maaşlarınızı alabiliyor musunuz, sıkıntı yaşıyor musunuz?” diye sorarım. Bazen de kendi aralarındaki konuşmalara tanık oluyorum. Diyelim ki bir okulda 5 temizlik işçisi var. Bunların ikisinin ücreti İŞ-KUR’dan ödeniyor. Ama geri kalan üçünün ücreti ailelerden toplanan paralarla veriliyor. Bu konu çok sıkıntılı. Ailelerden “okul aidatı” denilerek para alınıyor. Bizim okulun aidatı yıl boyunca öğrenci başına 100 lira. Bu para sadece temizlik işçilerinin ücreti ödensin diye alınıyor. Ben buna “aidat” demiyorum alırken, temizlik hizmeti parası diyorum. Doğrusunu isterseniz ben her zaman okul aidatı toplanmasına karşı bir insandım. Veli olarak da “çocuğum okula başladığında ben vermem” diyordum. Çünkü eskiden okullarda temizlik işçisi yoktu, sadece devlet kadrosunda çalışan hizmetliler olurdu ve bütün işi onlar görürdü. O yüzden bana gereksiz gelirdi. Ama şimdi ben bu parayı toplayamazsam okulda çalışan temizlik işçileri ücretlerini alamayacaklar. Kadınların canla başla çalıştıklarını görüyorum. Sınıflar, tuvaletler çok düzenli bir şekilde temizleniyor. Yani çalışanlar öyle oturmuyor. Üstelik biz yarım gün çalışırken onlar tam gün çalışıyorlar. Biz dersimizi bitirip evlerimize giderken onlar kalıp temizlik yapmak durumundalar. Yani sabah 7 akşam 7, tam 12 saat çalışıyorlar.
Temizlik işçilerinin ücretlerini ödeyebilecek para toplanmadığı zaman işçiler de mağdur oluyor. Bir taraftan geçim sıkıntısı yaşarken diğer taraftan “paramı alırım nasılsa” düşüncesiyle çalışmaya devam ediyorlar. Üstelik çalışma koşulları da hiç hafif değil. Mesela temizlik işçisi kadınlardan birinin çocuğu bizim okulda okuyor. Geçenlerde çocuk hastalandı. Ama evde bakacak kimsesi olmadığı, annesi de işi bırakıp gidemediği için çocuk hasta hasta okula gelmek zorunda kaldı. Derslere giremese de annesinin yanında bekledi mecburen. O çocukların hastalanmak gibi bir lüksü yok ne yazık ki. Geçen sene çalışan kadınlardan hiçbirinin hastalandığı için gelmediğini hatırlamıyorum. Biz rapor alıp gelmeyebiliyoruz ama onlar hastalansalar da geliyorlar. Bir de mevsimlik işçi gibi çalışıyorlar. Okullar açıldığında sözleşme imzalanıyor. Okul kapandığında onlar da zorunlu tatile çıkıyorlar ama ücret alamıyorlar. Sonra okul açıldığında eğer okul onlardan memnun kalmışsa tekrar sözleşme imzalanıyor, aksi takdirde başka biriyle de anlaşabiliyor okul. Ya da araya tanıdık birileri girip seni işinden edebilir. Yani bir iş garantileri de yok.
Bu sene ekonomik krizin de etkisiyle velilerden toplanan para okulun ihtiyacı olan paranın ancak üçte biri kadar oldu. Müdür bu konuda bizi uyardı ve para toplama konusunda daha ısrarcı olmamızı istedi. Her toplantıda veliler kendilerinden para toplanmasından şikâyet ediyor. “Hani eğitim parasızdı, neden para veriyoruz?” diyorlar. Aslında haklılar ama bakanlık bu konuda hiçbir şey yapmadığı için, temizlik de önemli bir konu olduğu için bu sorunu böyle çözmeye çalışıyor okullar. Veliler gelip şikâyet ettiklerinde “Bunun muhatabı ben değilim, ben bu okulun çalışan öğretmeniyim. Milli Eğitim Müdürlükleri ya da Kaymakamlığa gidip sorunlarınızı dile getirin” diyorum. Bakanlığa bazı velilerden bu konuyla ilgili şikâyetler gidiyor. Ancak Bakanlığın yaptığı tek şey okullara aidat alınmayacağına dair yazı göndermek oluyor. Biz de bu yazıları imzalıyoruz, sonra her şey eskisi gibi yapılmaya devam ediliyor. Yani Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullardaki temizlik sorununu gerçekten çözmek amacıyla yaptığı hiçbir şey yok. Müdür de, bizler de, veliler de zor durumda kalıyoruz aslında. Bu sorundan yakasını sıyıran tek kurum ise sorunu çözmesi gereken Milli Eğitim Bakanlığı oluyor.