
Kriz her geçen gün şiddetini arttırarak hayatımızı derinden etkilemeye devam ediyor. Eriyen ücretler zaten kısıtlı olan sosyal hayatımızı daha da kısmaya, bizi git gide kabuğumuza çekilmeye zorlarken, bir arkadaş sohbeti bazen tüm yorgunluğumuzu alıp götürüveriyor.
Geçenlerde epeydir görüşemediğimiz arkadaşlarla kahvaltı için bir araya geldik. Ne yapalım diye düşünürken hem uygun hem de lezzetli olduğundan menemen yapmaya karar verdik. Aynı tavaya ekmek banmaktan olsa gerek, sohbeti de güzel olur menemenin. Markete girdiğimizde bizi karşılayan sebze-meyve reyonundaki fiyatları görene kadar menemenin bir öğrenci kahvaltısı olduğu konusunda hemfikirdik. Fiyatları gördükten sonra “soğanlı mı soğansız mı” diye tartıştığımız günleri yâd edercesine, “acaba domatessiz de yapabilir miyiz?” diye düşünmedik değil. Arkadaşım “”inanılır gibi değil” diyordu, “menemen bile lüks olmuş!”
Hükümet yetkilileri enflasyon oranları konusunda son derece “iyimser” olsalar da biz o gün fark ettik ki sadece menemendeki yıllık enflasyon %60’ın üzerinde. Ücretler ise yerinde saymaya hatta erimeye devam ediyor. Sorumlusu olmadığımız bir krizin faturasını üzerimize yıkmaya çalışıyorlar ve biz gittikçe daralan bir ateş çemberinin ortasında, borcu borçla kapatarak, her yeni günün bir önceki günü arattığı zamanlardan geçiyoruz. Bizi bu koşullarda yaşamaya mahkûm edenler ise utanıp sıkılmadan bu krizi fırsata çevirmenin hesabını yapıyorlar.
O gün kahvaltıda konuştuklarımız bize yaşadıklarımızın, sorunlarımızın ne kadar benzer olduğunu gösterdi. Eğer yaşadığımız sorunlar ortaksa, o halde çözümü de ortak olmalıdır. Bunun yolu ise emekçiler olarak, işçi sınıfının gençleri olarak bir araya gelmekten; sesimize ses, gücümüze güç katmaktan geçiyor.