
Yıllardır UİD-DER’in İşçi Dayanışması bültenini ve internet sitesindeki mektupları takip ederim. Çünkü ben bir işçiyim ve sınıfımın safında yer alıyorum. İşçi Dayanışması bülteni ve internet sitesindeki yazılar pek çok işçiye ulaşıyor, bir rehber işlevi görüyor. İşçilerin yazdığı pek çok mektupta şu vurgu hep dikkatimi çekerdi: “Hepimiz farklı işyerlerinde aynı sorunları yaşıyoruz.” Evet, bu çok doğru ve gerçekler ortada. UİD-DER’in internet sitesinde Kıraç’tan bir işçi arkadaşımızın yazdığı, “5 Liranın Peşine mi Düşeceksin?” [1] başlığı ile yayımlanan mektubu okuyunca, “bak işte, anlatılan meselenin aynısını harfiyen bizzat ben de yaşadım” dedim. Bu mektubu işçi kardeşimiz Kıraç’tan yazmış, ben ise bu mektupta anlatılanları bir sanayi kenti olan Gebze’de yaşamıştım.
Ben de bundan tam 8 yıl önce, büyük otomotiv şirketlerine, yan sanayi parçası üretmek için Türkiye’ye henüz yeni gelmiş bir fabrikada çalışıyordum. Genel sayımız çok azdı. İdari bölüm ile birlikte yaklaşık 25 kişi ya vardık ya yoktuk. Üretimde çalışan 4 işçi vardık ve her birimiz dörder beşer makineye bakıyorduk. Bize diyorlardı ki “siz ne kadar iyi çalışırsanız, biz de o kadar çok büyürüz ve alacağınız maaş da iyi olur”. Sanki çocuk avutuyorlardı. Zaten 5 makineye birden bakmamız yetmezmiş gibi bir de daha fazla çalışmamızı nasihat ediyorlardı. Neyse biz bir zaman böyle çalışmaya devam ettik. Haftalar ayları, aylar yılları kovaladı, derken 4 kişilik bir fabrika, kapasiteyi 300 kişiye yükseltti. Kimi arkadaşlar seviniyordu. “Fabrika büyüdü, artık maaşlarımıza zam yaparlar” diye. İçimden “aman kesmesinler de biz istemedikçe bir şey verecekleri yok” dedim. Gerçekten aklımdan geçen başımıza geldi.
Bir gün işbaşı kartımı basarken okumadı ve ustama haber verdim. O da “acelesi yok daha sonra gidersin” diye beni geçiştirdi. Ben de ilk çay molasında kart makinesinin bozulduğunu ve kartımızı okumadığını söyledim. İnsan kaynakları bana “siz kartları bozmuşsunuzdur, makinenin bir şeyi yok” dedi. Ben haber vereyim de sizin haberiniz olsun bu durumu düzeltmeniz gerekiyor” dedim. Maaş günü geldi çattı paramı çekmeye gittim. Banka hesabıma eksik para yatmıştı. Çalıştığım günün karşılığı yoktu, hepi topu asgari ücret alıyorduk. Vergi dilimine de girmemiştik henüz. İşyerine gittim hemen idari binaya çıktım. Maaşımın eksik yatırıldığını ve bir günlük çalışma ücretimin kesildiğini söyledim. İnsan kaynakları tıpkı UİD-DER’in sitesindeki “5 Liranın Peşine mi Düşeceksin?” mektubunda bahsettiği gibi “demek ki bir gün işe gelmemişsiniz yoksa biz sizin ücretinizi neden keselim” dedi. Ben de ısrarla kesinti yapıldığını ve kart okuma cihazının bozuk olduğunu da kendilerine hatırlattığımı söyledim.
Çok didiştik ama sonunda galip gelen ben oldum. Çünkü yılmadım ve ben de hakkımı savundum. Üretime gidip durumdan bahsettim ve gördüm ki günü kesilen ilk kişi ben değildim. Bir arkadaşım bana “sen yeni mi anladın ücretleri kestiklerini?” dedi. “Nasıl yani daha önce sizinki hep kesiliyor muydu? Benden ilk kez kesmişlerdi ben de çıktım konuştum İK ile, düzelttiler” dedim. O anda bir curcuna koptu ve birçok arkadaşım insan kaynaklarına çıkıp kesilen ücretlerini düzelttirmeye gittiler. Kimileri ise köşede oturmuş bekliyorlardı. “Siz niye gitmiyorsunuz?” diye sordum. Sonra o arkadaşlarımla birlikte onların bordrolarına bakarak hesap kitap yaptık. Bazılarının üç günü kesilmişti. Onlar da itiraz ettiler. O günden sonra kesintilerimiz son buldu. Örgütlenen işçi, sonuna kadar haklı olduğunu ve hak aramayı öğreniyor. Ben de UİD-DER’den çok şey öğrendim. İşçi Dayanışması bülteni bizim kılavuzumuzdur. Patronlar bizim emeğimiz üzerinden büyütür fabrikalarını. Biz de ancak birlik olursak büyütürüz ekmeğimizi.