
Geçen günlerde fabrikada bir işçi arkadaşımız üzülerek çöpten ekmek toplayan bir kadının hikâyesini anlattı. “Şuraya bak, bir tarafta zenginler lüks içinde yaşarken bir tarafta insanlar çöpten yiyecek bulmaya çalışıyorlar” dedi. Bu sözleri molada ilgi çekici bir tartışma yarattı. Kimileri onu destekledi, kimileri ise karşı çıktı.
Önce bir arkadaş söze girdi ve şöyle konuştu: “Şu dünyada öyle bir adaletsizlik var ki zenginlik giderek sayılı kişilerin elinde birikiyor. Büyük patronların servetleriyle milyonlarca insan doyar, çöpten de ekmek toplamak zorunda kalmaz. Düşünün onların oturdukları evleri bizler 20 yıl çalışsak gene de alamayız.” Sohbet döndü dolaştı bizim patrona, patronun yeni aldığı son model arabaya geldi. Bir kadın arkadaş, “Aman siz de! Zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış. Kıskanmayın kardeşim, adam çalışmış kazanmış. Şimdi de istediği gibi harcıyor. Ben de olsam aynısını yaparım, siz onlar gibi olmak istemez misiniz?” dedi.
Dayanamadım atıldım söze: “Niye kıskanalım? Onlar ayrıca bizden çaldıklarıyla o zenginliği yaşıyorlar. Biz çalışmasak o güzel yaşantıları yaşayabilirler mi acaba? Onlar gibi yaşayalım, onlar gibi olalım demiyoruz ki. Biz bizim olanı istiyoruz bu neden kıskanmak olsun?” Arkadaşlar da beni desteklediler, söylediklerime hak verdiler. “Kıskanıyor musunuz” diyen işçi arkadaşımız mahcup olup susmuştu.
Sahi kıskanıyor muyuz? Onların yerinde keşke biz olsak mı diyoruz? Hayır! Biz bencil değiliz ki, milyonlarca insan yoksullukla debelenirken neden azınlık bir kesim bu zenginliği yaşasın. Zannetmesinler o zenginlik babalarından, atalarından kaldı… O biriken zenginlik bizlerin, bizim gibi işçilerin sırtından kazandıkları paradır. Milyonlarca işçinin biriken emeğidir. Biz bunca bolluk varken insanlar çöpten ekmek toplamasın istiyoruz. Hepimizin ürettiğini hepimiz paylaşalım istiyoruz.