
Geçtiğimiz günlerde işyerinde mola saatinde arkadaşlarımla sohbet etmeye başladık. Eskiden olsa mola saatlerinde maçlar ya da diziler konuşulurdu. Ancak artık sadece ve sadece hayat pahalılığı konuşuluyor. Hani diyor ya ozan “bıçak kemikte” diye, işte hayat pahalılığında geldiğimiz nokta ne yazık ki budur.
Çay saatinde yine zamlardan konu açıldı ve “bir dokun bin ah işit” deyimi hayat buldu adeta. Kimi akaryakıta gelen zamlardan şikâyetçi, kimi ev almanın artık imkânsız olduğundan dertli. Ev, araba sahibi olmanın imkânsızlığı konuşulurken mola alanının diğer ucundan bir ses tüm konuşmaları bıçak gibi kesti: “Siz ne derdinden bahsediyorsunuz, benim evime iki aydır et girmiyor be! Eskiden de çorbalara, yemeklere katmak için gıdım gıdım alırdık ama tatlandırırdık. Şimdi etin yüzünü bile göremiyoruz” dedi öfkeyle. Bunun üzerine Karadenizli olan arkadaşım araya girip “sen ne diyorsun ya ben Karadenizliyim bu sene koca kış geldi geçti, çocuklara bir kere balık yediremedim. Eskiden yarım kilo da olsa alırdık. Çalış çalış eline üç kuruş geçsin, o da eve girmeden borçlara gitsin” dedi. Ateş her zaman düştüğü yeri yakar derler. Bizim mutfağımız, cebimiz, ocağımız yanıyor. Hayat pahalılığı her geçen gün artıyor. Geçim sıkıntısı işçilerin, emekçilerin hayatını daha da çekilmez kılıyor. İnsanlar en temel ihtiyaçlarını karşılamaktan aciz hale geliyor. Evlere et, balık gibi gıdaların girmesi lüks oldu. Her gün iğneden ipliğe her şeye yapılan zamları duymaya kimsenin sabrı da maaşı da kalmadı. Asgari ücrete yapılan %30’luk zam da biz işçilerle alenen dalga geçtiklerinin bir göstergesidir. Gerçek enflasyon neredeyse %200’lere dayanmışken biz işçilere reva görülen zam %30 oldu. İşçileri enflasyona ezdirmeyeceğini söyleyenler bir kez daha açlık ücretine mahkûm ettiler.
Biz işçiler patronların yük hayvanları değiliz! İşçilerin bu dünyada yaşama sebebi yalnız patronları ve egemenleri lüks içinde yaşatmak olmamalı! Bizlerin de duyguları var, bizlerin de ihtiyaçları var. Bizlerin de yaşamı değerli.
Bugün işçi sınıfı yeteri kadar örgütlü ve bir arada olmadığı için bizi yok sayıyorlar. Sıra işçiye gelince simit çay, kuru ekmek hesabı yapıp bununla yetinin diyenler, işçi sınıfının yarattığı zenginliğin sefasını sürüyorlar. Ancak bizler bilinçli işçiler olarak biliyoruz ki bu düzen böyle gitmez. İşçiler ayağa kalktığında, yanındaki sınıf kardeşinden güç aldığında tüm bunların hesabını bir bir soracak.