Navigation

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Buradasınız

50. Yılında 15-16 Haziran

İşçiler DİSK’e Akıyor: Sermaye Sınıfı ve Türk-İş Bürokrasisi Rahatsız!

14 Haziran 2020 - 12:20

DİSK, 13 Şubat 1967’de kurulduğu andan itibaren, ekonomik ve demokratik haklarını geliştirip ilerletmek isteyen işçilerin çekim merkezi oldu. Sermaye sınıfı, onların siyasi sözcüleri ve Türk-İş üst bürokrasisi durumdan oldukça rahatsızdı. Anlı şanlı fabrikaların kibirli patronları, işçi hareketinin bağrında doğan ve hızla bu hareketin dinamosu konumuna yükselen DİSK’in önünün tek tek işyerlerinde kesilemeyeceğini kavramaya başlamışlardı. İşçi sınıfı mücadelesini denetim altında tutma görevi verilmiş Türk-İş yönetimi, işçi hareketi üzerindeki hâkimiyetini yeniden sağlamak istiyordu. Bunun için mutlak surette DİSK’in önünün kesilmesi gerekiyordu.

Kavel Kablo fabrikasının önü, Eylül 1968. Kavel işçileri bir kez daha mücadele sahnesinde. Derby işçilerinin başlattığı işgal fırtınasına onlar da katılarak “buradayız” demişler. Polis saldırısını engellemek için demir kapıyı kaynakla kaynatmışlar; artık tüm giriş çıkışlar işçilerin denetiminde. Parmaklıkların önünde bir tahta parçasını kendisine baston yapmış bir nine oturuyor, torunlarıyla birlikte. Yaşı ilerlemiş ama o güçlü ve onurlu bir Anadolu emekçi kadını. İşçilerin mücadelesine omuz veriyor. İşçilerin yüzünde mutluluk, ninemizin yüzünde özgüven var. Haklı olmanın verdiği gurur ve güven! Kavel patronu direnişe ancak bir gün dayanabildi. 10 Eylülde Maden-İş ile bir anlaşma imzaladı ve işçilerin tüm talepleri kabul etti. Bu durum, sermaye sınıfının neden DİSK’e ve Maden-İş’e diş bilediğini gösteren örneklerden yalnızca biriydi.

Koç Holding öylesine palazlanmıştı ki, “Türkiye’de bir devlet sektörü vardır, bir de Koç sektörü” denirdi o yıllar. Fotoğrafta koca Koç ailesinin Türk Demir Döküm fabrikasını işgal eden işçileri görüyoruz. Maden-İş üyesi işçiler, “hüner bizim, fabrika bizim” diyerek işgal etmişlerdi Demir Döküm’ü, 1969 yılının 31 Temmuzuydu. Haklarına, geleceklerine, işten atılan temsilcilerine sahip çıkıyorlardı. Önlerindeki pankartta “öldürsen bile” yazması boşuna değil! Asker, polis yığılmıştı fabrikanın önüne; “çıkmazsanız öldürürüz” diyorlardı. Öyle ya Koç dururken, devlet işçilere mi sahip çıkacaktı? Ancak işçiler de sahipsiz değildi; arkalarında Maden-İş Sendikası vardı. Civar fabrikalardan, Rabak’tan, Elektrometal’den işçi kardeşleri vardı. Silahtarağa emekçileri vardı. Demir Döküm’ün yiğit işçilerinin koskoca Koç’lara galip gelmesi sadece 6 gün sürmüştü.