Navigation

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Buradasınız

50. Yılında 15-16 Haziran

İşçiler yüklendikçe barikatlar yarıldı

16 Haziran 2020 - 21:55

Anadolu yakasında Ankara asfaltı üzerinde toplanan ve Otosan işçilerinin başını çektiği işçilerin önüne defalarca polis ve askerin ortak barikatı çıktı. Günün ilk büyük çatışması burada patlak vermişti. Barikatlardan birinde polis şefi megafonla “Yürüyüş eyleminiz kanunsuzdur. Fabrikalarınıza dönün” diye bağırmış işçilerden ise “Hakkımızı arıyoruz, engel olmayın, açın barikatı!” cevabını almıştı. Açmadılar, işçilere saldırdılar. İşçiler ise ellerindeki sopa ve çubuklarla polisi geri püskürtüp adeta kovaladılar. Karşılarına süngü takan askerler çıktı ama onlar da yürüyüşe engel olamadılar.


Gazeteci Atilla Özsever, o dönemde genç bir subay olarak Fenerbahçe stadı karşısında barikat kuran askeri birliğin komutanıydı. Otosan fabrikası işçileriyle karşı karşıya geldiklerinde 1. Ordu Kurmay Başkanı General Vahit Güneri’nin “ateş” emrini uygulamayan Özsever, anlatımıyla bizleri barikatın öte yanına götürüyor:


Cılız bacaklarıyla bir çocuk koşuşturuyor en önde. İşçilerin gerginliği ise besbelli! Biraz önce bir barikatı aşıp geçmişler, yeni bir engellin üstüne üstüne yürüyorlar şimdi. Önde yüzleri korteje dönük işçiler diğerlerine bir şeyler anlatıyorlar sanki. Sanki “ Dönmek yok gayrı, dağıtmayalım safları” der gibiler… Gözlerini ileriye dikmiş, devam ediyorlar yürümeye. Kalabalığın sonu görünmüyor.

İşçi grubu Üsküdar’a ulaştığında vapurların olmadığını görünce Beykoz’a doğru yürüyüşe devam ettiler. Amaçları Paşabahçe’deki ve Beykoz’daki işçileri de yürüyüşe katmaktı. Beylerbeyi Sarayı altındaki tünelin kapatılması nedeniyle bu grup geri dönmek zorunda kaldı.


Gebze, Çayırova, Tuzla, Pendik istikametinden gelen işçiler ise o gün yürüyüş güzergâhı olarak kendilerine Bağdat Caddesi’ni seçmişlerdi. Yol üstündeki tüm fabrikalar boşalıyor ve bu ırmağa akıyordu. İşçiler muazzam bir kitle halinde Kartal’a girdiler.


Bostancı güzergâhında yürüyor işçiler, az önce önlerine dikilen bir barikatı aştılar. Sanki göğüs göğse bir çarpışmadan çıkmamışlar gibi iki yana açılan kollarıyla adeta halaya durmuşlar. Bir engeli aşmanın verdiği gururla anın heyecanına kapılmışlar gülümsüyorlar. Ötelerde “Demirel İstifa” yazılı bir döviz göze çarpıyor.


Elindeki sopayı yukarı kaldıran en öndeki işçi belli ki yeni bir slogana hazırlanıyor. Sanki bir orkestra şefi gibi kitleyi yönetiyor. Yürüdükleri asfalt yol onları birazdan Kadıköy’deki sınıf kardeşlerine kavuşturacak. Yüreklerinde patronlara duydukları nefret, arkalarında ise koca bir işçi sınıfı var. 16 Haziranda Bağdat caddesinde yürüyen binlerce işçi sendikalarını kapattırmamaya kararlılar.


Cumhuriyet muhabiri Alaattin Bilgi 16 Haziranla ilgili gözlemlerini haberine şöyle yansıtıyordu: “Bu bir direniş değil eylem idi. Düpedüz bozuk düzene karşı bir işçi eylemiydi bu… Kızgın güneşin altında yaşlısı genci, kızı erkeği, tüm işçiler fabrikalardan işyerlerinden dışarı fırlamış, Türk bayrağını açarak sokağa dökülmüştü. İstanbul, İstanbul olalı böyle bir gün yaşamamıştı. Tüm caddeler ve meydanlar işçilerin ‘Demirel istifa’ ‘Bağımsız Türkiye’, ‘İşçi millet el ele’ sloganları ile çınlıyordu. Binler değil on binler akıyordu caddelerde!”

Evet İstanbul, İstanbul olalı öyle günler yaşamamıştı. İşçi sınıfının bu görkemli şahlanışını gören patronlar ya korkudan kendilerini evlerine kapattılar, ya da derhal İstanbul’u terk etmiş, kaçmışlardı.