Navigation

Buradasınız

50. Yılında 15-16 Haziran

Uyanıştan Başkaldırıya oyuncularından mesaj

18 Haziran 2020 - 00:15

15-16 Haziranında önemli bir evreye giren sınıf mücadelesi, uyanıştan başkaldırıya dönüşmüştü. Bu büyük dönüşümün grevlerde, fabrikalarda, sendikalarda ve işçi evlerinde nasıl yaşandığını UİD-DER İşçi Tiyatrosu olarak 2009 yılında sahneye taşıdık. Bugünün genç işçileri olarak bizler 1970’li yılları bizzat göremesek de, o dönemin mücadele ruhunu sahnede oynayarak yaşadık. Oyunu sergilediğimiz pek çok bölgede “Uyanıştan Başkaldırıya” adlı tiyatro oyunumuzu izlemeye gelen işçi kardeşlerimiz geçmiş sınıf mücadelesi deneyimlerinin zenginliğini, güzelliğini ve coşkusunu bir kez daha yaşadıklarını dile getirdiler. Bizler UİD-DER’li işçiler olarak 15-16 Haziranı unutmadık unutmayacağız, bu şanlı mücadele tarihini her vesileyle işçilere ulaştırmaya ve bize bırakılan bu mirasa sahip çıkmaya devam edeceğiz.


Pankartta yazan Beyazçelik Fabrikası, dönemin Arçelik Fabrikasını temsil ediyor. İşçi aileleri grevdeki işçilere dayanışma ziyareti gerçekleştiriyorlar. Aile Dayanışma Komitesi pankartı arkasında grevdeki işçilerin eşleri, çocukları, mahalleye gelen kadın işçiler ve komşuları yer alıyor. Bankın üstüne çıkan Temel isimli işçi şöyle sesleniyor ziyaretçilere ve işçilere: “Bugün daha bir mutluyuz. Niye mi? Çünkü ailelerimiz, eşlerimiz ve çocuklarımız buradalar. Kavgamıza omuz vermeye geldiler. Hoş geldiler… Artık çok daha güçlüyüz. Bu grevi kazanacağız. Buna hepimiz inanıyoruz. Maden-İş’e ve DİSK’e karşı savaş açan patronlara karşı sonuna kadar direneceğiz! İşçi sınıfı onlara gücünü gösterecek!”


Grevdeki işçiler toplanmış kendilerinden daha deneyimli bir işçinin 1928’de yaşadığı Tramvay Grevi derslerini dinliyorlar. Tahir Usta yaşadığı deneyimleri aktarırken, işçi sınıfının uykusundan uyandığını ve bunun kendisine umut verdiğini söylüyor.


Geçmiş yılların zorluklarını aktarırken Nâzım Hikmet’ten söz edince işçilerden biri “Nâzım’ı tanır mısın usta?” diye soruyor. “Tanımaz mıyım be More, tanırım tabi. O bizim, işçi sınıfımızın ozanıdır” Nâzım’dan bir şiir okuyor:

Türkiye işçi sınıfına selam
Selam yaratana!
Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selam!
Bütün yemişler dallarınızdadır.
Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir, Haklı günler, büyük günler,
Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan,
Ekmek, gül ve hürriyet günleri.
Türkiye işçi sınıfına selam!
Selam yaratana!


Tarih 15 Haziran. Eyüp ve Silahtarağa arasında bir bölge… Çeşitli fabrikalarda bir araya gelen işçiler diğer bölgelerden gelen işçi kardeşlerini bekliyorlar. Kadın işçiler yine ön saflarda yerlerini almışlar. Ellerinde pankartları ve dövizleriyle “Kahrolsun İşçi Düşmanları, Kahrolsun Kapitalistler!”, “Birleşen İşçiler Yenilmezler” diye haykırıyorlar. Öncü işçilerden biri olan Nâzım, işçi kardeşlerine sesleniyor: “İstanbul’da Gebze’de, Kocaeli’de birçok fabrikada işçiler ayakta ve bir çağlayan gibi meydanlara akıyorlar. Patronlar duysun! Heyy patronlar! Gelin de kafanıza işçi sınıfının demir yumruğu insin! Kardeşlerim, gidip onlara DİSK’i işçi sınıfının elinden almanın ne demek olduğunu gösterelim!” Ardından kadınıyla erkeğiyle bir yumruk olan işçiler diğer işçi kardeşleriyle buluşmak için Beyazıt’a doğru yürüyüşe geçiyorlar.