Navigation

“Dilenenler Değil, Direnenler Kazanacak”

Her gün önünden geçip gittiğim, oturduğum mahalledeki binalara göre gösterişli caminin duvarının dibinde, cami klimasının hortumunun suyunun damladığı kuytunun yanı başında, betonun üzerine attığı kartonun üzerinde dilenen yaşlı kadın, gelip geçenlere “Allah için, Allah için” diyerek buruşuk avucunu uzatıp duruyordu. Gelip geçenler kalabalıklaştığında “Allah razı, Allah raz, Allah ra, Alla ra” diyordu acele acele. Gelip geçenlerin kimisi cebinden, çantasından çıkarttığı metal parayı yaşlı kadının avucuna bırakıyor, kimisi de geçip gidiyordu. Fakat ne para verenler, ne de vermeyenler yaşlı kadının yüzüne, gözlerine bakmıyor, hızlıca uzaklaşıyordu. Bir müddet yaşlı kadının ve gelip geçenlerin tepkilerini gözledim. Bir insanın karnını doyurmak, kısacası yaşayabilmek için dilenmek zorunda kalmasının ne korkunç bir şey olduğunu düşündüm. Yaşlı bir kadının, küçük bir çocuğun, ihtiyar bir adamın el açıp karnını doyurmak için dilenmek zorunda kalmasının sebebinin sınıflı toplumların sonuncusu, en korkuncu, en zalimi olan kapitalist düzen olduğunu görmemek için gören kör olmak gerek!

İhtiyar biri yaşlı kadının önünden geçerken, çenesini sağa sola çevirerek, “devletümüz, hökümetümüz kimseyi aç, açığda koduğu yoh! Gaç milyon Suriyeliyi alduğ, aç, açığda komadı devletümüz. Utan, utan. Seni gören de devletümüz yoğsulu ac açığ bırakıy zanar. Ülkemizi senün gibiler irezil ediyo! Tuh sana! İrezil gadun. Zabuta yoğ mu zabıtaaa, polüs, polüüs. Acelem va şincik. Acelem olmayaydı ben sağa edeceğimi bilim ya” diye bağırarak uzaklaştı. Dönüp dönüp yaşlı kadını yiyecek gibi bakıyordu.

Yaşlı kadın, ihtiyarın arkasından el-kol hareketiyle “devtetün batsun. Senin devletün benim devletüm deel mü? Tuh sana keşiş! Kimim kimsem yoğ benüm! Bir para gelirim yoh. Belediyeye gettüm, geldüm, gettüm, geldüm. Beledüyedekü herif bağa dedüydü kü, ‘bir sen mü zanıyon yardum isteyen? Gaç bin insan yardum bekleyü sen nirden bilecen? Suranu bekleycen. Sıran geldü mü evüne eküp geleceh’ dedüydü geçen ay gettüğümde. Suram gelmedü deyip durular” diye hiddetle bağırıyordu ihtiyarın gittiği tarafa doğru.

Bu duruma tanıklık ederken zihnimde atasözleri, deyimler yarışa tutuşmuş gibi koşturuyordu. Aslında her birimiz her gün en az bir dilenen insanla karşılaşırız. Hani şu bir şeyler almak için girdiğimiz bakkal, çakkal, eczanede “sadaka belayı uzak tutar”, “sadaka ömür uzatır” türünden yazılar bulunur hep. Bu üstünde inim inim inlediğimiz sömürü dünyasının sahipleri o kadar kurnazlar ki, yoksulu yoksula aşağılatırlar, yoksul insanlar yoksulluğundan utanır, aç insanlar açlığından utanırlar. Bu sömürü düzeninin sahipleri perde arkasındaki gölge oyuncu gibi, ezip sömürdüğü, açlığa mahkûm ettiği milyonlarca insana “bak durumu senden daha kötü, hatta beter durumda olanlar var, haline şükret” diye fısıldar çaktırmadan. Hiç “yukarılara bak, zengin seni iliklerine dek sömürüyor, kanını emiyor” manasında bir atasözü, deyim duydunuz mu? Veya aynı sermaye sahipleri, Balzac’ın “her servetin arkasında bir suç vardır” sözünü duymamızı ve anlamamızı istemezler.

Sonra televizyonlarda görmekten usandığım “dilenen falanca kişinin binaları, bankada yüklü miktarda parası varmış” sözleri geldi gözlerimin önüne. Hayalimde şöyle bir manzara canlandı: Rahmi Koç güya kolunun biri yokmuş gibi, kolunu koli bandıyla vücuduna iyice sarmış, kolu omuz başından kesikmiş gibi, üst üste kirli kazaklar, yırtık pırtık, bedenine epeyce büyük birkaç mont giymiş, cami avlusunun dibinde dileniyor! Zabıtalar Rahmi Koç’u sürüklüyor, dilenci yüzünü kamyonun egzoz borusunun önünde durarak kirletmiş gibi tanınmamak için! TV kanalları çekiyor, kameramanlar yüzünü çekmek için birbirleriyle yarışıyorlar, muhabirler “kaç binanız var, bankada yüklü paran var mı?” diye sıkıştırıyorlar. Dilencinin fabrikatör Rahmi Koç olduğu anlaşılıyor! Rahmi Koç’u, Güler Sabancı’yı, Murat Ülker’i veya AKP döneminde palazlanan Ali Ağaoğlu’nu, milletin anasına söven Mehmet Cengiz’i şimdiye kadar zabıtalar yakalamadı. Mahkemeler emek hırsızlığı yaptıkları için yargılayıp derdest etmedi. Kollarına kelepçe vurup hapishaneye götürülürlerken TV kanallarının onları teşhir ettiğini gören de olmadı! Bu çürümüş ve her yanından pislik dökülen sömürücü düzen, ezilen, sömürülen milyonlar eliyle hak ettiği çöplüğe atılmadan ne açlık, ne yoksulluk, ne de dilencilik bitecek.

Bunlar zihnimde cirit atarken birden Dayanışma TV’deki videolardan birinde, direnişçi işçilerden birinin eşinin “dilenenler değil, direnenler kazanacak” sözleri geldi. “Direnenler Kazanacak” sloganını ezilenlerin ağzından sayısız kez duyduk aslında… Bu sözler toprak altındaki tohumların filiz vermesi gibi dökülüyordu işçi eşinin ağzından ve “geçmişte mücadele verildiği için biz bu haklara sahibiz. Bizim mücadelemiz de gelecek kuşaklara bir gelecek bırakmak için olmalı” diye devam ediyordu konuşmasına.

Üzerinde yaşadığımız topraklarda ise egemenler “sadaka ömür uzatır” sözlerini, sömürü düzenlerinin devamı için söylediler, söylüyorlar, söylemeye devam edecekler. Yani tablonun asıl nedeni işçilerin kendi sınıflarının tarihinden habersiz ve örgütsüz olmalarıdır.

Patronlar sınıfı “elinizdekiyle yetinin”, “isyan etmeyin”, “halinize şükredin” demeye devam ediyorlar. İşçilerin uyanıp mücadele etmesinden ölümüne korkuyorlar. Ama hakları için mücadele veren işçiler, işçi eşleri, işçi çocukları grev, direniş ve mücadele alanlarında taşıdıkları pankartlarla, kendilerinin hazırladığı dövizlerle, dillerinden dökülen mücadele azimleri ile işçi sınıfının geçmiş mücadele deneyimlerini kavrıyorlar. Mücadeleye atılan, gözünün önündeki perdeyi yırtıp atan işçiler, kendi sınıflarının tarihini, kendi sınıflarının örgütlerinden, kendi televizyonlarından öğreniyorlar. UİD-DER gibi mücadele örgütleri, Dayanışma TV, İşçi Dayanışması gibi yayınlar aracılığıyla işçi sınıfının geçmiş mücadele deneyimleri bugünün işçilerine aktarılıyor. Yani demem o ki, geç de olsa, yavaş da olsa işçi sınıfı asıl düşmanının kim olduğunu öğreniyor, öğrenecek!

25 Eylül 2016

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • 2018 ve 2019 boyunca pek çok ülkede işçiler, emekçiler sokaklara döküldüler. Çünkü işsizliğe, yoksulluğa, zamlara, pahalılığa çok öfkeliydiler. Elbette yoksul halkın iliğini kemiğini kurutan egemenlerin yolsuzluklarına da. “Yolsuzluk” yetkiyi kötüye...
  • Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir genelgeyle İçişleri Bakanlığının koronavirüs önlemlerinin geçerli olduğu süre boyunca toplu iş sözleşmelerini durdurduğunu açıkladı. Bakanlık, salgın nedeniyle toplu...
  • Sizlerin de bildiği gibi “hayat eve sığar” sözü, devlet yetkilileri tarafından bir kampanya spotu olarak kullanılmasıyla birlikte gerek sosyal medyada gerekse de başka biçimlerde insanların döne döne kullandığı bir argüman haline geldi. Bugünlerde...
  • Ben devlet hastanesinde çalışan bir sağlık işçisiyim. Yaşadığımız sorunları ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz ki son dönemlerde tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs hastalığı konuşuluyor her yerde, insanlar...
  • Koronavirüs çıktığından bu yana okullarımız tatil edildi. Bu nedenle evde zaman geçiriyorum. Okula gidemediğimizden dolayı uzaktan eğitim alıyoruz. Tabii ki bu eğitim yetersiz, okula göre daha verimsiz oluyor. Okul arkadaşlarımın birçoğunun kafası...
  • Eskiden insanlar kendisine iyi haber veren, örneğin çocuğu olduğunu söyleyen, yani müjde veren birine hediye verirdi. Verilen müjdenin küçük de olsa somut bir karşılığı vardı. Müjdeyi veren “müjdemi isterim” der, aldığı hediyeyle mutlu olurdu....
  • Son haftalarda dünyanın gündemi Covid-19 virüsü. Hemen hemen dünyanın her ülkesinde görüldü ve dünyanın başlıca gündem maddesi haline geldi. Pek çok ülke sözde Covid-19 salgını ile mücadelede çeşitli paketler ve bütçeler açıkladılar.
  • Salgınlar ve hastalıklar her sektörden işçiyi tehdit ettiği gibi denizcilik sektöründe çalışan işçileri de tehdit ediyor. Gerek gemilerde çalışan işçiler olsun gerekse de tersanelerde çalışan işçiler olsun ölümlere rağmen hâlâ kötü koşullarda...
  • Merhaba dostlar, ben İstanbul Havalimanında uçak temizliğinde çalışan genç bir işçiyim. Geçtiğimiz haftalarda koronavirüs adlı yeni tip virüsün yüzü aşkın sayıda ülkede görüldükten sonra Türkiye’ye de geldiği duyuruldu. Virüs nedeniyle market ve...
  • 1. İşçi sağlığı ve güvenliği önlemleri tüm işyerlerinde derhal ve eksiksiz alınsın! İşçilere, gerekli önlemlerin alınıp alınmadığını denetleme yetkisi verilsin! Önlemleri almayan işyerlerine ağır cezalar getirilsin!
    2. İşten atmalar...
  • Sermaye sınıfı, ekonomik krizin faturasını koronavirüsü bahane ederek işçilere kesiyor. Dünya genelinde şu ana kadar kaç milyon işçinin işten atıldığı henüz netleşmiş değil. Ama sömürücü kapitalistler, işçileri milyonlar halinde işsizliğe ve açlığa...
  • Tüm dünyanın gündemine hızla giren ve küresel salgın ilan edilen Covid-19 hastalığı egemenlerin yarattığı sis perdesi altında yayılıyor. Tüm dünyada egemenler işçileri, emekçileri evlerine hapsederken koronavirüs salgınını bir fırsata dönüştürüp...
  • Hepimizin bildiği gibi yeni tip koronavirüs (Covid-19) ile ilgili sosyal medyada, televizyonlarda bulamaç halinde, kafa karıştırıcı yorumlar yapılırken sağlık işçilerinin adı tek bir satırda “minnet duyuyoruz” şeklinde geçiyor. Sizlere bu mektubu...