Navigation

Buradasınız

Ezilenlerin ve İşçi Sınıfının Mücadele Tarihi Yol Gösteriyor:

Ne Umutsuzluk Ne Karamsarlık!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 102
Sayısı milyarları bulan işçi ve emekçiler karşısında bir avuç egemen, işçiler için ümitsizlik, kölece çalışma, kan ve gözyaşından başka bir şey sunmayan bu köhnemiş düzeni ayakta tutabiliyor. Peki, bunu nasıl başarıyorlar? Gerçekten düzenleri çok güçlü olduğu için mi? Yoksa milyarlarca işçi ve emekçi bu düzenin değişmesinin mümkün olmadığını düşündüğü için mi?

Bugün gündelik hayatın hayhuyunu, basit telaşlarını bir kenara bırakıp etrafına bakan bir işçi, nasıl bir dünya manzarası görür? Bir yanda kendisi gibi “ekmek aslanın ağzında” diyerek ömrünün büyük bölümünü tükenircesine çalışarak geçiren insanlar var. Bu insanlar aşırı çalışma, geçim derdi, bitip tükenmeyen borçlar, iş kazaları, meslek hastalıkları gibi pek çok sorunla boğuşmak zorundalar. Öte yanda zenginlik içinde yüzenler var. Bu insanlarınsa bir dedikleri iki olmuyor, başkalarının sırtına binip dünyanın tüm nimetlerini hoyratça tüketiyorlar.

İşte bu nedenle bir yanda milyarlarca insanın temel ihtiyacını karşılamaya yetecek kadar gıda, giyim kuşam, araç gereç, ev bark varken, öte yanda her yerde açlar, evsizler, çıplak ayaklı çocuklar var. Bu güzelim, yaşanası dünyayı yakıp yıkan savaşlar, felâketler var. Ortadoğu’yu alev alev yakan, kadın çocuk, genç yaşlı demeden öldüren, sakatlayan, yalnız ve yetim bırakan çıkar savaşları var. Çocuklarını ve canlarını korumak için savaşlardan kaçıp başka ülkelere sığınan Suriyeli mülteciler var. Krizler, darbeler, OHAL ve kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) kitlesel işten atmalar var. Kadın cinayetleri, artan suç oranları, şiddet, uyuşturucu kullanımı, bunalım içinde debelenen bir gençlik ve her cinsten rezillikler var.

Bu korkunç tabloyu yaratan şey, insanın insanı sömürmesine yol açan, paranın egemenliğine dayalı kapitalist sistemdir. Bu, elbette karanlık ve insana ümitsizlik veren bir tablo.

Bu satırları okuyan pek çok işçi “Hayatın gerçeği bu, dünya hep böyle bir yerdi, hiçbir zaman tüm insanlar için adalet ve mutluluk olmadı. Böyle gelmiş, böyle gider!” diyecek ve konu üzerinde daha fazla düşünmek istemeyecektir. Bu tutumuyla tam da dünyayı bu hale getiren egemenlerin ekmeğine yağ sürdüğünün farkına bile varmayacaktır.

Tarihe mücadeleci işçilerin gözüyle bakanlar, yaşananları tüm açıklığıyla kavrar ve ümitsiz olmaya gerek olmadığını derinden hissederler. Sömürü düzeninin sarsılmaz, yıkılmaz olmadığını görür ve anlarlar.

Bir düşünelim: Dünyanın bu halinden mutlu olanlar kimler? Elbette bunun ceremesini çeken işçiler ve yoksul emekçiler değil, zenginler ve egemenler. Peki, kim bu egemenler? Bir bütün olarak patronlar sınıfı ve onun hizmetindeki devletler ve hükümetler. Yani tekeller, şirketler, bankalar, bu düzen sürsün diye çabalayan ve hep patronların yanında olan silahlı güçler, yüksek yargı, medya araçları, devletin otoritesini sağlayan tüm kurumlar, Meclisteki bakanlar, milletvekilleri ve daha niceleri bu egemen sınıfın parçası ve hizmetkârıdırlar.

Nereden bakarsak bakalım sayısı milyarları bulan işçi ve emekçiler karşısında bu düzenin egemenleri gene de bir avuç insandır. Ama biz işçiler için ümitsizlik, kölece çalışma, kan ve gözyaşından başka bir şey sunmayan bu köhnemiş düzeni ayakta tutabiliyorlar. Peki, bunu nasıl başarıyorlar? Gerçekten düzenleri çok güçlü olduğu için mi? Yoksa bu düzenden hiçbir çıkarı olmadığı halde biz milyarlarca işçi ve emekçi bu düzenin değişmesinin mümkün olmadığını düşündüğümüz için mi?

Üzerinden 2 bin yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen unutulmayan ve ezilen insanlığa ümit vermeye devam eden köle isyanlarını, Spartaküs’ü hatırlayalım. Kölelerin en ağır şekilde çalıştırıldıkları, eziyet görüp aşağılandıkları, insan yerine konulmadıkları o dönemde, Spartaküs köleleri birleştirdi ve Romalı efendilere karşı savaşmalarını sağladı. Acaba Spartaküs, kölelerin de insan olduğuna, insanların tümünün eşit ve özgür olabileceğine dair düşüncelerini, daha iyi bir gelecek hayalini ilk kez başka bir köle ile paylaştığında nasıl bir cevap aldı? Büyük olasılıkla Spartaküs de “bunlar bir yığın saçmalık ve efendiler duyarsa yersin kırbacı, hem zaten böyle gelmiş böyle gider” sözlerini çok duymuştur. Ama Spartaküs 120 bin köleyle birlikte eli kırbaçlı zalim egemenlere karşı savaştı ve bunun mümkün olduğunu gösterdi. Bu büyük köle isyanı zalim bir düzene karşı başkaldırmanın sadece mümkün değil aynı zamanda farz olduğunu da gösterdi.

Bugünün insanının daha yakından bildiği ve kolay hatırlayabileceği 1930’lu yılların Almanya’sına bakalım. O günün egemenleri, faşistleri, Hitlerleri o kadar güçlü görünüyordu ki, kurdukları düzen o kadar sarsılmaz görünüyordu ki, tüm dünyanın üzerine karabasan çökmüş gibiydi. Hitler faşizmi emekçi halklara ve işçilere kan kusturdu. Hitler Almanya’sının başlattığı İkinci Dünya Savaşı sonunda 70 milyon insan öldü. Faşizm de savaş da hiç bitmeyecekmiş gibi görünüyordu. Acı ve karamsarlık bir an bile hafiflemiyordu. Peki, sonra ne oldu? Sarsılmaz Hitler ve Almanya yenildi. Tarih, zalimlerin zaferlerinin, ezilenlerin yenilgisinin kalıcı olmadığını gösterdi. Hitler intihar etti, faşizm ve ırkçılık lanetlendi.

Türkiye’de de benzer örnekler çoktur. 12 Eylül faşist askeri darbesi ve ardından gelen karanlık dönem işçi sınıfının tüm örgütlülüklerini dağıttı. Baskı ve korkuyu toplumun iliklerine kadar aşıladı. Demokratik ve sendikal hakların kırıntısını bile bırakmadı. İşçi sınıfının bilincini on yıllarca geriye savurdu. Dayanışmasını yok etti. Ama tarih durduğu yerde durmadı. Netaş işçileri, 1989 Baharında yüz binlerce işçi, Zonguldak madencileri 12 Eylül faşizminin yarattığı karanlığa rağmen mücadeleye atıldılar, umut oldular.

Tarihe mücadeleci işçilerin gözüyle bakanlar, yaşananları tüm açıklığıyla kavrar ve ümitsiz olmaya gerek olmadığını derinden hissederler. Sömürü düzeninin sarsılmaz, yıkılmaz olmadığını görür ve anlarlar. İçinden geçtiğimiz dönem ne kadar karanlık olursa olsun bugünlerin geçeceğini ve işçi sınıfının, emekçilerin yeniden ayağa dikileceğini bilirler. Buna tarih bilinci deniyor. Tarih bilinci olanlar iyimserliklerini asla kaybetmezler. İşte bu yüzden bizler iyimseriz.

İnsanlığın yürüyüşü sürüp giderken, daha güzele doğru ilerleyebilmek için örgütlü, bilinçli olmak ve mücadele etmek gerekir. Spartaküs ayaklanmasından Türkiye’de işçilerin 1970’li yıllardaki örgütlü mücadelesine kadar ezilenlerin tarihinin işaret ettiği ders budur: Ne umutsuzluk ne karamsarlık, örgütlü mücadele!

24 Eylül 2016

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Hollywood filmlerine taş çıkartan senaryolarla küresel bir tantananın kopartıldığı, muazzam bir ikiyüzlülüğün sergilendiği günlerden geçiyoruz. Her gün yeni sayılar açıklanarak koronavirüs salgınının nasıl da hızlı yayıldığı ilan ediliyor, panik...
  • Dünyanın dört bir yanında koronavirüs salgını bahanesiyle patronlar sınıfı toplu işten atmalara başladı. Daha şimdiden dünya genelinde 20 milyonun üzerinde işçi işsiz kaldı. Henüz işten atılmayanlar ise ya ücretsiz izne çıkarılıyor ya da esnek...
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz Bize Yeteriz” adıyla başlattığı bağış kampanyası “hayırsever” patronlar ve siyasetçiler tarafından büyük destek gördü! Açılışı yedi aylık maaşını bağışlayarak bizzat Cumhurbaşkanı yaptı. Hemen ardından MHP Genel Başkanı...
  • Son günlerde gündemde olan tek bir konu var, o da koronavirüs. Belli ki bu virüs daha uzun süre gündemde olmaya devam edecek. Hal böyle olunca fabrikalarda, işyerlerinde, evlerde sadece bu konu konuşuluyor. Toplumun büyük bir çoğunluğu adeta...
  • Malum koronavirüs salgını hayatımızın her alanını sarmış durumda. Bu virüsün fiziksel açıdan vereceği zarardan ziyade psikolojik ve ideolojik açıdan zararlarına, saldırılar ve hak gaspları için bahane edilmesine dikkat etmeliyiz. Patronlar sınıfının...
  • Merhaba dostlar! Son zamanlarda koronavirüs sebebiyle biz işçi sınıfı ve emekçi çocukları olarak zor dönemlerden geçiyoruz. Haftalardır süren salgın haberleri, açıklamalar, sosyal medya paylaşımları insanları içinden çıkması hayli zor bir korku ve...
  • “Sakin ol şampiyon, evdeyim!” Bu lafı sosyal medyadan duymuşuzdur muhakkak. Zengin muktedir, tuzu kuru bir emek sömürücüsü, bir takipçisi “neden dışarıdasınız?” deyince böyle bir yanıt verdi. Yalısının boğaz manzaralı bahçesinde spor yapıyordu. Ne...
  • Sermaye sınıfı, ekonomik krizin üzerini örtmek ve faturayı işçi sınıfına kesmek için muazzam bir bahane keşfetmiş durumda: Koronavirüs salgını! Yıllardır bağıra çağıra geliyorum diyen ekonomik kriz, daha öncekileri adeta mumla aratırcasına sonunda...
  • Türkiye’de koronavirüsün tespit edilmesinin üzerinden iki haftadan fazlaca bir zaman geçti. Bu süre zarfında, televizyon ekranlarından sürecin açık ve şeffaf bir şekilde yürütüldüğü, tüm bilgilendirmelerin yapıldığı, önlemlerin alındığı ileri...
  • Geçtiğimiz günlerde patron bize “virüsten dolayı işlerin çok düştüğü” gerekçesiyle ücretsiz izin kâğıtları imzalattı. Sonrasında bir kısmımızı ücretsiz izinde olmamıza rağmen parasını ödeyeceğini iddia ederek 10 gün daha çalıştırdı. Aynı zamanda çok...
  • Geçen günlerde yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de işçilerin yaklaşık yüzde 70’i işini kaybetme korkusuyla yaşıyor. Nasıl yaşamasın? Daha şimdiden birçok işyeri işçileri işten çıkardı. Çıkarmaya da devam ediyorlar. Fakat bu kargaşanın içinde...
  • Her gün, her tarafta karşımıza 14 madde çıkıyor. Sağlık Bakanlığı tarafından ilan edilen bu maddelerin bizi koronavirüsten koruyacağı söyleniyor, işyerlerinden billboardlara, TV’lerden cep telefonlarına gelen mesajlara kadar bu maddeler tekrar...
  • Ben yaklaşık 10 yıldır çeşitli sektörlerde çalışan bir işçiyim. Uzun zamandır İşçi Dayanışması bültenini okuyorum, orada ortaklaştırdığımız deneyimlerden nasibimi alıyorum ve arkadaşlarımla bu deneyimleri paylaşıyorum. Bu mektup ile de sizlere ilk...