Navigation

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Buradasınız

İşçiler Devrim Yaptı, Ayaklar Baş Oldu

İşçi demokrasisinin organları: Sovyetler

7 Kasım 2020 - 19:30

1905 yılının Ekim ayında başlayan genel grev dalgası, tüm Rusya’yı içine almıştı. Çarlık hükümeti grevleri ezmeye, işçilerin taleplerini yok saymaya çalışıyordu. İşçi sınıfı ve yoksul köylülük ayağa kalkmıştı; ülkeyi saran grev dalgasını yönetecek, işçileri birleştirip öncülük edecek, ekonomik ve demokratik taleplere sahip çıkacak merkezi bir örgütlenmeye ihtiyaç vardı. İşte sovyetler tam da bu anda ortaya çıktı; derhal Çarlık ve burjuva yönetimi karşısında alternatif bir hükümet ve iktidar biçimine büründü. Sovyet, işçilerin işyerlerinden seçtikleri temsilcilerin fabrika, mahalle, ilçe ve il düzeyinde bir araya gelerek oluşturdukları işçi meclisiydi. Yani doğrudan demokrasi demekti sovyet, işçilerin söz söylediği kürsüsü ve kararlar aldığı biricik mücadele organıydı.

2-_sovyetler.jpg

Fabrikalardan, askeri birliklerden, mahallelerden, köylerden emekçilerin seçip gönderdiği sovyet delegeleri…

Oldukça önemliydi sovyetler... Yalnızca Rusya’da o zamana kadar görülen en büyük işçi örgütlenmesi olduğundan değil! Moskova, Odesa, Kazan ve diğer kentlere model teşkil ettiğinden de değil! Her şeyden önce, tamamen işçi sınıfının damgasını taşıyan bu örgütlenmeydi, devrimin çocuğuydu! Sovyet bütün olayların ekseniydi, her fikir akımı ona yönelmiş; her eylem çağrısı ondan fışkırmıştı. 1905 Devriminde olduğu gibi 1917 Şubat ve Ekim Devrimlerinde de başrol onun olacaktı.

UİD-DER’li işçilerden mesajlar: Sömürüsüz dünyanın yolunu gösterenlere selam olsun!

Amerikalı emekçiler “nefes alamıyoruz” diyerek meydanlara çıktılar. Siyah bir emekçinin polis tarafından boğularak katledilmesi, adeta kapitalizmin emekçileri nasıl da nefessiz bıraktığının sembolüdür. Yoksulluk, işsizlik, ırkçılık, emperyalist savaşlar, kölece çalışma koşulları ve artan baskılar biz işçileri nefessiz bırakıyor. İşçi sınıfını, emekçileri nefessiz bırakan düzenlerini sürdürmek isteyen egemenler aslında bir o kadar da korkuyorlar. İşçi sınıfının ve emekçilerin öfkesinden korkuyorlar. Bu öfkenin nasıl bir şey olduğunu sınıf mücadeleleri tarihinden iyi biliyorlar. Emperyalist savaşın yine milyonların canını aldığı, işsizliğin, yoksulluğun, baskıların olduğu I. Dünya Savaşı yıllarında işçi sınıfının bu zulme cevabı “bizler üretiyorsak bizler yönetmeliyiz” oldu. Dünyanın birçok ülkesinde emekçiler bu koşullara isyan etmişlerdi. Rusya gibi milyonların açlık çektiği, emperyalist savaşlarda katledildiği bir ülkede işçiler iktidarı ele geçirdiler ve patronları nefessiz bıraktılar. Kendileri özgürce nefes alabildiler. Dünyanın pek çok yerinde milyonlarca işçiye örnek oldular, ilham verdiler. İşçi sınıfı patronların düzenini yıkabilecek güce ulaştığını gösterdi. Bugün de bizlere örnek oluyorlar, ilham veriyorlar. İşçilerin devrimi milyonlarca insanın ölümüne sebep olan emperyalist savaşı bitirdi. Ekim Devriminin derslerini ve tarihte açtığı yolu iyi bilmeliyiz ve bu yolda mücadele etmeliyiz. Çünkü bu yolun sonunda milyarlar nefes alacaklar ve sömürüsüz bir dünyada yaşayabilecekler. Yaşasın Ekim Devrimi!

İstanbul’dan bir grup kargo işçisi

ANA, Maksim Gorki

“Bizim için milletler arasında ayrı gayrı yok.” 1907 yılında yayınlanan ve o günden bugüne mücadeleci işçilerin başucu kitabı olan bu roman, dönemin Rusya’sını pek çok yönüyle anlatan, insanı o günlere götüren bir yapıttır. Pavel isimli mücadeleci bir işçinin ve anasının yaşamına odaklanan kitap, onların mücadele içindeki dönüşümünü okuyucunun adeta yüreğine işler.

Kitapta oğlunun mücadele arkadaşlarıyla yaptığı toplantıları kenarda sessizce izleyen Pelageya (Pavel’in annesi) farkında olmadan çok şey öğrenmektedir. İçten içe oğlunun yaşamını adadığı mücadeleye bir adım daha yaklaşmaktadır. Yine böyle bir toplantıda dayanamaz ve şöyle konuşur; “Ne garip adamlarsınız! Sizin için herkes arkadaş… Ermeniler de, Yahudiler de, Avusturyalılar da… Bütün insanlar için üzülür ve sevinirsiniz!” Buna karşılık aldığı yanıt çarpıcıdır, işçi sınıfının mücadelesinin uluslararası olduğu gerçeğini hatırlatır: “Bizim için milletler arasında ayrı gayrı yok. Yalnızca arkadaşlar var ya da kardeşlik istemeyen düşmanlar. Hepimiz aynı ananın, aynı düşüncenin, tüm insanların kardeşliği fikrinin evlatlarıyız.”