Navigation

Buradasınız

Elma Hadisesi

Şimdi “neyin nesidir bu elma hadisesi” demeyin, biraz sabredin. Ben hadiseyi birkaç kez dinleyip artık tüm ayrıntılarını bildiğimden size öncelikli tavsiyem şudur: Aman haaa… elma deyip geçmeyin. Elmayı ve kıymetini anlamayan hiçbir şeyi anlayamaz, elmasının kıymetini bilmeyenler de her şeyini kaybetmeye mahkûmdur. Bu kadar iddialı yazıyorum ve bu görüşümde de ısrarlıyım. Hâlbuki büyük resmin ne olduğudur esas mühim olan. Ama vesile olan şey basit bir elma olunca çoğu insan pek ciddiye almaz “bir elmadan da olay çıkaracak halimiz yok ya” denir, geçilir. Ayrıca işçi sınıfı, sınıf bilinci gibi konularla elmanın ne alakası var diye de düşünülebilir; fakat bu öyle basite alınacak bir elma hadisesi değil. Pazardan aldığın, suyunu içtiğin, kahvede ısmarladığın elmaya veya teknoloji markası olan apple ile hiç ilgili değil. Bizim konumuz olan elmalar sıradan, belki biraz eciş bücüş, yarısı yeşile, bir tarafı kızarmaya yüz tutmuş alelade elmalardır.

“Mesele sadece elmanın yerine portakal gelmesi değil, elmanın gelmemesi veya geç gelecek olması da değil, hatta mesele elma değil. Bugün bize sormadan elmayı değiştirmeye cüret edenler yarın kim bilir neleri değiştirmeye niyet ederler. Bak kardeşim bu patron milletinin ipini sağlam tutacaksın ki ipinden kopmasın. İp bir koptu mu bunların yapacaklarının ucu bucağı yoktur.”

Çoğunuz gibi ben de bir işçi çocuğuyum. Babamlar hep anlatırlar biz dinlerdik, hayat benim ve ailem için de çok zor olmuş. Köylerden kopup şehre gelen ve o zorlu yıllar boyunca bilmedikleri şehrin karma karışık usulleri, çilesi ve cefası içinde ayakta durmaya çalışmışlar. Tabiri caiz ise hayata tırnaklarıyla tutunmuşlar. Kendilerinin söylediğine göre şehre geldiklerinde ne elde avuçta bir şey varmış ne de bir iş bilgisi; bir tek namuslu, gururlu ve mert olmakmış bildikleri. Şimdilerde pek kimsenin aldırış etmediği bu vasıflar o zamanlar en mühim vasıflarmış. Her ne kadar bazı konularda eksikli olduklarını söyleseler de bir kere söz verildi mi sözünü tutan, sır verildi mi sırrını tutan, birlikten kuvvet doğar lafının hakkının verildiği yıllarmış o yıllar. Bilindiği gibi o zamanlarda gurbet ellerde, derme çatma evlerde yaşamak bizimkiler gibi yüz binlerce emekçinin kaderi olmuş. Tüm o cefalı yıllar bugünkü kuşakların kafasında ne olarak canlanıyor bilmiyorum. Fakat bence nereden ve nasıl geldiğimizi, hangi yollardan geçtiğimizi, kim olduğumuzu aklımızdan asla çıkarmamalıyız. Bunları öğrenmek, deneyimleri, hatıraları ve en önemlisi o eşsiz dayanışmayı bugünlere taşımak çok önemli. Sonuç olarak birçokları gibi bizimkiler de şehirde işçi olmuşlar.

En son ziyaretlerine gittiğimde şimdi yaşları 70’lerini geçmiş olan annem ve babamla yemek sofrasındaydık, konu bir anda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın patronlarla yaptığı toplantıda “biz OHAL’i grevleri yasaklamak için kullanıyoruz” demesine geldi. Bu ifade emekli metal işçisi babamın canını fena halde sıkmıştı, hatta yerinde duramıyor, burnundan soluyordu. Bizim elma hadisesi de burada açılmış oldu. Babam kaç zamandır bu OHAL ve grev yasağını kahvedekilerle, komşular ve akrabalarla tartışmış. Dediğim gibi babamın her zaman çeşitli anıları olurdu, fakat bunları ilk zamanlar dinlediğimde doğru anlayamamıştım. Konular sabit: İşçilik, fabrika, direniş, grev, sendika vs. O günlerin konusu açılıp da babam anlatmaya başladığında önceleri pek anlamadığım yalnızca hissettiğim tuhaf bir gurur ve emin olma hali olurdu ifadelerinde, tavırlarında. Gözleri bazen hafifçe ıslanır, bazen hırslanır, biz yeni kuşakları ve bugünü küçümser, aksileşir, “bu zamanın insanı boş” derdi, kızar bağırırdı. Babam yetmezmiş gibi annem de anlatılanlara hatırladıklarını ekleyip sanki bizler başka bir gezegende doğmuşuz, dünya dışında yaşıyormuşuz gibi konular açıldıkça açılırdı. Sonra ara ara bize bakıp gülerlerdi. Tüm bu anlatılanlar her şeyden çok işçilerin grevleri, direnişleri, patronların enselerinde nasıl boza pişirdikleri, işçilerin aralarındaki dayanışma, kardeşlik, ne kadar gururlu ve inatçı oldukları ile ilgiliydi.

İşte böylece elma hadisesine gelmiş olduk. Ailemi ziyaret etmiştim, yemek sırasında bir sohbet başladı. Babamdan önceleri de birkaç kez dinlediğim bir mevzu tekrar gündeme geldi. Sanki o günü yaşıyormuşçasına hırsla, bazen bağırarak, gözleri parlayarak anlatıyordu… Olay 1970’li yıllarda fabrikada çalışırken başlarından geçmiş.

BABAM: O zamanlar gençtim, lafımızı bir kere söylerdik, söz ağızdan çıkar ve o iş tamam olurdu. Yemeği yemiştik yani saat öğleni geçmişti, işbaşındaydık. Dışarıdan bazı sesler geliyordu, bir arkadaş koşarak yanımıza geldi “karşı fabrikanın işçileri iş durdurmuş, sonra da yolu kesmişler” dedi. Biz de hemen içeride irtibatlandık. Durumu kendi gözleriyle görmesi ve bize bilgi getirmesi için birkaç kişiyi arka taraftan E5’in kenarına gönderdik. Arkadaşlar dönünce anlattılar. Hakikatten yolu kapamışlar ve işçiler fena öfkelilermiş. Durumu öğrenince fabrikamızdaki işçilerle organize olduk, işi bırakıp doğru arkadaşların yanına gittik. Biz oraya vardığımızda başka fabrikalardan da işçiler geliyordu. Başlarda olayın ne olduğunu tam bilmiyorduk. O zamanlar işçi bir şey yaptığında diğer işçiler polismiş, yasaymış, ıvırmış, zıvırmış takmazlardı, vururdu yumruğu, alırdı alacağını!

Sorduk işçilere “hayırdır, niye iş durdurdunuz, yolu niye kapattınız” diye. Bu sıra işçiler öfkeden bir şey anlatamıyor, burunlarından soluyorlardı. Hep bir ağızdan bağıra çağıra “nasıl olur da böyle bir şey yapar, ne sanıyorlar bizi, yedirir miyiz hakkımızı, bunun hesabını soracağız” diyorlardı. Baktık öfke devam ediyor kenara çekildik onlarla beklemeye devam ettik. Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum ama hâlâ meselenin ne olduğunu öğrenememiştik. Baya bir süre arkadaşlarla biz de yolda bekledik. Zaten birbirimize herhangi bir yabancılığımız yoktu, onlar işçi biz işçi, yani davamız ortaktı. Bir süre sonra baştakilerden birinin yanına vardık, meselenin önünü arkasını öğrenmek istediğimizi söyledik. Bu sıra civardaki fabrikalardan işçiler de toplanmış 1500-2000 kişiydik.

Hadise şuymuş: Patron o günkü yemek listesinde işçilere haber vermeden, kafasına göre değişiklik yapmış. Daha doğrusu o günkü yemekte meyve olarak listede olan elma yerine portakal getirtmiş. Evet, ikisi de meyve olan bildiğiniz elma yerine bildiğiniz portakalı getirtmiş. Yemeğe çıkan işçiler listede olması gereken kırmızı elmayı değil de sarı portakalı görünce çıngarı koparmışlar. Hemen toplaşmışlar, karar almışlar “ya elma hemen gelecek ya da bugün iş yok!” demişler. Patron telaş içinde oraya buraya telefon etmiş, ha şimdi ha birazdan derken elmanın gelişi gecikince işçiler işi durdurmuşlar, bununla da yetinmeyip fabrikadan çıkıp E5’i de trafiğe kapatmışlar. Patron yalvar yakar işçilere işbaşı yapmalarını rica etmiş, bakmış olacak gibi değil “tamam bugün çalışmayın ama bari E5’i trafiğe açın” demiş. Ama işçilerin gözü patronu görecek durumda değilmiş. Fabrikada sözü geçen ve babamlarla konuşan işçi beraberce duvarın kenarına geçmişler ve kendisi durumu şöyle özetlemiş: “Kardeş, mesele sadece elmanın yerine portakal gelmesi değil, elmanın gelmemesi veya geç gelecek olması da değil, hatta mesele elma değil” demiş. Devam etmiş: “Bugün bize sormadan elmayı değiştirmeye cüret edenler yarın kim bilir neleri değiştirmeye niyet ederler. Bak kardeşim bu patron milletinin ipini sağlam tutacaksın ki ipinden kopmasın. İp bir koptu mu bunların yapacaklarının ucu bucağı yoktur.”

İşin aslını böylece tam öğrenince biraz gülümsedim “vay be” dedim, sevindim. Babam yüzüme baktı, biraz durakladı ve biraz önceki tonda devam etti; “bitmedi, söyleyeceklerimin devamı var” dedi ve ekledi: “Bizim zamanlardan sonra her şey çok geriledi, hele şimdilerde bir de sarı öküz hikâyesi çıkmış. Bebeler (acemi işçilere denirmiş) kahvede birbirine bunu anlatıp duruyor, neymiş sarı öküzü vermeyecekmişsin! Bizim zamanımızda biz ipi daha elmadayken sıkı tuttuk. Sonrakiler gevşedi ve işler işçi çıkarma noktasına kadar geriledi. Bugün adamlar grevleri yasaklıyorlar, bu da yetmezmiş gibi bunu televizyondan açık açık söyleyebiliyorlar. Demek ki karşılarında bir işçi görmüyorlar, ondan coşup böyle konuşuyorlar. Bizim zamanlarda bir laf vardı: İşçinin sopası, “adam” edilmesi gerekenlerin tımarlanmasıdır. Tımarlayacaksın ki işçinin gücünü dibine kadar anlasın. Patronun, siyasetçisinin ipini koyuverirsen grevi de yasaklar, gün gelir sendikayı da yasaklar!”

Bunu da ekledikten sonra ben babamın ayaktaki haline dikkatle baktım. Hareketleri biraz yavaşlamış, o günleri yaşıyordu. Düşündüm, kelime kelime anlattıkları aklımda canlandı, hatta o günü yaşadım dahi diyebilirim. Sonra gözümü kırpmış olmalıyım ki babam bana “anladın mı” dedi, ben bir şey demeden dışarı çıktı…

Sevgili arkadaşlar, babamın meselesini sizlere aktarabildim mi emin olamadım. Umarım ailemin anıları bana olduğu gibi sizlere de iyi bir ders olmuştur. Hey gidi elma hey... Bir elma hadisesinden başladık bakın nerden nereye vardık. Bugün, grevlerin fırsattan istifade yasaklandığı günlerden geçiyoruz. Elmadan sonra ne çok şey değişmiş değil mi?

3 Ağustos 2017

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...

UİD-DER Aylık Bülteni