Navigation

Buradasınız

Kale Kayış İşçisi Yalnız Değildir!

İstanbul Silivri’de bulunan Kale Kayış fabrikası işçileri, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınması, sendikalaşma nedeniyle yaşanan baskıların sonlandırılması talepleriyle direniyorlar. Mart ayının başından itibaren direnişte olan işçiler, geçtiğimiz gün patronun ve adamlarının fiziki saldırısına uğradı. Kale Kayış patronu, oğlu ve fabrika yöneticilerinin doğrudan gerçekleştirdiği saldırı sonucu direnişçi işçilerin yanı sıra işçi eşleri ve hatta bebekler dahi darp edildi.

İstanbul Silivri’de bulunan Kale Kayış fabrikası işçileri, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınması, sendikalaşma nedeniyle yaşanan baskıların sonlandırılması talepleriyle direniyorlar. Mart ayının başından itibaren direnişte olan işçiler, geçtiğimiz gün patronun ve adamlarının fiziki saldırısına uğradı. Kale Kayış patronu, oğlu ve fabrika yöneticilerinin doğrudan gerçekleştirdiği saldırı sonucu direnişçi işçilerin yanı sıra işçi eşleri ve hatta bebekler dahi darp edildi.

Direnişçi işçilerin aktarımlarına göre şirket patronlarının 20 Mayısta çalışan işçilerle bir restoranda düzenlediği iftar programına direnişçi işçi eşleri tesadüfen denk geldi. Süreci konuşmak, taleplerini bir kez daha iletmek isteyen kadınların teklifi, patron tarafından kabul edildi. Patronun “iftar bitsin eşlerinizi alın gelin, konuşalım” demesi üzerine de Kale Kayış direnişçilerinden 2’si restorana geldi. Restoranın kamerasız bir odasında yapılan görüşme sırasında direnişçi işçilerle alaycı bir şekilde konuşan, hakaret eden ve tehditler savuran Kale Kayış patronu, oğlu ve adamlarıyla birlikte ailelere saldırdı. Eşleriyle beraber iki direnişçi işçi ve aralarında 6 aylık bir bebeğin de bulunduğu çocuklar darp edildi. Kale Kayış işçileri, aşağıda bulunan sivil polislerden yardım istediklerini fakat polislerin asıl suçluları değil kendilerini yaka paça dışarı çıkarmaya çalıştığını, bu sırada da patron ve adamlarının saldırılarının devam ettiğini belirtiyorlar. Kendi imkânlarıyla hastaneye giden işçiler ve aileleri, darp raporu aldı ve patrondan şikâyetçi oldu.

Saldırı Protesto Edildi

Kale Kayış direnişçileri, sendikaları Petrol-İş ile birlikte saldırıyı protesto etmek için 21 Mayısta Silivri’de bulunan Atatürk Heykel Meydanı’nda bir eylem gerçekleştirdi. Petrol-İş Sendikası Genel Merkez Yöneticisi Turgut Düşova’nın, çeşitli işyerlerinden petrokimya işçilerinin, işçi ailelerinin ve demokratik kitle örgütlerinin katıldığı eylemde, direnişçilerin yalnız olmadığı ve yapılan saldırının hesabını işçi sınıfının mücadelesinin er ya da geç soracağı vurgulandı.

Eylemde konuşan Petrol-İş Sendikası Trakya Şube Başkanı Ercan Yavuz; Kale Kayış işçilerinin onurlu bir mücadele verdiğini belirtti, sendikalarının hiçbir saldırıya boyun eğmeyen işçilerin daima yanında olduğunu ifade etti. İşçi ailelerinin darp edilmesini asla kabul etmeyeceklerini ve affetmeyeceklerini belirten Yavuz, patrona hitaben “sermayen olabilir ama sen insan olamamışsın” dedi.

Petrol-İş Genel Merkez Yöneticisi Turgut Düşova ise patronun doymak bilmediğine ve çeşitli suçlar işlediğine vurgu yaptı. İş güvenliği önlemlerini almayarak işçilerin ölümüne, sakat kalmasına sebebiyet veren, kayıt dışı işçi çalıştırarak vergi kaçıran Kale Kayış patronunun sendikalaşma hakkını engelleyerek ve işçileri darp ederek de suç işlediğini dile getirdi. “Kale Kayış patronu kimden güç alıyor, kimden destek alıyor?” diye soran Düşova, müracaat ettikleri yetkili kurumların şikâyetlerine kulaklarını tıkadığını belirtti. İşçilere ve ailelere yönelik saldırıya ilişkin “artık sözün bittiği yerdeyiz” diyen Düşova, Petrol-İş sendikasının 40 bin işçisiyle ayakta ve Kale Kayış işçilerinin yanında olduğunu söyledi.

İşçileri darp ederken odanın kapısını kilitleyen ve “tüm servetimi harcayıp sizi mahvedeceğim, burada barındırmayacağım” diyen Kale Kayış patronunun pervasızlığı ve saldırısı sermayenin dininin, imanının, vicdanının olmadığını bir kez daha gösterdi. Bu saldırı aynı zamanda işçilerin birliğinden ve örgütlenmesinden patronların ne kadar korktuğunun da bir kanıtıdır. Korksunlar! Bu devran böyle gitmez, sömürü ve zulüm sonsuza dek hüküm sürmez! Güvenlik önlemlerini almayarak işçileri ölüme mahkûm edenlerden, alın terimizi sömürenlerden, işçi ailelerine ve hatta çocuklarına dahi saldırmaya cüret edenlerden hesabı işçi sınıfı er ya da geç soracaktır. Hakları ve onuru için mücadele eden Kale Kayış işçisi yalnız değildir.

22 Mayıs 2019

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Bursa erken sanayileşen kentlerden biriydi. Hatta 1910’larda ipek üretiminin merkezi olmuştu. Lüksün, ihtişam ve şatafatın merkezi Osmanlı sarayına, haremine, Avrupa sosyetesine en değerli ipeklerden kumaşlar gidiyordu Bursa’dan. Bu kumaşları Türk,...
  • Osmanlı’dan günümüze elbet yaşadığımız topraklarda da kadınlar “biz de varız” dediler. Kapitalist Avrupa’nın hemen yanı başında olup da değişim yaşanmaması, geleneksel kalıpların aşınmaması, kadınların zaman içinde sanayiye çekilmemesi ve “biz de...
  • ABD’nin New York eyaleti 1900’lerin başlarında hazır giyimin ana üssünü oluşturuyordu. On binlerce işçinin çalıştığı yüzlerce atölye ve fabrika bulunuyordu. Böylesi büyük bir üretimin yapıldığı atölyeler ve fabrikalarda işçiler inanılmaz kötü...
  • İnsan, toplumsal iletişiminde imgelere ve sembollere başvurur, düşüncesini ve duygusunu sembollerle etkili kılmaya çalışır. Çoğu zaman doğayı, ateşi, suyu, güneşi yardıma çağırırız. Ateş özgürlüktür mesela, yaşamdır, kararlılıktır, geleceğe olan...
  • “Durmak dinlenmek, yorulmak bilmeyen, su verilmiş çelik gibi güçlü bir kadındı.” Bu sözler işçi sınıfının mücadeleci kadınlarından biri olan Lucy Parsons’ı anlatır… Meksika kökenli olan Lucy’nin içindeki isyan ateşi, siyahîlere ve azınlıklara...
  • Amerika, yalnızca sömürücü egemenlerin ülkesi değil. Aynı zamanda bu sömürücülere karşı destansı mücadeleler vermiş işçi sınıfının da ülkesidir. 8 Mart gibi 1 Mayıs’ın doğuş yeri de Amerika’dır. Güçlü bir geleneğe sahip Amerikan işçi sınıfının...
  • 30 Aralık 1828’de New Hampshire eyaletinin Dover bölgesinde bir tekstil fabrikasında çalışan 800’e yakın işçi kadın, Amerikan tarihinin ilk kadın grevini gerçekleştirdi. Daha önceleri çiftliklerde çalıştırılan kadınlar ve çocuklar, artık...
  • 8 Mart, işçi sınıfının uluslararası mücadelesinin ürünü, dünya işçi sınıfının kadınlarının ekmek ve gül mücadelesinin sembolü… UİD-DER, 8 Mart ruhunu yaşatmak, uluslararası işçi dayanışmasını güçlendirmek için coşkuyla emek veren işçilerin örgütü… 8...
  • Kapitalist üretim biçiminin hâkim olması ve sanayinin üretim sürecine girmesiyle, o güne kadarki toplumsal yapı altüst oldu. Günde 14 ile 16 saat çalışma sonrasında işçiler, tümüyle bitkin düşüyorlardı. Çalışma koşulları özellikle kadınları ve...
  • Emekçi kadınlar, Paris Komünü yönetimine giden süreçte ve işçi iktidarının savunulmasında en ön saflarda mücadele ettiler. Kadınlar politika alanında kendilerini var etmeye başlamışlardı. Çeşitli kulüpler kuruyor, toplantılarda konuşmalar yapıyor ve...
  • Kapitalizm, kadını erkekle eşit görmeyen, ikinci sınıf sayarak aşağılayan erkek egemen toplumsal yapıya dokunmadı. Ama sanayinin gelişmesi ve kadınların çalışma hayatına katılmasıyla, geleneksel ilişki ve düşünce biçimleri zorunlu olarak değişmeye...
  • İlk ateş yakıldığında/ İlk kez yarıldığında karanlıklar/ İnsanlar sevinçten coşarak haykırmışlar.../ Bugün de / Bu yaşlı dünyamızda/ Karanlıkların yırtıldığı yerde/ Aynı coşkuyla insanlar/ Özgürlük türküsü yakıyorlar/ Bana sorarsanız derim...
  • Gözümüzün gördüğü tüm zenginlikler doğanın ve emeğin çocuklarıdır. Ama kapitalist sömürü düzeni altında sermaye sınıfının elinde zenginlik, işçi sınıfının saflarında yoksulluk birikiyor, doğanın, yaşamın güzellikleri solgunlaşıp yok oluyor....

UİD-DER Aylık Bülteni