Navigation

Buradasınız

Bataklık Varsa Sinek de Vardır!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 106
Savaşlar, göçmenlik, orada burada patlayan bombalar, ölümler, işsizlik, yoksulluk, şiddet, cinnet… Aynı işyerinde çalışan iki işçi bu sorunların sebebi üzerine tartışırken; “62 kişinin serveti dünyadaki üç buçuk milyar insanın toplam servetine eşitlenmiş. Böyle inanılmaz bir çelişki varken dünya nasıl huzur bulsun?” demiş biri. Diğer işçi karşılık vermiş: “Mesele sadece zengin-fakir meselesi değil be kardeşim, insanın iyisi var kötüsü var!” Acaba hangi işçi haklı?

Savaşlar, göçmenlik, orada burada patlayan bombalar, ölümler, işsizlik, yoksulluk, şiddet, cinnet… Aynı işyerinde çalışan iki işçi bu sorunların sebebi üzerine tartışırken; “62 kişinin serveti dünyadaki üç buçuk milyar insanın toplam servetine eşitlenmiş. Böyle inanılmaz bir çelişki varken dünya nasıl huzur bulsun?” demiş biri. Diğer işçi karşılık vermiş: “Mesele sadece zengin-fakir meselesi değil be kardeşim, insanın iyisi var kötüsü var!” Acaba hangi işçi haklı?

İnsan toplulukları gündelik yaşamlarını sürdürebilmek için üretim yapmak zorundadır. Karnımızı doyurmamız, barınmamız, çocuğumuzu büyütmemiz toplumun üretim yapmasıyla mümkün olur. Üretim zenginlik getirir. Ama zenginliği kimin ve nasıl ürettiği, zenginliğe kimin ve nasıl el koyduğu çok önemlidir. Çünkü toplumdaki tüm sorunlar aslında buradan kaynaklanmaktadır.

Meselâ yüz yıllar önce kölelerin çalıştığı, toprağı ekip biçtiği, saraylar inşa ettiği, her şeyin köle emeğiyle üretildiği; eli kırbaçlı efendilerin zenginleşip semirdiği toplumlar olmuş. Bu toplumlara köleci toplum denmiş. Köleci toplumlarda insanlar iki ana gruba ayrılmış: köleler ve efendiler. Bu toplumdaki adalet anlayışı, hukuk, gelenekler, inançlar her zaman efendilerin çıkarlarına göre şekillenmiş, onlara hizmet etmiş. Köleler alınıp satılmış, efendileri tarafından öldürülmüş. Ama tüm bunlar hukuka ve dine aykırı görülmemiş o zamanlar. Herkes bazı insanların köle bazı insanlarınsa efendi olmasının normal olduğunu, yazgı olduğunu düşünmüş. Köle sayısı arttıkça toplumdaki çürüme de artmış. Eski Roma’da efendiler daha çok yiyebilmek için kusmayı alışkanlık haline getirirken, köleler açlıktan ölmüş. Filozoflar toplumun sorunlarının kaynağını, ahlâki çürümenin nedenlerini düşünüp durmuş. Bazısı sorunun kölelerin ahlaksızlığı, efendilerin savrukluğu olduğunu söylemiş. Dürüst olanlarsa, insanların köle ve efendi olarak ayrılmasının tüm sorunların kaynağı olduğunu söylemekten çekinmemiş. İnsanların birbirine eşit ve kardeş olacağı bir dünyayı özlemiş.

Derebeylerin tüm toprakların sahibi olduğu, malikâ­nelerde sefa içinde yaşadığı, toprağı işleyen serflerinse sabahtan akşama kadar çalıştığı toplumlara da feodal toplum denmiş. Bu toplumda serfin ürettiği tahıla derebeyi el koymuş, serfler aç ve sefil kalmış. Derebeyinin neredeyse tahılın tamamına el koyması olağan sayılmış. Feodal toplumda da çelişkiler büyümüş, büyüdükçe üstünün daha fazla örtülmesi gerekmiş. Büyücülük ve hurafeler yaygınlaşmış. İnsanlar cadı diye yakılmış, kiliseler para karşılığında cennette arsa satmış, sorunlar büyümüş çürüme almış başını gitmiş. Filozoflar bir kez daha sorunun kaynağını aramışlar. Kimisi yine insanın içinde kötülük olduğunu iddia etmiş. Kimisiyse buna inanmamış, insanları çürüten nedenleri görmüş ve açıklamış.

Şimdi tarihin bu aşamasında içinde yaşadığımız topluma kapitalist toplum deniyor. Peki, bu toplumda üretimi kim ve nasıl yapıyor, zenginliğe kim el koyuyor? Kapitalist toplumda işçi işgücünü patrona satarak yaşamını sürdürür, çünkü başka çaresi yoktur. Patronlar sınıfı azınlıktadır ama her şeyin sahibi ve efendisidir. Üretim araçları, bankalar, şirketler, toprak, madenler, barajlar, santraller, gökdelenler, rezidanslar onların mülkiyetindedir. İşçilerin işgüçlerini çok ucuza alırlar. İşçi aldığı ücretten çok ama çok daha fazlasını üretir. Milyarlarca işçi yoksulluk içinde eziyet çeker; patronlar ise işçilerin sırtından sermayelerini büyütürler. Zenginlik bir tarafta yoksulluk bir tarafta birikir, uçurum derinleştikçe derinleşir. Bu zulüm düzenini korumak isteyen patronlar işçileri her türlü yolla kandırmaya çalışırlar; medya aracılığıyla toplumu yönlendirir, devlet şiddetini kullanarak toplumu ezmek ve sindirmek isterler. İşçileri birbirine düşürürler. Diğer ülkelerin patronlarıyla rekabet edebilmek için savaşlar çıkarır, emekçileri o savaşta ölüme gönderirler. Buna da “vatan savunması” derler!

Böyle bir düzende patronun zenginliğini, çıkarlarını koruyacak bekçiler gerekir. Gerçeklerin üzerini örtecek dalkavuklar gerekir. Zenginlikten nasiplenmek isteyen çanak yalayıcılar da olur, hırsızlar da, umutsuzlar da. Kıskançlık olur, yaşam kavgası olur, güvensizlik olur insanlar arasında. Toplum alabildiğine çürür. Yani insanı iyi ya da kötü yapan içinde yaşadığı toplumdur, bu toplumun üzerinde yükseldiği ekonomik sistemdir. Bugün tüm kötülükleri üreten ise kapitalist sistemdir. Bataklık varsa sinek de olur. Bataklık kurutulmadan suçu sinekte aramak yersizdir.

23 Ocak 2017

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • İşçilerin, emekçilerin, gençlerin kapitalist sömürü düzenine ve bu düzenin yarattığı sorunlara karşı öfkesi büyüyor. Dünya meydanlarında işçi sınıfının öfkeli sesi, talepleri, özlemleri yankılanıyor. Ne baskılar ne yasaklar ne de polis-asker şiddeti...
  • Bir lise öğrencisi: Bir öğrenci olarak az çok tahmin edeceğiniz masraflarım var, ancak aynı masrafları karşılamak için artık daha fazla para gerekiyor. Ailem ve ben okul masraflarının pahalılığından şikâyetçiyiz. Örneğin benim okulum devlet okulu...
  • Birçok ülkede, farklı tarihlerde “çocuk günü” vardır ve o günlerde çocuklar hatırlanır, iyi dileklerde bulunulur. UNICEF ise 191 ülke tarafından kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesinin imzalandığı gün olan 20 Kasımı Dünya Çocuk günü olarak kutluyor...
  • TÜİK’in Ağustos ayına ait işgücü istatistikleri, işsizliğin her geçen ay daha da arttığını gösteriyor. TÜİK’in rakamlarına göre, 2019 Ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre işsiz sayısı 980 bin kişi artarak 4 milyon 650 bine yükseldi....
  • UİD-DER’li bir emekçi kadın çalıştığı işyerinde kadın arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbeti şöyle aktarıyor: “İsviçre’de kadınların eşit işe eşit ücret talebiyle yaptığı grev üzerine sohbet ediyorduk. Arkadaşlarımın bu grevden haberi yoktu....
  • DİSK’e bağlı işyerlerinde çalışan işçiler, yarım gün iş bırakarak “kıdem tazminatının gaspına hayır, vergi adaleti istiyoruz” sloganıyla Konak Meydanına yürüdü. 181 gündür işlerine dönmek için direnen Aliağa Belediyesi işçileri de kendi...
  • DİSK, Türk-İş ve Hak-İş genel başkanları, vergi adaletinin sağlanması talebiyle Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş...
  • Başarıya giden yol nedir, hiç düşündünüz mü? Şimdi bu soruyu niye sordum merak ediyor olabilirsiniz. Kurbağalar ile ilgili bir hikâye okudum. Bu hikâye çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine biraz düşününce hayatımızda da bu...
  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...
  • Zeytinoğlu Grubu’na bağlı Entil Endüstri, Halpaki Döküm ve Tarkon Makine işçilerinin kıdem tazminatları ve 5 aylık ücretlerinin ödenmesi talebiyle 4 Kasımda başlattıkları nöbet eylemi devam ediyor. 3 fabrikada çalışan işçiler, taleplerini duyurmak...
  • 17 Ağustos depremini Kocaeli Karamürsel’de yaşamış birisi olarak, o gece ve sonrasında yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. O zamanlar eşim İstanbul’da çalışıyor, ben 1 yaşındaki kızım ve 4 yaşındaki oğlumla annemde kalıyordum. 17 Ağustos...