Navigation

Buradasınız

İşten Atılan Konveyör İşçilerinden Dayanışma Çağrısı!

Tuzla yan sanayi bölgesinde bulunan Konveyör fabrikasından işten atılan ve haklarını arayan işçilerin basına ve kamuoyuna yaptığı çağrıyı aynen yayınlıyoruz. Konveyör işçileri emek kurumlarına dayanışma çağrısı yapıyorlar. Hakkını arayan Konveyör işçilerini yalnız bırakmayalım, sınıf dayanışmasını yükseltelim.

Basına ve kamuoyuna

İşçiler, kardeşler,

Bizler işten atılan ve hakkını arayan Konveyör işçileriyiz. Tuzla yan sanayide bulunan Konveyör’de, 13 Aralık Pazartesi günü 30’a yakın işçi arkadaşımız sözleşmeleri bittiği gerekçesiyle işten atıldılar. Arkadaşlarımız sessiz sedasız, hiçbir hakları verilmeden kapının önüne konuldular.

İşten atılan arkadaşlarımızın önüne konulan evraklarda ne yazdığının okunmasına bile izin verilmemiş ve evraklar zorla, baskıyla imzalatılmıştır. İşten atılan arkadaşlarımızın bir kısmı tüm baskılara rağmen evrakları imzalamamış ve 14 Aralık sabahı fabrikaya gelmiş, haklarını istemiş ve çalışmak istediklerini söylemişlerdir. İşçileri köle zanneden, işçilerin hakkını aramayacağını zanneden Konveyör patronu, bu durum karşısında bir hayli şaşırmış ve işten atılan işçilere sahip çıkan bir grup işçiyi daha işten atmıştır.

Bizler, işten atılan işçiler olarak buradan haykırıyoruz:

İşten atılmaya boyun eğmeyeceğiz!

Sonuna kadar işimizin ve haklarımızın takipçisi olacağız!

Kardeşler,

Çalıştığımız Konveyör fabrikası, klima, kombi, beyaz eşya vb. parçalar üretiyor. Arçelik gibi büyük firmalara mal veriyor. Konveyör patronu Avrupa’da, yan sanayi bazında ilk üç yüz fabrikanın içine girmekle övünüyor. Bu fabrika bu noktaya nasıl ulaştı? Bu başarı ne pahasınadır dersiniz? Konveyör, daha düne kadar küçük bir atölye idi, ama bugün birçok kentte birden çok fabrikası var. Konveyör patronu biz işçilerin sırtından palazlandıkça palazlandı. Bizlerin sırtından çok kazandı, ama biz işçilere kırıntı bile vermedi.

Bu fabrikada dört yüzden fazla işçi çalışıyor. Eski işçi sayısı oldukça azdır. Sürekli işçi çıkartılmakta ve işçilerin kıdem tazminatı hakkı kazanmasının da önüne geçilmektedir. Yeni işe alınan işçilere ise sefalet ücreti olan asgari ücret verilmektedir. Yirmi yıldır bu fabrikada çalışan işçi arkadaşımızın maaşı sadece 800 liradır.

Haftanın yedi günü, hemen her gün gece onlara kadar mesaiye bırakılıyoruz. Cumartesi Pazar mesaisine gelmeyen, akşam mesaisine kalmayanlar işten atılıyor. Yani köleler gibi çalışıyoruz. Tüm bunlara rağmen iki yıldır zam yapılmıyor.

Klima üretiyoruz, ama klima takılmadığı için yazın boğucu sıcağında çalışmak zorunda kalıyoruz. Kombi üretiyoruz, ama kışın ısıtma sistemi olmayan bölümlerde soğuktan donuyoruz. Günde iki kez tuvalete gitme iznimiz var. Üçüncü kez tuvalete gidenlere ihtar verilmektedir. İdari kadroda çalışanlar temiz su içerken, üretimde çalışan yüzlerce işçiye kuyu suyu içirilmektedir.

Tozlu ve kimyasallı ortamlarda çalışıyoruz. Ama eldiven, gözlük, maske ve kulaklık yalnızca işe girilirken veriliyor. Günlük olarak değiştirilmesi gereken eldivenleri bir yıl kullanmamızı istiyorlar. İş güvenliği önlemleri alınmadığı için iş kazalarında yaralanıyor ve sakatlanıyoruz. Birçok işçi arkadaşımız bu kazalarda parmaklarını kaybettiler.  

Kardeşler,

Bizler haksızlıklara sonuna kadar direneceğiz. Bizler işimize geri dönmek istiyoruz. Ama şunu da biliyoruz: Konveyör işçileri birleşmeden, birbirine kenetlenip mücadele vermeden haksızlıklar son bulmayacaktır. Korkmak, mücadele etmemek sorunlarımızı çözmüyor. Korku patronların işine yarıyor.

Bizim yaşadığımız sorunlar aslında tüm işçilerin sorunlarıdır. İşten atılan bizler burada haklı ve onurlu bir mücadele yürütüyoruz. Ama biliyoruz ki, mücadelemizin başarıya ulaşması için diğer fabrikalarda çalışan işçi kardeşlerimizin, sınıf dostlarımızın bizleri yalnız bırakmaması, dayanışmayı yükseltmesi gerekiyor. İşçilerin haklı mücadelesine destek veren tüm emek kurumlarını yanımızda olmaya, güç vermeye çağırıyoruz!

İşten Atılan ve Haklarını Arayan Konveyör İşçileri

 

Basın açıklamasının yapılacağı yer:

Tuzla Organize Deri Yan Sanayi Bolgesi, YA-2 Parsel, Tuzla, 81474, İstanbul (İçmeler köprüsünden kalkan minibüsler fabrikanın önünden geçiyor.)

Fabrika: Konveyör A.Ş.

Tarih ve saat: 16 Aralık saat 18.00

15 Aralık 2010

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Bursa erken sanayileşen kentlerden biriydi. Hatta 1910’larda ipek üretiminin merkezi olmuştu. Lüksün, ihtişam ve şatafatın merkezi Osmanlı sarayına, haremine, Avrupa sosyetesine en değerli ipeklerden kumaşlar gidiyordu Bursa’dan. Bu kumaşları Türk,...
  • Osmanlı’dan günümüze elbet yaşadığımız topraklarda da kadınlar “biz de varız” dediler. Kapitalist Avrupa’nın hemen yanı başında olup da değişim yaşanmaması, geleneksel kalıpların aşınmaması, kadınların zaman içinde sanayiye çekilmemesi ve “biz de...
  • ABD’nin New York eyaleti 1900’lerin başlarında hazır giyimin ana üssünü oluşturuyordu. On binlerce işçinin çalıştığı yüzlerce atölye ve fabrika bulunuyordu. Böylesi büyük bir üretimin yapıldığı atölyeler ve fabrikalarda işçiler inanılmaz kötü...
  • İnsan, toplumsal iletişiminde imgelere ve sembollere başvurur, düşüncesini ve duygusunu sembollerle etkili kılmaya çalışır. Çoğu zaman doğayı, ateşi, suyu, güneşi yardıma çağırırız. Ateş özgürlüktür mesela, yaşamdır, kararlılıktır, geleceğe olan...
  • “Durmak dinlenmek, yorulmak bilmeyen, su verilmiş çelik gibi güçlü bir kadındı.” Bu sözler işçi sınıfının mücadeleci kadınlarından biri olan Lucy Parsons’ı anlatır… Meksika kökenli olan Lucy’nin içindeki isyan ateşi, siyahîlere ve azınlıklara...
  • Amerika, yalnızca sömürücü egemenlerin ülkesi değil. Aynı zamanda bu sömürücülere karşı destansı mücadeleler vermiş işçi sınıfının da ülkesidir. 8 Mart gibi 1 Mayıs’ın doğuş yeri de Amerika’dır. Güçlü bir geleneğe sahip Amerikan işçi sınıfının...
  • 30 Aralık 1828’de New Hampshire eyaletinin Dover bölgesinde bir tekstil fabrikasında çalışan 800’e yakın işçi kadın, Amerikan tarihinin ilk kadın grevini gerçekleştirdi. Daha önceleri çiftliklerde çalıştırılan kadınlar ve çocuklar, artık...
  • 8 Mart, işçi sınıfının uluslararası mücadelesinin ürünü, dünya işçi sınıfının kadınlarının ekmek ve gül mücadelesinin sembolü… UİD-DER, 8 Mart ruhunu yaşatmak, uluslararası işçi dayanışmasını güçlendirmek için coşkuyla emek veren işçilerin örgütü… 8...
  • Kapitalist üretim biçiminin hâkim olması ve sanayinin üretim sürecine girmesiyle, o güne kadarki toplumsal yapı altüst oldu. Günde 14 ile 16 saat çalışma sonrasında işçiler, tümüyle bitkin düşüyorlardı. Çalışma koşulları özellikle kadınları ve...
  • Emekçi kadınlar, Paris Komünü yönetimine giden süreçte ve işçi iktidarının savunulmasında en ön saflarda mücadele ettiler. Kadınlar politika alanında kendilerini var etmeye başlamışlardı. Çeşitli kulüpler kuruyor, toplantılarda konuşmalar yapıyor ve...
  • Kapitalizm, kadını erkekle eşit görmeyen, ikinci sınıf sayarak aşağılayan erkek egemen toplumsal yapıya dokunmadı. Ama sanayinin gelişmesi ve kadınların çalışma hayatına katılmasıyla, geleneksel ilişki ve düşünce biçimleri zorunlu olarak değişmeye...
  • İlk ateş yakıldığında/ İlk kez yarıldığında karanlıklar/ İnsanlar sevinçten coşarak haykırmışlar.../ Bugün de / Bu yaşlı dünyamızda/ Karanlıkların yırtıldığı yerde/ Aynı coşkuyla insanlar/ Özgürlük türküsü yakıyorlar/ Bana sorarsanız derim...
  • Gözümüzün gördüğü tüm zenginlikler doğanın ve emeğin çocuklarıdır. Ama kapitalist sömürü düzeni altında sermaye sınıfının elinde zenginlik, işçi sınıfının saflarında yoksulluk birikiyor, doğanın, yaşamın güzellikleri solgunlaşıp yok oluyor....

UİD-DER Aylık Bülteni