Navigation

Buradasınız

Japonya: Nükleer Silah ve Santrallere Hayır!

Geçtiğimiz aylarda büyük bir tayfun yıkımının yaşandığı Japonya, sekiz yıl önce de Fukuşima’da korkunç bir nükleer felakete maruz kalmıştı. Bu radyoaktif felaketin etkilerini asgariye indirmek için yapması gerekenleri yapmayan Japon hükümetinin yetkilileri, bugün radyasyonlu suyu okyanusa boşaltma ya da buharlaştırıp havaya salma seçeneklerini tartışmaktalar. İnsan hayatı yerine elektrik şirketinin kârını dikkate alan sermaye hükümeti, 2020’de Japonya’da yapılacak olimpiyatları da, Fukuşima’nın “nükleer kazayı artık atlattığını” reklâm etmek ve Fukuşima halkının mücadelesini bastırmak için kullanmaya çalışıyor. Fukuşima halkı, Doro-Çiba sendikasında örgütlü demiryolu işçileri ve çeşitli sektörlerden işçiler buna karşı 11 Martta kitlesel bir eylem gerçekleştirmeyi planlıyor ve tüm işçileri bu eyleme destek vermeye çağırıyorlar. 11 Mart Anti-Nükleer Santral Fukuşima 2020 Eylemi Organizasyon Komitesinin çağrısını yayınlıyoruz.

Japonya geride geniş ölçekli hasar bırakan kuvvetli tayfunlar silsilesiyle boydan boya sarsıldı. Tüm kurbanlara en derin taziyelerimizi iletiyoruz.

Ekim ayı ortalarında takımadanın doğu ve kuzey kesimlerini mahveden Hagibis tayfunu neredeyse 100 ölü ve 850’den fazla toprak kayması ve çamur akıntısına yol açan devasa sellere neden oldu. 85.000 ev hasar gördü. 300 kadar nehir taştı ve en az 25.000 hektar toprağı sel bastı.

Bir tayfun durumunda ya da diğer beklenen doğal felâketlerde halka temkinli olması çağrısı yapmak ve tayfun felâketinin ortasında belirli bir şekilde hareket edilmesini tavsiye ya da emretmek hükümetin mutat davranışı haline gelmiştir. Televizyon ve radyolar bize tekrar tekrar ve kuvvetli biçimde “kendi hayatınızı korumak için derhal harekete geçin” tavsiyesinde bulunmuştur. Bu talimatların tarzı biz Fukuşima halkına söylenenleri hatırlatıyor: “Riski size ait olmak üzere [bölgeyi] tahliye edin” ya da “başınıza geleceklerle ilgili tüm sorumluluk sizindir”. Şimdi sanıyoruz ki her biriniz aynı terkedilmişlik duygusunu bizimle paylaşıyorsunuz.

Büyük Doğu Japonya Depremi sırasındaki yıkıcı tsunami hadisesinde olduğu gibi, hükümet önceki sellerden hiçbir kıymetli ders çıkarmamıştır. Bunun sonucunda ülkemiz ağır hasar görmüştür. Japonya’da altyapıya dönük bakım çalışmalarının çok yetersiz olduğu göz önüne serilmiştir. Altyapıların hepsi –su boruları, yollar, köprüler, su setleri– ömürlerini çoktan doldurmuştur. Japon hükümeti yerel yönetim harcamalarını kısmak için belediyelerin birleştirilmesini ve işçi çıkarmayı teşvik etmiş, bu da hasarı arttırmış ve toparlanma sürelerini uzatmıştır.

Para bir avuç insanın elinde toplanmıştır ve hayati ihtiyaçlar için kullanılmamaktadır. Birçok insan, hükümetin milyarlarca dolar eden 100 F-35 savaş uçağı satın almak için harcama yapmak yerine felâketlerin telafisi için harcama yapması gerektiğini ısrarla söylüyor. Yakın dönemde Kansai Electric Power şirketinin (KEPCO) yöneticilerinin şirketin Takahama’daki nükleer güç santralinde çalışan yerel şirketlerden bölgenin eski belediye başkan yardımcılarından biri aracılığıyla 320 milyon yen (3 milyon dolar) değerinde nakit ve “hediye” aldığı açığa çıkmıştır. Ama bu sadece buzdağının görünen ucudur. Nükleer güç santralleri bu şekilde güvenliğe yüksek öncelik verilmeksizin çalıştırılmaktadır. Fukuşima Daiiçi Nükleer Santrali “kazası” bu tür şirket davranışının kaçınılmaz sonucu olarak vuku buldu.

Geçen Eylül ayında Tokyo bölge mahkemesi Tokyo Electric Power şirketinin (TEPCO) üç eski yöneticisinin Fukuşima Daiiçi nükleer felâketine yol açmaktan suçlu olmadıklarına hükmetti. Halbuki bunlar, borularda keşfedilen çatlaklar, muhtemel bir büyük tsunami ve başka birçok şey hakkında kaza sahasından gelen uyarıları defalarca hasır altı etmişlerdi. Tek bir hükümet yetkilisi, tek bir tesis yöneticisi devasa insani felâketin sorumluluğunu üstlenmemiş, hatta üstlenmeleri talep dahi edilmemiştir. Dahası bunlar, açıkça Fukuşima Daiiçi’nin kontamine olmuş suyunun okyanusa salınmasını hedefliyorlar. Tüm dünyada nükleer santrallerin her gün trityum saldığı gerekçesiyle bunun zararsız olduğunu iddia ediyorlar.

Nükleer “kaza”dan bu yana sekiz yıl geçti. Ufukta meselenin sonu hâlâ görünmüyor. TEPCO’nun felâketi ne zaman sonlandıracağını kimse yaklaşık olarak bile söyleyemiyor. Hagibis Tayfununun getirdiği yoğun yağış Fukuşima’daki ormanları suya boğdu, nehir yataklarını değiştirdi ve devasa miktarda radyoaktif çamuru kasaba ve köylere taşıdı. Giderek artan sayıda insanın nükleer enerji savunucularının apaçık yalanlarını duymaktan sıdkı sıyrılmış durumda. Resmi sağlık araştırması Fukuşima’da 230’un üzerinde çocuk tiroit kanseri vakası tespit etmesine rağmen bunlar hâlâ “radyoaktif serpintiden kaynaklanmıyor” demeye devam ediyorlar. Ülke çapında öğretmenler ve veliler radyasyonu “güvenli” diye tarif eden yardımcı ders kitaplarının ilkokul, ortaokul ve lise sınıflarına sokulmasına karşı mücadele ediyorlar.

Hükümet insanların tüm mücadelelerini bastırmak üzere 2020 Olimpiyatlarına devasa büyüklükte vergi parası harcıyor.

Ne nükleer santrallere ne de nükleer silahlara ihtiyacımız var. Fukuşima’nın öfkesinin hepiniz tarafından paylaşılması gerekiyor.

Hükümetin böl-yönet taktiğini boşa çıkaralım!

Fukuşima’nın “nükleer kazayı artık atlattığını” reklâm eden ve insanların mücadelesini bastırmayı hedefleyen Olimpiyatlara hayır!

11 Mart 2020 Fukuşima nükleer santral karşıtı eylemine katılın!

Eylemin örgütlenmesine yardımcı olmak için mümkün olduğunca çok destek toplayın!

11 Mart Anti-Nükleer Santral Fukuşima 2020 Eylemi Organizasyon Komitesi

3 Mart 2020

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • İşçi sınıfının ozanı Nâzım Hikmet 3 Haziran 1963’te sonsuzluğa uğurlandı. O, 61 yıllık ömründe hangi renkten, hangi dilden, hangi ırktan olursa olsun büyük işçi sınıfı ailesinin yaşamını ve mücadelelerini anlatan şiirler, oyunlar ve romanlar yazdı....
  • Koronavirüs nedeniyle Nisan ayı başlarında 20 yaş altındaki gençlere sokağa çıkma yasağı getirildi. Kayıtlara göre Türkiye’de 20 yaş altı 26,9 milyon genç var. Bu gençlerin 1 milyon 385 bini genç ve çocuk işçilerdir. Bu genç ve çocuk işçilerin 470...
  • Korona günlerinin vazgeçilmezi, alışveriş listelerimizin gözdesi, bu zor günlerimizde soframızdan eksik etmediğimiz makarna... İhtişamlı zengin sofralarının yalnızca süsü, yoksul sofralarımızın ise ana yemeği makarna… Faydalarını sayarak...
  • ABD’de Minneapolis’te bir polisin George Floyd’u katletmesinin ardından protestoların ve gösterilerin devam ettiği günlerde, benzer bir cinayet de Toronto’da yaşandı. Regis Korchinski-Paquet adında 29 yaşında bir siyah kadın evinin balkonundan aşağı...
  • Örgütlü ve sınıf bilinçli mücadeleci işçiler, insanlığın özgürlük dolu bir dünya kurması için çalışıp didiniyor. Bizler, yürüdüğümüz bu yolda tarihin dehlizlerinde saklı dersleri bulup gün yüzüne çıkartmanın, bugünün genç işçi kuşaklarını geçmişiyle...
  • Bugün 2 Haziran… İşçi sınıfının sömürüsüz, sınıfsız, savaşsız bir dünya kurma kavgasının namuslu kalemlerinden Orhan Kemal’in 50. ölüm yıldönümü. Orhan Kemal, 2 Haziran 1970’te hayata gözlerini yumduğunda, geriye tepeden tırnağa onurlu bir hayat...
  • Bir Kızılderili atasözü der ki;/ “Son ırmak kuruduğunda/ Son ağaç yok olduğunda/ Son balık öldüğünde/ Beyaz adam / Paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”/
  • Her işin başı sağlıktır. “Sağlık olsun da gerisi hallolur” deriz hani. Peki, nedir sağlık? Sağlık, “sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olmak” şeklinde tanımlanıyor. O halde sağlık...
  • Zaman ilerliyor, bilim ve teknoloji gelişiyor. İnsanlık uzayın derinliklerinde yeni gezegenler keşfediyor. Bir tuşla dünyanın başka ucuna kitaplar dolusu bilgi gönderiyor, kilometrelerce ötedeki biriyle görüntülü konuşulabiliyor. Makineleşmenin...
  • Bağışıklık sistemi, bir canlıyı hastalıklara karşı koruyan mekanizmadır. Sistem, canlı vücudunda virüslerden parazitlere vücuda giren veya vücutla temasta bulunan her yabancı maddeyi taramadan geçirir ve onları, canlının sağlıklı vücut hücrelerinden...
  • Merhaba dostlar, bu özlem dolu günlerimizde UİD-DER birliğimizden, ailemizden bahsetmek istiyorum. Özellikle de bugünlerde çoğumuz UİD-DER’in kıymetini ve içinde bulunduğumuz sürecin ilerleyişini çokça düşünmüştür. Uzak gibi görünsek de buluşmaya,...
  • Ekonomik krizin işçilerin, emekçilerin yaşamını altüst ettiği bir dönemin içinde uzunca bir zamandır dünyamız. Her geçen yıl bir önceki yılı, yaşanmakta olan gün ise bir önceki günü aratır oldu. İşsizliğin her geçen gün katlanarak arttığı, hayat...
  • 25 Mayısta ABD’de George Floyd adlı bir siyahî daha ırkçı nefretin ve polis şiddetinin kurbanı oldu. Minnesota/Minneapolis’te yere yatırılarak boğazına basılan Floyd’un son sözleri “nefes alamıyorum” olmuştu. Bu cümle bugün ABD’de bir çığlığa...