Navigation

Buradasınız

Farkında mıyız? Temizleyelim Derken Kirletiyoruz!

Farkında mıyız? Temizlenelim, temizleyelim derken kirletiyoruz. Evimizde, işyerimizde, okulda, toplu taşımada kısacası yaşamın her alanında hem temizliyoruz hem kirletiyoruz. Biraz tuhaf gelebilir. Kime sorarsanız sorun, verecekleri cevaplar “olur mu öyle şey, en kaliteli ürünü kullanıyorum! Düzenli temizlik yapıyorum” olacaktır. Doğrudur temizlik yaptığımız, evimizi, kendimizi, çamaşırımızı, bulaşığımızı yıkadığımız… Yine de temizlerken kirlettiğimizin farkında mıyız? Temizlerken doğayı kirletmemenin bir yolu var ama bu konuyu sona bırakalım…

Farkında mıyız? Temizlenelim, temizleyelim derken kirletiyoruz. Evimizde, işyerimizde, okulda, toplu taşımada kısacası yaşamın her alanında hem temizliyoruz hem kirletiyoruz. Biraz tuhaf gelebilir. Kime sorarsanız sorun, verecekleri cevaplar “olur mu öyle şey, en kaliteli ürünü kullanıyorum! Düzenli temizlik yapıyorum” olacaktır. Doğrudur temizlik yaptığımız, evimizi, kendimizi, çamaşırımızı, bulaşığımızı yıkadığımız… Yine de temizlerken kirlettiğimizin farkında mıyız? Temizlerken doğayı kirletmemenin bir yolu var ama bu konuyu sona bırakalım…

Bugün yetişkin herhangi bir bireye çamaşır deterjanı, bulaşık deterjanı, yer temizleyici, cam temizleyici, kişisel bakım için şampuan, duş kremi, losyon, parfüm vs… sorsanız hepsinden en az beşer marka ismi sayar. Reklamlarda, market raflarında sayıları o kadar çoğaldı ki yaşamımızda temizlik ürünleri çok yer işgal eder hale geldi. Reklam sektörünün gelişmesiyle ve farklı marka ürünlerin sayısının artmasıyla insanların hayatında temizlik ürünleri neredeyse takıntı haline geldi. Beyazların daha beyaz olması, canlı renklerin solmaması, “dağ gibi” bulaşıkların bir damla deterjanla yıkanması, ter kokusunun rahatsız etmemesi, karşı cinsten birisinin etkilenmesi vs… Bunlar için envai çeşit deterjan, parfüm, losyon hizmetimizde.

Deodorantlarla havayı, deterjanlarla denizleri, toprağı çeşitli kimyasallarla her gün kirletiyoruz. Yıkanan çamaşırlardan, bulaşıklardan ya da kendi bedenimizden kimyasalları yeterince temizlediğimizi mi düşünüyoruz? Aslında petrol türevlerini sürekli bedenimizde bir elbise gibi taşıyoruz fakat farkında değiliz.

Mesela son yıllarda yaşamımıza giren ıslak mendiller. El temizliğinden, yüz temizliğine, çocuklarımızın temizliğinden eşyaların temizliğine kadar en sık kullandığımız ıslak mendiller. Ne kadar temizliyor bilemiyorum fakat 2011 yılında 11 bin 538 ton ıslak mendil ithal edilirken bu rakam 2017 yılında 28 bin 800 tonu bulmuş. Her yıl kişisel bakım ve temizlik ürünleri kullanımı katlanarak artmış. Kapitalistler açısından muazzam pazar alanı oluşurken temizlik ürünlerine o kadar çok para harcamamıza rağmen farkında olmadan kirlettik.

Kullandığımız kişisel bakım ve temizlik ürünlerinin içinde neler var diye hiç inceledik mi? Örneğin temizlik amacıyla kullandığımız deterjanların petrol türevlerinden elde edilen toz, sıvı ve krem durumunda bulunan kimyasal madde ve arıtıcılar olduğunu biliyor muyuz? Hayatımızda yer alan şampuanlar, leke çözücüler, halı temizleyiciler, duş jelleri, losyonlar gibi birçok farklı ürünün aktif maddeleri sodyum lauril sülfat ya da sodyum lauril eter sülfat gibi deterjan molekülleri, yani kimyasal maddeler olduğunun farkında mıyız? Yaşamımızda çokça yer bulan ıslak mendillerin kimyasal madde barındırdığını hiç düşündük mü? Kullandığımız sprey ve deodorantların içinde yer alan ve ter bezlerini tıkayıp terlemeyi azaltan alüminyum elementinin meme kanserine neden olan kanserojen özelliği olduğunu hiç duyduk mu? Cilt bakımından kozmetiğe birçok üründe karşımıza çıkan paraben denilen kimyasalın kanserojen olduğunun hiç önemi yok mu?

Kimimiz kendimizi daha iyi hissetmek için, kimimiz bulunduğumuz ortamda iyi bir intiba oluşturmak için, kimimiz çocuklarımıza iyi bir örnek oluşturmak için, kimimiz karşı cins üzerinde iyi bir etki bırakmak için, temizlik ve kişisel bakım ürünlerine bütçemizden yüklüce para ayırırız. O marka olmazsa diğer markaların peşinden koşar hale geliriz. Bu arada temizlik ürünleri üretip piyasaya süren firmalar da her gün kârlarını yükseltmeye devam eder. Üretici firmaların tek düşündükleri daha fazla üretim, daha fazla satış ve daha fazla kâr elde etmektir. Sermayenin başka düşüncesi yoktur ve bu sistemde insanları, havayı, suyu, toprağı kirletmesinin sermaye açısından bir önemi de yoktur.

Günlük yaşamımızda kullandığımız deterjanlarda ve temizlik malzemelerinde o kadar çok zararlı kimyasal var ki, çoğu kendimiz için, çocuklarımız için zararlı diyebiliriz. Deodorantlarla havayı, deterjanlarla denizleri, toprağı çeşitli kimyasallarla her gün kirletiyoruz. Yıkanan çamaşırlardan, bulaşıklardan ya da kendi bedenimizden kimyasalları yeterince temizlediğimizi mi düşünüyoruz? Aslında petrol türevlerini sürekli bedenimizde bir elbise gibi taşıyoruz fakat farkında değiliz. Hem kendimizi hem de doğayı kirletiyoruz temizlik ürünleri ile temizlik yaparken.

Diyeceksiniz ki, yıkanmayalım mı? Çamaşır, bulaşık yıkamayalım mı? Temizlik yapmayalım mı? Tabi ki, onu demiyorum. Pislik içinde yaşamak değil benim kastettiğim. Kapitalist sistemde sermaye sahiplerinin insanlığın geleceğini ve doğanın geri dönüşü olmayan tahribatını düşündüğü yok. Denizlerin, toprağın, havanın, suyun çeşitli kimyasallarla zehirlenmesinin insanlığın geleceği açısından büyük tehlike olduğu ortadayken sermaye sahipleri bu tehlikeyi umursamıyorlar bile. İnsanı ve doğayı daha az kirletecek olan temizlik ürünlerinin üretimi neden yapılmasın? Doğaya zarar vermeyen temizlik malzemeleri üretmek mümkün… Güneşi enerji kaynağı olarak kullanabilir ve enerji sorunumuzu çözebiliriz. Ama pahalı! Bir ürünün üretilmesi maliyetliyse, patronların cebine giren kâr düşük olur. Oysa sermaye sınıfının tüm derdi daha ucuza üretmek ve daha çok satarak kâr elde etmektir. Bu yüzden büyük sermaye yatırımları yapmadan, maliyeti düşük malları üretirler ki daha fazla kâr etsinler… “E o zaman doğaya zarar vermeden ürün üretelim, patronlar kâr etmesin ama doğa da zarar görmesin” diyebilirsiniz, fakat bunun için bu lanet olası kapitalist düzenden kurtulmak lazım! Kendimizin, insanlığın ve doğanın daha fazla kimyasal maddelerle zehirlenmesine hayır diyebilmek için öncelikle bu durumun farkında olalım.

5 Eylül 2019

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...

UİD-DER Aylık Bülteni