Navigation

Buradasınız

“Güzel” Sözleri Bırak, Niyete Bak!

TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Burak Akkol, geçtiğimiz günlerde yazılı bir açıklama yaptı. İşçi sınıfının en can yakıcı sorunlarından biri olan işsizlikle “etkin ve sürdürülebilir mücadele” için önerilerini sıraladı. İlk bakışta insan zihninde, “işsizlik patronların her daim elinde tuttuğu, ihtiyaç hâsıl olduğunda işçi ve emekçilerin sırtında patlattığı bir kırbaçken, patron örgütlerinden birinin başkanı neden böylesi öneriler yapar?” sorusu beliriyor. Fakat söz konusu sermayenin bir temsilcisi olunca açıklamanın tamamını dikkatlice okuyup, asıl niyeti anlamak en doğrusudur.

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Burak Akkol, geçtiğimiz günlerde TİSK Yönetim Kurulu adına yazılı bir açıklama yaptı. Aynı zamanda MESS Yönetim Kurulu Başkanı da olan Akkol, işçi sınıfının en can yakıcı sorunlarından biri olan işsizlikle “etkin ve sürdürülebilir mücadele” için önerilerini sıraladı. İlk bakışta insan zihninde, “işsizlik patronların her daim elinde tuttuğu, ihtiyaç hâsıl olduğunda işçi ve emekçilerin sırtında patlattığı bir kırbaçken, patron örgütlerinden birinin başkanı neden böylesi öneriler yapar?” sorusu beliriyor. Fakat söz konusu sermayenin bir temsilcisi olunca açıklamanın tamamını dikkatlice okuyup, asıl niyeti anlamak en doğrusudur. Şimdi birçok hinliği bir arada bulunduran bu metnin içeriğine hep beraber bir göz atalım.

sermaye sınıfının ortaya attığı hiçbir öneri işçilerin çıkarına olamaz. Adına ister reform desinler ister yenilik, hangi güzel cümlelerle, afili sözlerle süslerse süslesinler; Gök kubbe altında patronlar sınıfının hiçbir sinsi tezgâhı yeni değildir.

Akkol, öncelikle, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonundaki konuşmasında, işgücü piyasasına yönelik yapısal adımlar atılacağı yönünde ifadeler kullandığını anımsatarak başlıyor. Oktay’ın, işgücü piyasasının, taraflar arasındaki mutabakatla, deneme süresi, denkleştirme süresi, kısmi süreli çalışma konularında esnekleştirilmesini öngördükleri açıklamasını memnuniyetle karşıladıklarını ifade ediyor. Esnek çalışma hükümlerine işlerlik kazandırılmasının uzun süredir TİSK’in talepleri arasında yer aldığına dikkat çekmeyi de ihmal etmiyor. Aslında böylece hükümet ile patronların ortak çalıştığını, hükümetin patronların isteklerini er ya da geç yerine getirdiğini de itiraf etmiş oluyor.

Açıklamasının devamında TİSK başkanı önerilerini şöyle sıralıyor: “Yasada 2 ay olan deneme süresi 12 ay olarak düzenlenebilmelidir. Belirli süreli iş sözleşmelerinin yapılmasında işin geçici bir iş olması şartı aranmamalı ve üst üste yenilenebilmesine imkân tanınmalıdır. 2 ay olan deneme süresi bireysel iş sözleşmeleriyle 6 ay, toplu iş sözleşmeleriyle en az 12 ay olarak düzenlenebilmelidir. 2 ay olan denkleştirme süresi üretimin yoğun olduğu sektörlerde ihtiyacı karşılayamayacak seviyededir. Üretimin sürdürebilirliğinin sağlanması adına geliştirilen bu esnek çalışma modelinde denkleştirme süresi en az 4 aya uzatılmalı, işçinin onayı koşulu kaldırılmalı ve toplu iş sözleşmeleriyle en az 6 ay olarak kararlaştırılabilmesinin önü açılmalıdır. Kısa çalışma ödeneği en az 6 aya çıkarılmalıdır. Fazla çalışma yasakları kaldırılmalıdır. Çağrı üzerine çalışmada, asgari 20 saatlik çalışma süresi gibi uygulamayı zorlaştıran kriterler hafifletilmelidir. 2 ay olan telafi çalışma süresi 6 aya çıkarılmalıdır. Taşeron çalıştırılan işkollarının sınırlaması kaldırılmalı ve taşeron çalıştırma süresinde sınır olmamalıdır.”

Peki, “işsizliği azaltacağı” iddia edilen bu öneriler gerçekte ne anlama geliyor?

Birincisi; mevcut yasalara göre patron işçi çıkartırsa kıdem ve ihbar tazminatı öder. İşçiyi yasal haklarını kullandığı için işten çıkartırsa ihbar tazminatının üç katı tutarında kötü niyet tazminatı öder. Ayrıca işçi mahkeme yoluyla haksız yere işten atıldığını ispat ederse, işe iadeye veya işe iade tazminatına hak kazanır. Patron sendika üyesi olan, işverenin istediği sendikaya üye olmayı kabul etmeyen, sendikal faaliyetlere katılan işçileri bu sebeplerle işten çıkartırsa işçilere sendikal tazminat öder. Oysa sermaye sahipleri işçi çıkarmanın maliyetli olmasını istemezler. Diledikleri zaman işçi alıp diledikleri zaman işçi çıkartmak isterler.

İkincisi; yine mevcut yasalara göre işverenler işçinin yazılı onayı olmadan iş koşullarını esaslı bir şekilde değiştiremez. Bir torna ustasına “sana torna işi vermiyorum, git paketleme yap” diyemez. Oysa patronlar işçiyi işyerinde dilediği işte çalıştırmak, iş koşullarını işçinin yazılı onayını almadan, hiçbir engelle karşılaşmadan değiştirmek ister.

Üçüncüsü; mevcut yasada haftalık çalışma süresi 45 saatle, günlük çalışma süresi 11 saatle sınırlandırılmıştır. Oysaki patronlar sınıfı çalışma sürelerini işin durumuna göre ayarlamak ve mümkün olduğunca uzatmak isterler. Özellikle kriz dönemlerinde telafi çalışması, denkleştirme gibi yöntemlerin hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın uygulanmasını, iş sürelerinde esneklik olmasını isterler.

Dördüncüsü; patronlar kriz dönemi geldiğinde kendileri güvenilir limanlara sığınırken, krizin faturasını işçilerin ödemesini isterler. İşçi sınıfının kendileri karşısında tamamen savunmasız ve saldırılara açık halde bulunmasını isterler.

TİSK başkanı, çeşitli güzellemelerle iddiasını bizlere yedirmeye uğraşıyor. Asıl niyetinin ne olduğunu sinsice gizlemeye çalışıyor. Metnin bir bölümünde “Türkiye, İstihdam Esneklik Endeksinde alt sırada” diyen Akkol, AB ve OECD Ülkelerinde İstihdam Esneklik Endeksi 2019 Raporunda Türkiye’nin 41 ülke arasında 36’ncı sırada yer aldığını söylüyor. “İş Kanunundaki mevcut sınırlar nedeniyle esnek çalışma modellerinin işletmelere ve istihdama katkıyı sağlayamadığına” değiniyor. Yani işin özünde, mevcut yasalar sebebiyle Türk patronların işçileri tam kölece koşullarda istediği gibi sömüremediklerini, bu yüzden diğer ülkelerin patronlarıyla daha etkin rekabet edemediğini kast ediyor. “İstihdama istenilen katkının sağlanmadığını” belirtmekteki maksat, tuzak fark edilmesin diye üstünü çalı çırpıyla kapatma kurnazlığıdır.

Akkol’un esnek çalışma modellerinin yararına dair yaptığı güzellemeler bu kadarla sınırlı değil elbette. “Esnek çalışmanın geleneksel çalışma modellerinin yerini almadığını, aksine onları tamamlayıcı nitelikte olduğunu” vurguluyor. “Esnek çalışma uygulamaları iş ve özel yaşam dengesinin kurulmasına katkı sağlıyor” diye söylüyor. TİSK başkanı, fazla çalışmaktan beli bükülen, ailesine ve sevdiklerine zaman ayıramayan işçilerin derdiyle dertleniyor gibi bir görüntü çizmeye çalışıyor. Bu tutum işçinin aklıyla dalga geçmekten başka bir şey değildir. Hepimiz bir düşünelim. Gün 24 saat, hafta yedi gün olduğuna ve bu süreleri uzatamayacağımıza göre çalışma hayatı esnetildiği takdirde dinlenmeye, sevdiklerimize zaman ayırmaya ne kadar vaktimiz kalır?

Açıklamanın son bölümünde Akkol, “Ülkenin refahı, ekonominin büyümesi ve üretimin devam etmesi için gündeme getirdikleri taleplerin hükümetçe dikkate alınmasından TİSK camiası olarak memnuniyet duyduğumuzu ifade ediyoruz” diyor. Bu talepler gerçekleştiği takdirde hükümetin son açıkladığı Yeni Ekonomi Programındaki (YEP) 2022 yılı işsizlik hedeflerine ulaşabileceğini söylüyor. “2016’dan beri işverenlerimize uygulanan asgari ücret desteği başta olmak üzere yüzde 5’lik SGK prim indirimi ve haksız rekabete yol açan kayıt dışına karşı yürütülen mücadeleden dolayı müteşekkiriz” ifadelerini kullanıyor. Yani emeğin talan edilmesinde, işçilerin çalışma sürelerine ilişkin kazanımlarının yok edilmesinde hükümetin işbirliğine dair memnuniyet dile getiriliyor. Hükümet-sermaye işbirliğini bir kere daha itiraf ediyor.

Yeni Ekonomi Programına da (YEP) birazcık değinecek olursak, ekonomi programının adı “yeni” olsa da bu kapsamdaki niyetlerin eski olduğu aşikârdır. Program, daha evvelkilerde olduğu gibi “reform” adı altında sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda adımlar atılmasını hedefliyor. Maliye Bakanı Berat Albayrak, öteden beri oluşturulmak istenen kıdem tazminatı fonunun yeniden ele alınacağını söyledi. “Kaynak sıkıntısı” yaşayan hükümet, bu sorunu kıdem tazminatına el koyarak çözmek istiyor. İşsizlik fonunu patronlara peşkeş çeken hükümet, işçi sınıfından daha fazla alıp sermayeye daha fazla aktarmayı hedefliyor. “Reform” iyileştirme anlamına geliyor. Oysa açıklanan paketten kıdem tazminatının gasp edilmesi ve işçilerin BES’ten çıkmasının önünün kapatılması düzenlemesi çıktı. Sermaye sınıfı ve iktidar, “reform” diyerek işçi sınıfına saldırıları gözlerden saklamaya çalışıyor. Yani “iyileştirme” işçi sınıfı için değil, sermaye sınıfı için yapılıyor.

Bu vesileyle bir kez daha görmüş olduk ki, sermaye sınıfının ortaya attığı hiçbir öneri işçilerin çıkarına olamaz. Adına ister reform desinler ister yenilik, hangi güzel cümlelerle, afili sözlerle süslerse süslesinler; Gök kubbe altında patronlar sınıfının hiçbir sinsi tezgâhı yeni değildir. Uyanık olalım, bilinçlenelim ve haklarımızın gasp edilmesine karşı çıkalım.

2 Kasım 2019

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Birleşik Metal-İş üyesi binlerce işçi, 19 Ocakta Gebze’de MESS dayatmalarına karşı coşkulu bir miting gerçekleştirdi. Saat 11.00’de Gebze Trafo Meydanı’nda toplanan metal işçileri, “Metal işçisinin sabrı taştı! Çocuklarımız için grev! Haklarımız...
  • 86 fabrikada 130 bin işçiyi kapsayan metal işkolundaki grup toplu iş sözleşmesi, MESS’in dayatmaları nedeniyle anlaşmazlıkla sonuçlanmıştı. Haftalardır kitlesel basın açıklamaları, iş bırakma eylemleri ve yürüyüşler gerçekleştiren on binlerce metal...
  • “MESS dayatmalarına sabrımız taştı” diyen, yaptıkları eylemlerde “grev” diye haykıran metal işçileri Gebze’de buluşuyor. Birleşik Metal-İş üyesi binlerce işçi, 19 Ocak Pazar günü Gebze’de bir araya gelerek MESS dayatmalarına karşı seslerini...
  • Öyle zamanlardan geçiyoruz ki doğru bildiklerimiz yanlış, yanlış bildiklerimiz doğru addedilir oldu. Namuslu, dürüst olmak enayilik, saflıkmış gibi yansıtılıyor. Gerçekler bilinçli bir şekilde ters yüz ediliyor. İnsanı insan yapan kıymetli...
  • İstanbul/Bakırköy Belediyesi’nde çalışan işçiler ve kamu emekçileri toplu sözleşmenin uygulanmaması, sosyal haklarının verilmemesi ve ücretlerin geciktirilerek ödenmesine karşı eylem yaptı. Belediye-İş Sendikası İstanbul 2 No’lu Şubenin çağrısıyla...
  • Hesabını bilmek, her işçi için önemlidir. Tabi bunun için az da olsa matematikten, dört işlemden anlamak gerekir. İlkokul yıllarımda ve daha sonrasındaki okul hayatımda, tıpkı benim gibi matematikten pek de haz etmeyen arkadaşlarımın yaptığı gibi,...
  • Çocuk denildiğinde muhtemelen hemen herkesin aklına masumiyet ve saflık gelir. Çocukluk leke tutmaz bir dönemidir insanın. Çirkinlikler, kötülükler çocuklara yakıştırılmaz, çocuk hep hoş görülür. Oynanan oyunların etkisiyle yıpranmış, kirlenmiş...
  • Petrol-İş Sendikası İzmir Şubesinin örgütlü olduğu rüzgâr türbini kanadı üreten TPI Kompozit’in T1 ve T2 işletmelerinden 3’er işçi işten atıldı. Atılan işçilerden birisinin sendika temsilcisi, bir kısmının ise delege olduğu öğrenildi. ABD menşeli...
  • Nâzım Usta’nın dediği gibi “Bir yara açıldığında hücreler onu kapatmak için bir araya gelir. Bunu yapmasalar vücut ölür. Bir yara var ve bizim bir araya gelmemiz gerekiyor…”
  • Metal işkolundaki grup toplu sözleşme sürecinde işveren sendikası MESS’in dayatmaları karşısında işçiler boyun eğmiyor, mücadele ediyor. Üç yıllık sözleşme süresi, esnek çalışma ve sefalet zammı dayatan MESS’in, ücret zammı teklifini ilk altı ay...
  • Geçtiğimiz yılın son günlerinde 2020 yılının bütçesi Mecliste görüşüldü. MHP ve AKP milletvekilleri Mecliste çoğunluk olduğu için, muhalefetin tüm itirazlarına rağmen bütçe kabul edildi. Aslında bu tartışmalar Saray’ın harcamalarının açık seçik bir...
  • Ben işçiyim, kadınım, insanım./ Her canlı gibi ben de uyurum, uyanırım/ Her sabah erken kalkarım./ İşe geç kalmamak için/ Hızlı adımlarla koşarım, sizin gibi/ Evet, dedim ya ben de sizin gibi insanım.
  • Fransalı işçi ve emekçiler, hükümetin emeklilik yaşının yükseltilmesini ve maaşların düşürülmesini hedefleyen saldırısına karşı 5 Aralıktan bu yana mücadele ediyorlar. Eğitim, sağlık, ulaşım, hizmet ve daha birçok sektörden genç, yaşlı yüz binlerce...