Navigation

Buradasınız

İşçiler Krizin Bedelini Ödemeye Mecbur mu?

Şubat 2013, No:59
Kapitalist sistemin bünyesindeki bozukluk/kriz çok az ürün olduğu için mi ortaya çıkmaktadır? Elbette hayır! Kapitalist sistemde tekrar edip duran ekonomik krizin nedeni aslında aşırı üretimdir. Kapitalist sistemde üretim, insanların ihtiyaçları dikkate alınarak planlı bir şekilde yapılmaz.

Kapitalist sistemin bünyesindeki bozukluk/kriz çok az ürün olduğu için mi ortaya çıkmaktadır? Elbette hayır! Kapitalist sistemde tekrar edip duran ekonomik krizin nedeni aslında aşırı üretimdir. Kapitalist sistemde üretim, insanların ihtiyaçları dikkate alınarak planlı bir şekilde yapılmaz. Her patron daha fazla üretmek, daha fazla satmak ve daha fazla kâr elde etmek için üretim yapar.

Kapitalizmin küresel krizi devam ediyor, krizin bedelini ise işçiler ödüyor. Fakat krize rağmen, patronlar ihtişamlı yaşamlarını sürdürmeye devam ediyorlar. Oysa krizin sorumlusu, patronların kâr düzeni kapitalizmdir ve bu nedenle krizin bedelini işçiler değil patronlar ödemelidir!

Kapitalist sistemin bünyesinde meydana gelen krizin ya da bunalımın nedeni nedir? Kriz kelimesi, bir sistemin işleyişinde bozukluk anlamına geldiği gibi, bir şeyin çok kıt bulunması anlamına da gelmektedir. Ancak kriz sözcüğü, geleneksel olarak kıtlık sözcüğüyle özdeştir ve halkta çoğunlukla kıtlığı çağrıştırmaktadır. Peki, kapitalist sistemin bünyesindeki bozukluk/kriz çok az ürün olduğu için mi ortaya çıkmaktadır? Elbette hayır! Kapitalist sistemde tekrar edip duran ekonomik krizin nedeni aslında aşırı üretimdir. Fakat yanlış anlaşılmasın; “aşırı üretim” demek, toplumun ihtiyaçlarından fazla ürün üretilmesi demek değildir. “Aşırı üretim”, insanların satın alabileceğinden fazla üretim yapılması demektir. Kapitalist sistemde üretim, insanların ihtiyaçları dikkate alınarak planlı bir şekilde yapılmaz. Her patron daha fazla üretmek, daha fazla satmak ve daha fazla kâr elde etmek için üretim yapar. Lakin bir taraftan çok satmak ve çok kâr elde etmek için üretim yapılırken, öte taraftan üretilen ürünleri tüketecek olan işçilere yeterli bir ücret verilmez.

Buradan da anlaşılacağı üzere kapitalizm, çelişkilerle yüklü mantıksız bir sistemdir. En önemlisi kapitalizm, toplumun çıkarlarını esas almaz. Meselâ, makineler geliştikçe bir malın üretim süresi kısalır, maliyeti düşer ve malın piyasa değeri ucuzlar. Fakat patronların ana amacı, gelişen makinelerle daha çok malın üretilerek daha ucuza satılması değildir. Patronlar için önemli olan, üretilen malların satılması ve kâra dönüşmesidir.

Bugün dünya ölçeğinde bir kriz yaşanmaktadır. Kapitalist düzenin çelişkilerinin ve mantıksızlığının bedelini ise işçiler ve emekçiler ödemektedir.

Onlarca işyerinde ücretler ödenmedi, ödenmiyor. Pek çok işyeri kapandı ve işçiler işsizliğin kucağına itildiler. Her işçinin kapısında işsizlik canavarı pusuya yatmış durumda. Yani şu an 2,5 milyon olan işsiz sayısı önümüzdeki dönemde daha da artacak.

Patronlar, kârlarını büyütmek için krizin bedelini şu yollarla işçilerin sırtına yıkıyorlar: Birincisi, işçiler işten atılmakta, çalışmakta olan işçilerin ise ücretlerine ya zam yapılmamakta ya da zamlar düşük tutulmakta, sosyal haklar ortadan kaldırılmakta ve böylece işgücü maliyetleri aşağıya çekilmektedir. İkincisi, çalışma temposu hızlandırılmakta, iki ve hatta üç işçinin yapacağı iş tek işçiye yaptırılmakta ve işçiler iliklerine kadar sömürülmektedirler. Üçüncüsü, işgünü fiilen ya da yasal yollarla uzatılmakta, işçi düşük ücret karşılığında uzun saatler boyunca çalıştırılmaktadır. Dördüncüsü, esnek ve taşeron/güvencesiz çalıştırma yaygınlaştırılmaktadır. Yaşamlarını işe göre ayarlamaya zorlanan ve kısa süreli sözleşmelerle işe alınan işçiler, iş bittiği zaman hiçbir sosyal hak verilmeden kapı önüne konmaktadır. Beşincisi, emeklilik yaşı uzatılmakta ve sosyal güvenlik sisteminin kapsamı daraltılmaktadır. Altıncısı, hükümetler patronlar için teşvik yasaları çıkartmakta ve bu kapsamda işçilere ait olan İşsizlik Sigortası Fonu gibi fonları patronlara peşkeş çekmektedir. Yedincisi, işçilerden çok fakat patronlardan ise az vergi toplayan hükümetler, ortaya çıkan bütçe açıklarını sağlık, eğitim, ulaşım gibi alanlarda sosyal harcamaları kısarak kapatmaktadırlar.

Tüm dünyada yaşanan budur: İşsizlik dünya ölçeğinde çığ gibi büyürken, işçilerin yaşam koşulları her geçen gün kötüleşmektedir. Bu tablo Türkiye için çok daha fazla geçerlidir. 2008-2009’daki kriz döneminde, krizin faturası işçilerin sırtına yıkıldı. Bir yıl içinde tam bir milyon işçi işten atıldı ve işsizlik oranı %16’ya tırmandı. Daha da önemlisi, krizi gerekçe olarak gösteren ve işsizlik kamçısını kullanan patronlar, bu dönemde taşeronluk sistemini rahat bir şekilde yaygınlaştırdılar; ikramiyelere el koydular, ücretlere zam yapmadılar, çalışma temposunu hızlandırarak daha az işçiyle daha çok iş yapmayı dayattılar, iş saatlerini fazla mesai adı altında 12 saate çıkardılar. Gerekli iş güvenliği önlemlerinin alınmadığı uzun ve yorucu çalışma koşulları altında iş kazaları çığ gibi büyüdü. Yalnızca 2011 yılında 1700 işçi iş kazalarında yaşamını kaybetti. İşçiler krizin bedelini tükenerek ve canlarını vererek öderken, ekonomi büyüdü ve patronlar kârlarını yükselttiler.

Fakat kriz çanları bir kez daha çalıyor. Kapitalizmin krizi öylesine büyük ve derindir ki Türkiye’nin bu krizin dışında kalması mümkün değildir. Nitekim ekonomik büyüme oranları düşmeye başladı ve patronlar faturayı bir kez daha işçilere kesmeye giriştiler. Onlarca işyerinde ücretler ödenmedi, ödenmiyor. Pek çok işyeri kapandı ve işçiler işsizliğin kucağına itildiler. Her işçinin kapısında işsizlik canavarı pusuya yatmış durumda. Yani şu an 2,5 milyon olan işsiz sayısı önümüzdeki dönemde daha da artacak. Patronlar ise, krizi ve işsizliği kendileri için bir fırsata çevirmek istiyorlar. Patronların arzularını yerine getiren AKP hükümeti, uzun bir süredir kıdem tazminatının bir fona devredilmesini ve zamanla ortadan kaldırılmasını; taşeronluğun çalışma yaşamının tüm alanlarına girmesini; kölelik bürolarının kurularak işçilerin kiralanmasını içeren projeyi gündemde tutuyor. Eğer işçiler karşı koymazsa, patronlar “kriz var” diyerek ve işsizlik kırbacını kullanarak tüm bu saldırıları hayata geçirecekler.

Ortadaki tablo biz işçiler açısından vahim bir tablodur. Öncelikle her işçi kardeşimiz şu soruyu kendisine sormalıdır: Kapitalizmin yarattığı krizin bedelini ödemeye ve patronları ihtişam içinde yaşatmaya mecbur muyuz? Umutsuzluğa kapılarak patronlara boyun mu eğeceğiz, yoksa birleşip karşı mı koyacağız? İşte asıl mesele ve cevaplanması gereken sorular bunlardır. Yürünecek yol bellidir: İşten atmalara ve haklarımızın elimizden alınmasına karşı durmak için birleşmeliyiz. Patronların karşısına örgütlü ve bilinçli işçiler olarak çıkmalıyız. Fakat işçilerin birliği somut bir şeydir, laf düzeyinde birlik olmaz. Demek ki her işçi şu soruyu da kendisine sormalı ve cevap vermeli: Krizin bedelini ödememek, işsiz kalmamak, haklarımı kaybetmemek için ne yapıyorum?

15 Şubat 2013

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • MESS ile işçi sendikaları arasında sürecek grup toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin başlamasına kısa bir süre kaldı. Yetkili sendikalar işçilerin ücret ve sosyal haklarına yapılmasını talep ettikleri zam oranlarını açıklamaya başladılar. Gerek...
  • General Motors’un Güney Kore’deki 3 fabrikasında çalışan yaklaşık 8 bin işçi, 9 Eylülde greve çıktı. Kore Metal İşçileri Sendikası (KMWU) üyesi işçiler ücret artışı talebiyle üç günlük bir grev gerçekleştirdiler. Arjantin’de Başta kamu çalışanları...
  • 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin üzerinden 39 yıl geçti. Ama darbecilerle ve onları işbaşına çağıran sermaye sınıfıyla davamız kapanmadı. İşçi sınıfının mücadele örgütleri 12 Eylül’ü asla unutmamalı ve unutturmamalı. Çünkü Türkiye işçi...
  • Geçtiğimiz günlerde UİD-DER olarak Cargill direnişçilerini ziyarete gittik. Cargill işçileri Tek Gıda-İş sendikasına üye oldukları için haksız yere işten çıkarılmışlardı. O günden sonra mücadeleye başladılar. Şu an ise 500 günü aşkın bir süredir...
  • Güney Afrikalı binlerce kadın giderek artan kadına yönelik şiddeti protesto etmek için 4 Eylülde sokaklara döküldü. Emekçi kadının ezilmişliğini besleyerek büyüten kapitalist sisteme ve temsilcilerine tepki gösteren kadınlar, eylemlerini Dünya...
  • İngiltere’de South Western Demiryolu Şirketine bağlı çalışan işçiler 30 Ağustosta greve çıktı. İşçiler şirketin istasyonlarda ve trenlerde güvenlik işçilerini işten çıkarma planını engellemek için uzun süredir mücadele yürütüyor. Haziran ayında 5...
  • Geçtiğimiz günlerde yeni yönetimini belirleyen Petrol-İş Sendikası, Cargill direnişini 512. gününde (11 Eylül) ziyaret etti. Genel Başkan Süleyman Akyüz ve sendikanın merkez yöneticileri ile Gebze’deki işyerlerinden gelen işçi temsilcilerinin...
  • Ben özel bir hastanede çalışan, sizler gibi alın terimi, emeğimi ortaya koyarak geçinmeye çalışan genç bir işçiyim. Zorluklara, patronlara ve onların sömürü sistemine karşı mücadele veriyorum aynı sizler gibi… Bağlı olduğum, bundan da mutlu ve...
  • Geçtiğimiz günlerde devlete bağlı işletmelerde çalışan binlerce işçiyi yakından ilgilendiren toplu iş sözleşmesi imzalandı. Türk-İş ile Aile ve Çalışma Bakanlığı arasında imzalanan sözleşmede binlerce işçi sefalet ücretine mahkûm edildi. Binlerce...
  • Daha doğar doğmaz salgın hastalıklara karşı aşılanırız. Verem, çocuk felci, boğmaca, kızamık, tetanos gibi olası hastalıklar karşısında önleyici sağlık hizmeti almış oluruz. Böylelikle daha baştan mikroplara ve virüslere karşı direnç geliştiren...
  • EYT Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği taleplerini haykırmak için 8 Eylülde Tandoğan Meydanında toplandı. Çeşitli illerden binlerce işçi ve emekçi bir araya gelerek emeklilik hakları için mücadelede kararlı olduklarını bir kez daha gösterdiler...
  • Günden güne kadına yönelik şiddet artıyor. Her gün birkaç kadının kocası tarafından silahla vurulduğu, bıçaklandığı haberlerini okuyoruz. Okunan haberlerdeki vahşet önce insanları üzüyor sonra öfkesini artırıyor. İnsanlar, sosyal medyada birkaç şey...
  • Enflasyon gibi işsizlik oranları da kasıtlı olarak düşük gösteriliyor. Aslında ekonomik alandaki tüm veriler, toplumun gözünden saklanıyor. Çünkü gerçeğin tam olarak görülmesi istenmiyor. Siyasi iktidar, verilerle oynayarak ve medyayı kullanarak...