Navigation

Buradasınız

Kapitalizm Sömürü, Yoksulluk, İşsizlik, Baskı ve Yasaklar Demektir

Mayıs 2015, No:86
Kapitalizm denen sistem, insanlığı her geçen gün biraz daha uçuruma sürüklüyor. Dünyadaki işsizlerin, yoksulların ve en önemlisi açların sayısı artıyor. Bir dönem parmakla gösterilen Batı Avrupa ülkelerinde bile işsizlerin sayısı hızla tırmanıyor. Üstelik tüm bunlar olurken, tüm zenginlik ve sermaye bir avuç kapitalistin/patronun elinde birikmeye devam ediyor.

Sermaye sahiplerine, devleti yönetenlere, medyada boy gösteren yazarlara sorarsanız kapitalizm insanoğlunun bugüne kadar gördüğü en iyi sistemdir. Böyle düşünmeleri normal tabii, ne de olsa sistemin efendileri onlardır. İşçi sınıfının ürettiği zenginliklere el koyup bir elleri yağda bir elleri balda yaşıyorlar. Bu nedenle sefasını sürdükleri sistemin değişmemesi için her türlü yalan ve çarpıtmaya başvurmaktan geri durmuyorlar.

Gerçek şu ki kapitalizm denen sistem, insanlığı her geçen gün biraz daha uçuruma sürüklüyor. Dünyadaki işsizlerin, yoksulların ve en önemlisi açların sayısı artıyor. Bir dönem parmakla gösterilen Batı Avrupa ülkelerinde bile işsizlerin sayısı hızla tırmanıyor. Üstelik tüm bunlar olurken, tüm zenginlik ve sermaye bir avuç kapitalistin/patronun elinde birikmeye devam ediyor. Yani neresinden bakarsanız bakın sistemin her yerinden eşitsizlik, adaletsizlik, çelişkiler fışkırıyor.

Belirli aralıklarla krize giren kapitalist ekonomi, tarihinin en büyük kriziyle boğuşuyor. Kapitalistler için krizden çıkmanın bir yolu, kemer sıkma programlarını devreye sokmaktır. Güya tüm toplum kesimlerine hizmet eden hükümetler, patronların isteklerini hayata geçiriyorlar. Bunun anlamı açıktır: İşçi ücretlerinin düşürülmesi, emeklilik yaşının uzatılması, tazminat gibi sosyal haklara el konulması, taşeronluğun, esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılması, iki veya üç kişinin yapacağı işin bir işçinin sırtına yıkılması… Böylece işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşulları ağırlaşırken, patronların kârı artmaktadır.

Seçimler Kürt ve Türk işçilerinin kardeşliğini güçlendirmek için de bir fırsattır. AKP’nin yeniden güçlü bir şekilde iktidara gelmesi demek, işçi haklarına dönük saldırılarını sürdürmesi, Erdoğan’ın tüm topluma sopa sallaması demektir. Dolayısıyla otoriterleşmeye, baskı ve yasaklara, anti-demokratik yasalara dur demek için işçiler-emekçiler oylarını HDP’ye vermelidir.

Ancak bu kadarı kapitalistlere yetmez. Onlar daha fazla kâr için yurtdışı pazarlarına gözlerini dikerler. Bugün ABD, Rusya, Çin, Fransa, Almanya, Türkiye, İran, Suudi Arabistan gibi ülkeler Ortadoğu ve Afrika’daki pazar, yatırım alanları, ticaret ve enerji kaynaklarının kontrolü için kıran kırana bir kavga yürütüyorlar. Emperyalist-kapitalist rekabet, kaçınılmaz olarak savaşa dönüşüyor. Ortadoğu’yu cehenneme çeviren savaşın her geçen gün büyümesi bir tesadüf değildir. Emperyalist-kapitalist savaşlar, herhangi bir ülkenin daha saldırgan olmasıyla açıklanamaz. Savaşın arkasında kapitalist çıkarlar var. Her kapitalist ülke pastanın en büyük dilimini kendi midesine indirmek istemektedir.

Lakin patronlar sınıfı, hükümet ve onların medyası bu çıkar savaşının üzerini süslü laflarla örtmeye çalışıyor. Amaçları işçi-emekçi halkı bu savaşın destekçisi yapmak, onların tepkilerini yatıştırmaktır. Meselâ hedeflerinin demokrasi, barış ve özgürlük olduğunu söylüyorlar. ABD’nin Irak’a nasıl demokrasi götürdüğünü hepimiz biliyoruz. AKP’nin özgürlük götürmek istediği Suriye, içinden çıkılmaz bir savaşa gömülmüş durumda. Savaşı meşru göstermek için “ülke çıkarları böyle gerektiriyor” diyorlar. “Büyük Türkiye için” diyorlar. Oysa hepimiz biliyoruz ki onların ülke çıkarları dediği şey aslında kapitalistlerin çıkarıdır. Büyük Türkiye’de işçilere yalnızca düşük ücretler, uzun iş saatleri, taşeronlaştırma ve iş cinayetleri düşüyor.

Bir taraftan demokrasiden söz eden bu utanmazlar, öte taraftan demokrasinin sınırlarını daraltıp toplumu baskı altına alıyorlar. Çünkü toplumda hoşnutsuzluk artıyor. Doğal olarak işçi-emekçi halk daha iyi bir yaşam istiyor, krizlerin bedelini ödemek ve savaşlarda ölmek istemiyor. Bunların yanı sıra, kapitalizmin mantıksızlığı ve çıkışsızlığı emekçilerin gözünde daha fazla teşhir oluyor. Ani toplumsal patlamalar biçiminde açığa çıkan emekçilerin öfkesi alttan alta birikiyor. Haliyle tüm bunlar, egemenleri korkutuyor. Kendi iktidarlarını sürdürmek, krizin bedelini işçilere ödetmek ve emekçileri savaşa hazırlamak için toplumu baskı altına alıyorlar. ABD’den Türkiye’ye, Fransa’dan Rusya’ya tüm devletler, terörizmi bahane ederek polis devleti uygulamalarını arttırıyorlar. Daha baskıcı, tek kişi yönetimine dayalı rejimler işbaşına geliyor.

Dönüp Türkiye’ye baktığımızda bu tabloyu daha net bir şekilde görebiliriz. Kendi iktidarını ve sermayenin büyümesini garanti altına almak, Ortadoğu’daki saldırgan emperyalist siyasetini sürdürmek isteyen AKP ve Erdoğan, topluma başkanlık sistemini dayatıyor. Anayasayı ayaklar altına alan Erdoğan, şehir şehir dolaşarak başkanlık sistemi için propaganda yapıyor, seçimlerde AKP’ye oy istiyor. Ülke yönetiminde tüm ipleri eline almak istiyor. Erdoğan, karşısında muhalefetin olmasını, insanların itiraz etmesini, işçilerin haklarını aramasını istemiyor.

Bizler toplumdaki her gelişmeye işçi sınıfının penceresinden bakıyoruz. Yaşadığımız kapitalist toplumda sınıflar var; zenginler bir tarafta biz yoksullar ise öte taraftayız. İşçi sınıfının ve yoksulların çıkarı ortaktır. Bu nedenle işçilerin bir sınıf olarak bir araya gelmesi, kendi çıkarları temelinde örgütlenmesi, bilinçlenmesi ve mücadele etmesi gereklidir. Şurası kesin ki insanı hiçe sayan ve işçilerin sömürüsüyle, canı ve kanıyla ayakta kalan kapitalizm yıkılmadığı müddetçe toplum barış ve huzura hasret kalacaktır. İnsanın insanı sömürmediği, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı, paraya değil insana değer veren yeni bir dünya kurmak hayal değildir. Bunun için biz işçilerin düşmanlarımızı çok iyi tanımamız, örgütlenmemiz, bilinçlenmemiz ve sömürücüleri sırtımızdan atmak için mücadele vermemiz gereklidir.

Bu temelde bir mücadeleyi büyütürken, somut siyasal durumun üzerinden de atlayamayız. Önümüzdeki seçimler Türkiye’nin en kritik seçimleridir. Erdoğan’ın otoriter başkanlık heveslerine dur deme noktasında HDP’nin barajı aşması çok önemlidir. Şunu biliyoruz; işçi-emekçi halk yıllarca Kürt düşmanlığı ve milliyetçilik temelinde zehirlendi. Bu nedenle HDP’ye karşı işçilerin bir bölümü arasında önyargı var. Aslında bu seçimler bu önyargıları kırıp atmak, Kürt ve Türk işçilerinin kardeşliğini güçlendirmek için de bir fırsattır. AKP’nin yeniden güçlü bir şekilde iktidara gelmesi demek, işçi haklarına dönük saldırılarını sürdürmesi, Erdoğan’ın tüm topluma sopa sallaması demektir. Dolayısıyla otoriterleşmeye, baskı ve yasaklara, anti-demokratik yasalara dur demek için işçiler-emekçiler oylarını HDP’ye vermelidir.

19 Mayıs 2015

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • TÜİK Haziran 2019 işsizlik rakamlarına göre Haziran ayı itibariyle işsizlik yüzde 13’e yükselirken, işsizlerin sayısı 4 milyon 233 bine çıktı. Gerçekte işsizlerin sayısı çok daha fazladır. Çünkü TÜİK, işsiz kalıp da bir ay içinde iş başvurusu...
  • Merhaba arkadaşlar, çalıştığım fabrikada her ay mutlaka maaşta kesinti oluyor. Bazı işçi arkadaşlarımız insan kaynaklarına maaşların neden kesildiğini sorduklarında şu cevabı alıyor: “Geç gelmişsindir ya da işe gelmediğin olmuştur, ondan dolayı...
  • Fransa’nın başkenti Paris’te işçiler emeklilik hakkına yönelik saldırıları grevlerle protesto ediyor. Genel İşçi Konfederasyonu (CGT) üyesi taşıma işçileri, “reform” adı altında emeklilik hakkının tırpanlanmasına karşı 13 Eylülde grev gerçekleştirdi...
  • DERİTEKS, 14 Eylülde VIP Tekstil önünde işten atmaları, artan baskıları protesto etmek için bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasına TÜMTİS, Petrol-İş, Koop-İş, Türk Metal, Tekgıda-İş, Basın-İş sendikalarının temsilci ve yöneticilerinin yanı...
  • Her gün aydınlanan güne uyanıp, günlük hayat koşturmamıza başlıyoruz. İşe, okula giderken bir kısmımız yolu haber okuyarak, bir kısmımız da sosyal medyaya bakarak geçiriyor. Peki, hangi sabah bu haberlere ve gelişmelere bakarken bir cinayet veya...
  • Merhaba dostlar, işçi ve emekçiler olarak hayatımızın her alanında kapitalist sistemin bize dayattığı ağır şartları yaşıyoruz. Bu sistem bizi hayatın her alanında eziyor. Yıllarca okuyup aylarca işsiz kalan ve henüz yeni iş bulabilmiş genç bir...
  • MESS ile işçi sendikaları arasında sürecek grup toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin başlamasına kısa bir süre kaldı. Yetkili sendikalar işçilerin ücret ve sosyal haklarına yapılmasını talep ettikleri zam oranlarını açıklamaya başladılar. Gerek...
  • General Motors’un Güney Kore’deki 3 fabrikasında çalışan yaklaşık 8 bin işçi, 9 Eylülde greve çıktı. Kore Metal İşçileri Sendikası (KMWU) üyesi işçiler ücret artışı talebiyle üç günlük bir grev gerçekleştirdiler. Arjantin’de Başta kamu çalışanları...
  • 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin üzerinden 39 yıl geçti. Ama darbecilerle ve onları işbaşına çağıran sermaye sınıfıyla davamız kapanmadı. İşçi sınıfının mücadele örgütleri 12 Eylül’ü asla unutmamalı ve unutturmamalı. Çünkü Türkiye işçi...
  • Geçtiğimiz günlerde UİD-DER olarak Cargill direnişçilerini ziyarete gittik. Cargill işçileri Tek Gıda-İş sendikasına üye oldukları için haksız yere işten çıkarılmışlardı. O günden sonra mücadeleye başladılar. Şu an ise 500 günü aşkın bir süredir...
  • Güney Afrikalı binlerce kadın giderek artan kadına yönelik şiddeti protesto etmek için 4 Eylülde sokaklara döküldü. Emekçi kadının ezilmişliğini besleyerek büyüten kapitalist sisteme ve temsilcilerine tepki gösteren kadınlar, eylemlerini Dünya...
  • İngiltere’de South Western Demiryolu Şirketine bağlı çalışan işçiler 30 Ağustosta greve çıktı. İşçiler şirketin istasyonlarda ve trenlerde güvenlik işçilerini işten çıkarma planını engellemek için uzun süredir mücadele yürütüyor. Haziran ayında 5...
  • Geçtiğimiz günlerde yeni yönetimini belirleyen Petrol-İş Sendikası, Cargill direnişini 512. gününde (11 Eylül) ziyaret etti. Genel Başkan Süleyman Akyüz ve sendikanın merkez yöneticileri ile Gebze’deki işyerlerinden gelen işçi temsilcilerinin...