Buradasınız
The Antidote to Despair is to Organise!

We have left behind a tough election process. We will experience the negative effects of the election in the upcoming period. But an increasingly dominant feeling has already pervaded the majority of the society: hopelessness. Having expected to get rid of the one-man regime through elections, millions of workers are now disappointed. Moreover, this disappointment turned into anger towards the workers who voted for the continuation of the one-man regime. However, this mood is exactly what the regime desires and it further deepens the polarization.
In the 2002 elections, held after the devastating earthquakes of 1999 and the economic crisis of 2001, the ruling coalition parties (DSP, MHP, ANAP) remained below the electoral threshold of 10%, suffering a huge defeat. Today’s economic crisis is much more severe than 2001. We are experiencing the biggest impoverishment in the history of the Republic of Turkey. Moreover, the 2023 February earthquakes were much more devastating than those of 1999. Naturally, it was expected that the majority of the society would say “no” to the one-man regime, when one takes into account the growing poverty, economic problems, injustice, looting of public and natural resources, recent earthquakes and all the evil made by regime. However, despite the decline in their votes, AKP and MHP did not suffer a defeat. One-man regime managed to consolidate its vote base in its weakest period. Why? Despite their desire for change, why the workers, who suffer from the same problems, concerns and poverty with us, voted for the continuation of the one-man regime?
Because today we are faced with an oppressive and totalitarian regime that has all the means and instruments of the state at its disposal. It controls almost all of the media. It manages the perceptions of society with all kinds of lies and manipulations. Dissident voices that tell the facts are being silenced through oppression and tyranny. All kinds of discontent are being supressed by the regime. When we talk to our fellow workers in factories and neighbourhoods, we clearly see that, even though they voted for Erdogan, they are not happy at all, sharing the same concerns with us. But, this regime, which is notoriously skilled at managing perceptions, takes advantage of the disorganised state of workers and manipulates even those who want to get rid of it. The regime desires us to believe that all the workers who voted for Erdogan wholeheartedly support him. It tries to make us ignore the fact that we have passed through an anti-democratic election period under extraordinary conditions, where all kinds of malice and lies were put into practice. In other words, the regime is not only pitting the workers against each other, but also feeding the illusion that it is omnipotent and indestructible. Thus, it seeks to plunge the workers into despair and hopelessness, despite their desire for change.
Undoubtedly, in an unorganized society, the number of people who think exactly as the regime wants is not small at all. Hopelessness kills a person’s joy in life and drags them into depression. And it does exactly the same for the society. A society dominated by hopelessness and fear gets sick and loses its energy to fight. Such a society loses not only democratic rights and freedoms but also economic rights. Working and living conditions become worse and worse.”
The reality is that we have a difficult period ahead of us. No matter which party they voted for, all workers have now entered a period full of oppression and attacks against their rights. The heavy bill of the economic destruction will be paid not by the capitalists, but by the workers. However, we should not direct our anger towards our fellow workers who fail to see the darkness awaiting us. We should direct this anger against the regime that resorts to all kinds of evil in order to divide and manipulate the society. Instead of surrendering to despair,we must struggle to expand the organization of the working class.
Even when the society is unorganized, an organised worker does not fall into the desperation.Because organised workers know that the antidote to despair is to organise. They know that oppression and tyranny will not end just because we want them to end. They know that it requires responsibility and struggle. They know that no darkness lasts forever. When we look at the history, we can clearly see this truth. The dictatorship of Mussolini in Italy, Hitler’s fascism in Germany, the junta of Colonels in Greece, and the dictatorship of Pinochet in Chile dragged societies into destruction. But these societies rose up again and settled accounts with fascism.
Of course, the rise of these societies did not happen overnight and spontaneously. The path of the change was paved by the vanguards that emerged out of these societies. These vanguards knew that social change was inevitable. They maintained their resistance during those tough and dark periods. They dreamed about the future and worked to make their dreams happen. They focused on grasping the mood of society.The tide was against them. But they kept swimming against the stream. They continued to tell the truth with patience and determination.
In our neighbourhoods, workplaces, unions and schools... Whereever we are, we will keep fighting by uniting around the common problems of the working class. Let us not forget that totalitarian regimes are based not only on fear, but also on despair. We will not fall into despair. We will continue to sow the seeds of hope for the future and raise our struggle.
Son Eklenenler
- Güvenliğin ve danışmanın olduğu katta her 5 dakikada bir “sistemsel hata ve arıza olduğu için tüm katlarda hizmet verilemiyor” şeklinde anonslar yapılıyordu. Önce güvenliğe gidip bu yapılanın yanlış olduğunu, insanlara memurların iş bıraktığının...
- Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca adlı romanında Yaşar Kemal, sömürülenlerle sömürücüler arasındaki büyük çelişkiyi anlatır. “Çünkü” der, “sömüren güçlü azınlıkla, sömürülen ve güçsüz sanılan çoğunluk, her çağda vardı. Ama bu çelişki...
- İktidarın “Kamu Çerçeve Protokolü” sürecindeki tutumunu protesto etmek için yapılan bir eylemin ardından bir kadın işçi çevresindeki insanlara sordu: “Bu sene hiç kiraz yediniz mi?” Bu soruya evet diyen tek bir kişi çıkmadı. Kilosu 700 lirayı aşan...
- Mücadele örgütümüz UİD-DER’in saflarında yer almış her işçi kardeşimizden, çoğu zaman övgü dolu sözler duyarız. Bu sözler tesadüf değil, UİD-DER’in sınıf mücadelesinin tarihsel deneyimlerinden süzülüp gelen mücadele kültürünün bir sonucudur. Ben de...
- İstanbul Emek Barış ve Demokrasi Güçleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında 31 Ağustos Pazar günü Kadıköy’de bir miting düzenleyeceklerini duyurdu. Miting çağrısı, Mecidiyeköy’de bulunan Tüm Bel-Sen İstanbul Şube binasında 27 Ağustosta...
- Toplamda 6,5 milyon kamu emekçisi ve emeklisini ilgilendiren 8. Dönem Toplu Sözleşme görüşmelerinde, anlaşma sağlanamadı. Kamu İşveren Heyeti ile konfederasyonlar arasında görüşmeler çıkmaza girdiği için, süreç Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna...
- İzmir’den İstanbul’a belediye çalışanları, ücretlerinin geç veya eksik ödenmesi, tazminatlarının ve yan haklarının ödenmemesi nedeniyle çeşitli eylemler yapıyor. Evlerini geçindirmekte zorlanan emekçiler, alacaklarının bir an önce ödenmesini talep...
- 600 bin kamu işçisini ilgilendiren Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Protokolü (KÇP) süreci, kamu işçilerinin taleplerinin görmezden gelinerek sefalet zammına imza atılmasıyla sonuçlandı. Harb-İş İstanbul Şube Başkanı Murat Yalçınkaya ile Kartal...
- Grev yerindeki bir sohbet sırasında bir işçi kardeşimiz çocuğunun aşçılık bölümünü seçtiğini anlatırken bu durumun onu üzdüğünü şu sözlerle dile getirmişti: “Biz istedik ki bizim gibi işçi olmasın, mühendis olsun, doktor olsun, ezilmesin. Ama olmadı...
- Biz Gebze’den bir grup UİD-DER’li işçi olarak Omsa Metal direnişini ziyaret ettik. Direnişçi işçilerle sorunlarımız üzerine sohbet ettik.
- Kapitalist sistemin tarihsel krizi, siyasi iktidarın sermaye sınıfının çıkarlarına göre yürüttüğü politikalar biz emekçileri derinden etkiliyor. Açlık sınırı altında kalan sefalet ücretlerine mahkûm edilmiş durumdayız. Bizler insanız, sadece...
- Metal işkolunda grup toplu iş sözleşmesi yaklaşıyor. Bu sözleşme MESS ve metal işkolunda örgütlü bulunan Birleşik Metal-İş, Türk Metal ve Çelik-İş sendikaları arasında gerçekleşecek. Biz işçiler bir araya geldiğimizde futbol üzerine konuşur, sohbet...
- BM destekli Entegre Gıda Güvenliği Aşaması Sınıflandırması (IPC), Gazze’de yaklaşık 500 bin kişinin yaşadığı yerleşim bölgesinde kıtlık ilan etti. Gazze’de açlıktan ölenlerin sayısı her geçen gün artıyor. İsrail’in uyguladığı bu soykırımı protesto...